Yazar: Ali Çakır

Meryem Belki

Büyüdüğüm ev şimdi tuğla yığını  Kapısı penceresi belirsiz  Duvarlarında başıboş otlar sırıtıyor  Kuşatsa da hevesli sarmaşıklar  Tozlu yaprakların neresinden baksam görürüm  İki odaya sığdırdığımız koca dünyayı    Orda kazak örer annem Pencere önünde  Neler duyar neler düşünür neler susar Neler söyleşir menekşelerle   İşçi elleri sabun kokar babamın hâlâ Masalları da bilir Yüklendiği ağır hakikati …

Devamını oku

Bilişelim

Gül ile meşgul olanın, ellerine diken dolaşma tehlikesi de var; ellerine gül kokusu sinme ihtimali de.   Yunus Emre’miz; “Sevelim, sevilelim.” diye özetleyivermiş, biz de çok beğenmişiz. Çok beğenince çok tekrâr etmiş, çok tekrâr edince de genelde anlamı kaybetmişiz. Atasözlerimiz ve deyimlerimiz, anlamını alışkanlığa kaybeden örneklerle dolu. Her birinin üzerinde ilk kez duyuyormuş gibi dursak…  …

Devamını oku

Serçenin Söylediği

Asker ocağında bizim gibi acemi erlere jandarma karakolunun nasıl bir düzeni olduğunu, içinde ne gibi araçların bulunduğunu, neyin ne işe yaradığını gösteren bir binaya eğitime gitmiştik. Eğitim amacıyla alayın merkeze en uzak noktasına yapılmış bu bina, yıllar içinde epeyce yorulup hırpalanmış, biraz da ihmal edilmişti.  Hal böyle olunca binanın bütün uygun yerlerinde örümcek ağları, boyunca …

Devamını oku

Gülü Seven

Hazret-i Niyâzî, müthiş bir hizâ çizgisi çekmiş: “Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk” … Bilmelerimizi ve inanmalarımızı, tecrübelerimiz; tecrübelerimizi ise aczimiz, ihtiyâcımız, eksiğimiz tâyin ediyor olsa gerek. İnsanız, âciziz; üşüyoruz, acıkıyoruz, yoruluyoruz, bunalıyoruz, özlüyoruz, ayrılıyoruz…  Eeee, dünyânın bin bir türlü hâli var! İlk bakışta menfî görünen bu ve benzeri durumlar sâyesinde ilmimiz, fennimiz, …

Devamını oku

Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız

Pera tarafında olduğundan kozmopolit bir yapısı olan bizim muhitte ramazan-ı şerîfin rûhuna aykırı işletmeler az değildi. Ramazanın teşrîfiyle beraber hepsi kapanır ve vitrinlerinin uygun yelerine aynı uyarıyı asarlardı:  “Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız!” Ramazan dolayısıyla kapanmayan işletmeler ise vitrinlerini gazete kağıtlarıyla örter, yeterinden fazla ışık açmadan sessiz sedasız hizmet vermeye devam ederdi.  Ramazanın uğramadığı, hissedilmediği yer kalmazdı. …

Devamını oku

Nerde O Eski Ramazanlar?

Salgının getirdiği zarûrî uzletten olsa gerek, nostaljiden hoşlanmayanlarımız dahi eski ramazanların özlemini çekiyor. İnsan birlikte olmaya meyilli tabii. Eh, sahici birliktelikler de benzer duyuş ve düşünüşler etrafında ortaya çıkıp gelişiyor. Sahuru, mukabelesi, iftarı, teravihi… her motifiyle birliğin ekseninde devran eden bir iklim ramazan. Müsamaha ve hoşgörümüzü şu veya bu nispette artırdığımız; sevgi, sabır, yardımlaşma, empati …

Devamını oku

Selvi

Nazlı sunam eğlenmedi bu elde Aktı gitti ak köpüklü sel gibi Anlatamam garip başa geleni Âşinâlar şimdi bana el gibi Yürüdü mü bahar düşer ardına Söyleşti mi kuşlar gelir yurduna Yedi iklim fedâ olsun yoluna Zarâfeti bir incecik tül gibi  Açamadı mahzun gönlün sırrını Çekegeldi ayrılığın kahrını Kana kana içti aşkın zehrini Esti gitti esrârıyla …

Devamını oku

Yolun Ayrımı

Meryem’i bir daha görmedim. Bu cümleyi kurabilmek için on üç yıl beklemem gerekti. Bir sabah uyandım ve on üç yılın ilk günü başladı. Bilmiyordum. Bin bir emekle kurup çattığım dekor değişmiş, perde yıkılmış, sahne viran olmuştu. Onu aramadım. Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Takatsizliğimin asıl kaynağı buydu. Nereden başlayacağını bilmeyen biri başlayabilir miydi? Meryem, yuvarlak bir zaman …

Devamını oku

Meryem Bir Bahar İkindisi

Şehrin içinde… Gürültüden, karmaşadan uzak… Havaalanına falan filan kilometre mesafede… Metro, metrobüs caba… Huzur… Yeşil… Mutluluk… Doğayla iç içe… Doğayla iç içe… Doğayla iç içe yaşamaya başlamadan önce bütün şehirlilere doğayla iç içe yaşamak cazip gelir. Tabii rengârenk kanatlar odanın içinde raks etmeye başlayınca büyü bozulur. Çoğu şehirli için yani. En azından benim için. Bir …

Devamını oku

Meryem Bir Vuslat Hevesi

Telaş mevsimindeyiz. Bütün bir varlık, o tek parça telaşa kapılmış, katılmış. Tomurcuklardan karıncalara, takımyıldızlardan kaplumbağalara, insanlardan ovalara, yerden göğe kadar cümle varlık; tek parça telaşın hükmüne ram ve razı. Kiraz, erik, badem, gül, ruelya, papatya, hatmi… Tomurcuk, çiçek, sürgün, yaprak… Bin bir eda, bin bir tavır ile telaşa kapılmış, katılmış hepsi. Kimse oluştan geri kalmayı …

Devamını oku

Meryem Bir Ezel Aşinalığı

Oldum olası hastaneye gitmekti zorlanırım. Muayene, teşhis, tahlil, tedavi, kontrol… peş peşe ve üst üste, bitmek bilmeyen işler bir yana bütün hastanelerin ruhuna kadar sinmiş, işlemiş o koku; hastane kokusu… Pek ilgili görünmüyor olabilir ama balık kokusu da böyledir. Hastane ve balık kokularını sevip sevmemekte tereddütlerim var. İlk bakışta sevimli kokular değillerdir fakat çocukluğumu bulurum …

Devamını oku

Meryem Bir Akşamüstü

Bazı akşamlar böyledir burada. Kış, adamakıllı hırpaladıklarına bir akşamüzeri hoşluğu verir. Eh, kışın gönül alması da böyle olur; kabanlar ağır gelir, botları taşımak zordur, kediler tüylerini tımar eder, köpekler güneşe doğru keyiflenir, martılar kanatlarıyla meşguldür, kargalar bile memnundur. İnsanlar? Bir yaren buldu mu sahilde alır soluğu. Aslında yareni olmayan da sahile iner, denizle söyleşir. Daha …

Devamını oku

Hasbihal

        Ömrümce bekledim bahar faslını Bir melek fâş etti işin aslını Seyrettim nihâyet bülbül vaslını Hamdulillâh gülden aldım yâreyi   Tavrını lutfetmiş nazlı yellere İlham vermiş gümrâh akan sellere Râyihâ bahşetmiş baygın güllere Hamdulillâh telden aldım yâreyi   Bir nâzenin selvi bir zarif edâ Kuru cânım oldu eşikte fedâ Süveydâdan gayrî kalmadı …

Devamını oku

İstanbul Seyri ya da Rıdvan Dilmen

Yazın yorucu ve rehavetli günlerinde yoğun gündemin baş döndürücü hızından affımızı isteyerek bir süre çocukluk hatıralarımızda seyrettik. Fenerbahçe’nin de pek bir gündem işgal eden başkanlık seçimleri dolayısıyla “sarı-lacivert” hatıraların bir kısmını yâd ettik. Mesela Batı Almanya’nın efsane kalecisi “Toni Şumaayer”in Fenerbahçe’ye transferi… Transfer dedikoduları dillendirilmeye başlandığında siyasetten magazine, siyasetten hukuka, tarihten sanata “her şeyi bilen” …

Devamını oku

Sergüzeşt

              Ezelde belî deyip geldikse köhne cihâne Yârin hatırı âlîdir ömür seyri bahâne   Dîdârdan geliriz de dîdâr umarız âkıbet Âşığı teskîn mi eder ha cehennem ha cennet   Cânân bezminden eğer bulursak câna âşinâ Geçeriz nâz u niyazdan cân terk ederiz cânâ   Cân alıp cân verirler ellerine …

Devamını oku

Güzelleme

              Yûsuf’un kuyusu oldu bu âlem Cânândan uzakta kaldım turnalar Görüşmek ahrete mâtuftur ammâ Bir kuru selâm da yok mu turnalar   Ummuşuz cânândan boş yere vefâ Lütfetti kuluna bin türlü cefâ Bulunmaz garîbin derdine şifâ Gayri himmet sizden olsun turnalar   Biz nerdeyiz şimdi cânân nerede Gün geçer …

Devamını oku

Hülâsâ

              Merhum Feyyaz Yaman’ın aziz ruhuna…   Bir nice eyyâmdan sonra nihâyet Görünür cennettir kûşe-i uzlet … Görürdüm cânânım bir özge sûret Olaydı hüsnünden özge var şâyet Aşktan ıradıkça güçlenir gaflet Âşık oldun ise her hâle şükret Hikmet çerisine vurulur nevbet Aşk ile yürüyen gâlibdir elbet Yârin cilvesidir yüklendiğin …

Devamını oku

Aşk

              Senden olsun olur ise şu virâneye nazâr Sen virân eyledin şükür himmet senden hünkârım Açılmış güllerine tâlib oldu nâlân hezâr Âvâzesi senden şükür himmet senden hünkârım İksîr-i esrârınla geçmez bu serimden humâr İçirdin elinden şükür himmet senden hünkârım Tek senden cüdâ etmesin budur talihle bazâr Taleb-i cânımsın şükür …

Devamını oku

Lodos

              Pürtelâş bir yarım gamzeye fedâ ettiğin gönül Câhil olsun gâfil olsun olmasın nâdân ilâhî   Kûy-ı mihnette bülbül gerçi muntazır olsa da gül Nâil olsun zâil olsun olmasın handân ilâhî   Mest ü mahmûr câm-ı aşkla ayılmak ki görünür zül Hâil olsun mâil olsun olmasın şâdân ilâhî   …

Devamını oku

Gerçek İslam ve Güncelleme Hakkında Bir Özet Denemesi

Sonda söyleyeceğimizi, eğip bükmeden, başta söyleyelim: Gerçek İslam diye bir şey yoktur. Söze “Gerçek İslam…” diye başlayanlar, esasen mensubu bulundukları grubun anladığı İslam’dan bahsetmektedirler. Grubun dışında kalanlar ise en azından “kurtarılması gereken, cahil, acınası yığınlar”dır ki yol; “ıslahı mümkünsüz mürtetlere” kadar gider. Bizce ifadenin doğrusu; “Herkesin gerçek İslam’ı kendine.”dir. Çünkü İslam; söyleyeceğini söylemiş, kalıplaşmış, donmuş, …

Devamını oku