Aynanız Pas Tutmasın

Edebiyatımızın temel anlatım özelliklerinden en önemlisi, şüphesiz mesafe hassasiyetidir; ne anlaşılamayacak kadar uzak ne de körlüğe sebep olacak bir hadsizlik cüreti benimsenmiştir. Müziğimiz de doğal olarak beslendiği en önemli kaynağın yani varlık edebiyatımızın, içinden seslendiği ontolojik estetiğin (burada tam olarak “güzellik” anlamında) temel düsturu olan edep sınırlarını ses dizelerinde de koruma kaygısını terk etmez. Bir …

Devamını oku

Riyâ Devri Kapandı Çok Şükür

Tabîr, Fethi Gemuhluoğlu Beyefendi’ye aittir. 1977’de vefât eden merhûm Gemuhluoğlu, bugünleri ta o günlerden görerek; “Küfür ve fitne devri kapandı. Şimdi riyâ devrindeyiz. Onun da eceli gelmiştir beyler. Gözü olana gün ışımıştır!” demişti. Çok şükür, bizler kendisinin engin ferâsetiyle görüp müjdesini verdiği günlere erişmiş olmanın bahtiyârlığını yaşıyoruz bugünlerde. Sadece cumhûrbaşkanımız değil, devlet erkânımız da Batı …

Devamını oku

Pend-i Aşk

              Bir defa var edildikte var olan olmaz zâil Var idik var olduk var’dan münkir olma vesselâm   Önce lâ de göz yumarak olup sen kesrete mâil Perde kalkar illâ dersin münkir olma vesselâm   Aşk ile tut dost eteğin’ bulursan bir yâr-i kâmil Noktayı devreyle âşık münkir olma …

Devamını oku

Varlık Hakkında

Bizim kültürümüzde madde ve mânâ diye ikili şekilde sınıflandırdığımız varlıktan, maddî olan kısmını az çok anlıyoruz. Peki, mânâ dünyasına ait olan varlık, kendisini nasıl gösteriyor? Şüphesiz ki beşer olarak fark edişlerimiz, maddî bir kalıbın içinde oluyor. Hem fark eden taraf hem de fark edilen şey, belirli bir kalıba sahip olmalı ki varlık, müşahede edilebilir olsun. …

Devamını oku

Esopvari Bir Öykü

              Zavallı eşek, ata bakar bakar imrenirmiş. İmrenmekle kalsa, ne âlâ!.. Üstüne dertlenirmiş de!.. Bakmış, dönenmiş şöööyle bir aynanın önünde… Neyim noksan, neyim fazla hesabıyla… Kulakları çarpmış ilkin gözüne; Biraz uzun mu ne?.. Haa, bir de kuyruk meselesi var. püskülü kısa ve dar…   Almış eline makası, bakın ne …

Devamını oku

Hisar ve Âgâh

              Zamânı sırlamış bir gönlü âgâh Lütfuyla açıldı kutlu namazgâh   Erkân-ı edeble geçtik eşiği   Fâtih’in zamâna kerttiği bir iz Bânîleri âbidleriyle biriz   Erkân-ı edeble aldık keşiği   Aşk-ı âteşînle keyfince nâşit İken şimdi oldu bir cism-i sâmit   Erkân-ı edeble seçtik yüreği   Yükseldi çok şükür …

Devamını oku

Bastonun Ucundaki Tebessüm

Kıdemli ve tecrübeli bir “sakat” olarak tâ çocukluğumdan beri sakatlığın hatun kişilere yakışmadığını düşünmüşümdür. Kader ortağım hatunları gördüğümde ne yalan söyleyeyim içim cızzz eder. Bu da benim ön yargım işte…   Bugün sabah önce otobüsle başlayan seyahat sergüzeştim metro, füniküler, tramvay ve tekrar otobüsle devam etti, hem de gün içinde bunlara defalarca bindim. Sabahleyin Kabataş’tan …

Devamını oku

Sensiz İlk Anneler Günüm

              Olmayandan bir şey ummak bence bir rûyâ imiş; Bildiğimden şaşmam artık anne bir deryâ imiş. Bunca yıldır öptüğüm eller neden benden uzak; Bir de baktım, takdîr-i ilâhî bu kez ağ imiş.   Öyle bir ağ, anneden evlâdı mahrum eyleyen; Öyle bir hasret ki tüm benlikte yokluk peyleyen; Bunca …

Devamını oku

Gidip de Dönmemek, Gelip de Bulmamak

Hep duyarız; imparatorluğun can çekişme döneminde askere alınan ya da mesleği askerlik olan birçok insan, Balkan Savaşı’ndan hatta Trablus’tan başlayıp Kurtuluş Savaşı sonuna kadar on bir on iki yıl boyunca o cephe senin, bu cephe benim dolaşmış; evi ile, çoluk çocuğu ile en ufak bir temas imkanı bulamamış.   Evde kalan başka çekmiş, cephedeki başka… …

Devamını oku

Hazan Mevsimi 93

Rumi takvime göre 1293 yılında başladığı için hafızalarımızda 93 Harbi olarak kalan Türk-Rus harbi, tarihimizde derin ve acı dolu izler bırakmıştır. Rus orduları ile hem Rumeli hem de Kafkasya cephesinde yaklaşık bir yıl süren savaş, maalesef Osmanlı’nın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Resmi kayıtlara göre Rumeli ve Kafkasya’dan sayıları bir milyonu aşan ve ağırlığı Osmanlı vatandaşı Türklerden oluşan …

Devamını oku

Şehâdetin Onayını Kalbinden Alacaksın

“Duygusallık” suçlaması, anlama konusunda “soğukkanlı” olamayanlara atfedilen bir sıfat. “Suçlama”, dikkatli okuyucudan kaçmaz ki; bir aksama, yanlış yada hatâ durumunda söz konusudur. O perspektife göre, “anlama” veyâ “anlamlandırma” esnâsında duygular devrede bulunmamalıdır! Pekâlâ bu mümkün müdür? Duygulardan soyutlanmış bir anlama olabilir mi? Anlama konusu, dikkatin tevcihinden bağımsız kalabilir mi? Dikkatler, hassâsiyetlerden bağımsız mıdır? Hassâsiyet duygusuzluk …

Devamını oku

Akl-ı Selim ve Tarih

Moğol istilâsının önü sıra kaçan Türkler, aşiretler halinde Batı’ya doğru akarken kendileri ve beraberlerinde getirdikleri sürüleri için uygun bölgeler buldukça konaklamakta ve yerleşme çabalarına girmekteydiler.   İran, Kafkasya, Irak ve Anadolu bu akıntı ile hızla Türkleşmekte idi.   Yerleştikleri bölgelerde gelenek ve örflerine uygun olarak kendi yönetimlerini kurmaları ve geliştirmeleri kolay oldu.   Beylikler halinde …

Devamını oku

Seyr-i Nisyan

Bazı türkülerin layıkıyla anlaşılamadıklarını söylemek zorundayım. Tabii müziğin dolaylı dolaysız bin bir türlü yolla duyguları muhatap alıyor olması, her dinleyende başka bir ruh haliyle karşılık bulmasına yol açar. Bu da müziği ayrıcalıklı kılan önemli bir sanat özelliğidir. Her müzik eseri, yaratıldığı dönemin zaman ve anlayış şartlarına bağlı olarak başka başka hislerin ses tekniği yoluyla dışavurumu …

Devamını oku

Kapıkullarıyla Mücâdele Buraya Kadarmış

Batılılar devşirme usûlünü bizden aldılar hiç şüphesiz. Uzun asırlar boyu, aslı Hıristiyan olan çocukların daha büluğ çağına erişmeden devşirilerek içinden çıktıkları dünyaya karşı kullanılmaları, Batılıların zihnini ve muhayyilesini meşgul etmiştir hep. Hattâ içlerinden çıkan İvo Andriç gibileri daha da ileriye giderek gerçeklerle bağdaşmayan fantastik öyküler bile üretmiştir onlar hakkında. Ve bu sistemi iktibâs eden Batılılar, …

Devamını oku

“Dönülmez Akşamın Ufkundayız”

Fakat bu “akşam” bitişin değil, başlangıcın akşamı. Binlerce yıllık “ontolojik itikadını” yüzlerce yıldır kaybetmiş ve aramayı aklına dahi getir/e/meyecek şekilde unutmuş bir milletin; tarihiyle, kültürüyle, mahiyetiyle, ceddiyle, kendisiyle… hâsılı “Töre”siyle tekrar karşılaştığı, tanımaya çalıştığı, bir yerlerden gözünün ısırdığı kutlu bir akşamın ufkundayız. Elhamdülillah! Ne kaybettiğini bilmeyen, arasa bile, ne arayacağını bilebilir mi? Bulsa bile bulduğunun …

Devamını oku

“Nizam-ı Âlem Ülküsü”, Saâdet; “Çıkar İlkesi”, Şekâvet ve Felâket Sebebidir…

“Diplomasi” deyip geçmeyin. Beşerin en kıvrak zekâlı çocuklarının faaliyetinden söz ediyoruz. En üstteki bu tabakanın iştigal alanı, insanlığın kaderine hükmetme alanıdır. Devletler bunların kontrolünde, insanlığın bütün imkanları bunlar tarafından kullanılmaktadır. Son iki yüz yıldır bunların dillerinden düşürmedikleri, iki cümlede bir: “Devletlerin ilkeleri değil, çıkarları vardır!”, “Devletlerin dostları değil, çıkarları olur!” vb terâneleri hepimiz ezbere biliriz. …

Devamını oku

Teslim Abdal İle Gönül Seyri

Rivayet muhtelif olsa da Teslim Abdal, gönül atlasımızın her köşesinde ebedi konuğumuz olarak seyrine devam etmektedir. Erdebil’den Gence’ye, oradan Sivas ve Çorum’a, Ankara’ya, Denizli’ye, nihayet Keşan’a değin geniş bir coğrafyada edep kapısından vicdanlara seslenir. Kalbimizin konakladığı her yerde; mesela Horasan’da ya da Üsküp’te, Medine’de veya Kurtuba’da, kışlada yahut tekkede hava şartları ne olursa olsun iklim, …

Devamını oku

“Öz Yurdunda Garipsin”

Güzel ülkemizde “Seneler, asırlar değişse bile” değişmeyen, kaybolmayan, ihtiyaç anında ortaya atılıveren tartışmalar vardır. Bu tartışmaları taze tutanların niyeti malum; asıl umumun beklentisi ise maalesef tuttuğumuz tarafı açık edip hangi sosyal tabana dahil olduğumuzu göstermektir: Bayramımız mübarek mi olsun, kutlu mu; Allah mesut mu etsin, mutlu mu; hayırlı mı olsun, iyi mi; Mahmut mu diyelim, …

Devamını oku

Hangi İktisat – 1

Yetinmek; bilindiği üzere memnuniyet, hoşnutluk, kanmak ve inanmak gibi birçok anlamda kullanılsa da Türkçenin yaşayan bu evresinde zihnimizde uyandırdığı ilk çağrışım, sonradan Türkçeleştirdiğimiz kanaat kelimesiyle eşanlamlıdır. Kanaat kelimesi günümüzde hem yetinmek hem de düşüncede yetkinlik anlamında kullanılmaktadır. Yeti, yetmek, yeterlilik, yetki, yetişmek ve yetirmek gibi birçok kelime yetinmek kelimesi aynı kökten beslenmektedir. Modern iktisat; kaynakların …

Devamını oku

Çinuçen Tanrıkorur İle Ferahfeza Seyri

Nereye baksan, ne işitsen, ne görsen “o” nefestir nesneye can veren ruh. Müziğimizin üzerinde seyrettiği güzergâh muhabbetten ibarettir. Her ne söylerse söylesin döner dolaşır sohbeti dosta bağlar. Gönül derdinin dermanı yine bu dostlukta gizlidir. Türk müziği edebiyatı dostun sonsuz yüzünü konu edinegelmiştir. Dolayısıyla musikimiz baştan ayağa aşk edebiyatıdır. Sevgiliye hicabından hep dolaylı anlatımı tercih etmiştir …

Devamını oku