Kategori Arşivi: Birsen Elveren

Eyl 18

Şehrin Hurâfeleri, Hurâfelerin İnsanları ve Hepsinin Ortak Oyunu

Size binlerce yıllık bir geçmişten ama bugün, çok eskiden tanıdığım küçük bir kızın muhayyilesinden sesleniyorum. Ben İstanbul’un, şehirden beslenip büyüyen efsanelerin ruhuyum. İnsanların bilinçaltından beslenir ve sonra onu tekrar oluştururum. Bir ortak bilinçaltı gelişir böylece. Anlatıldıkça değiştirilerek büyür, büyür; insanları sarıp sarmalar, bazen korkuyla ürpertir bazen umutla beslerim. Çok eskiden tanıdığım bu küçük kız, İstanbul …

Devamını oku »

Eyl 10

Sürüdeki Kurban(lar) Ve Bölüşülen Günah

 Adamın kulakları raylara döşenmişti sanki… Kulaklarını raylara döşemiş, beklemekle geçen onca yıl… Neyi bekliyordu? Uzaktaki tren yolunun getirip götüreceği öyle çok şey var ki… Duymak istediği, durdurduğu hayatının sesi belki de. Nerede durduğuna dair hikâye, ulaşamayacağı bir yerlerde kalmış. Tren sesi gibi hızla gelip gittikçe beyninde uğultusunu hissediyor yalnızca. Artık her şeyi tren sesine göre …

Devamını oku »

May 12

Keyfiyetin İzinde -1-

Mevlânâsız Şems, Taptuk Emresiz Yunus düşünülebilir mi? Zahirde birbirini seçmek nedir? Kim kimi beğenip de seçiyor?  Kendinde olmayanı seçmek, onunla ünsiyet; ne kadar mümkün?   “Olanlar” gösteriyor ki “kişi” olma yolundaki herkes kendi kemâlini arıyor/görüyor? Her şeyde kendinden bir parça gördüğü gerçeği, bütüne tâlip insanı  tatmin edemiyor hattâ insan o parçaların her birinde yeniden bölünme …

Devamını oku »

Oca 13

Tanrı Kara İmiş!

“Kendimi affettim.” diyordu, Safiye Erol. “Kendimle birlikte bana kötülüğü dokunmuş herkesi affettim ve kendimle birlikte onların da öldüğünü fark ettim.” Burada söylediği, her şeyin yok hükmünde olduğunu anlamış olması değil mi? Her şeyin, nefsin oyunlarından ibaret olduğunu anlamış olması değil mi? Gerçekten gönül dediğimiz şey “Gönül” olsa idi kırılır mıydı efendim? Elbette “kabağın sahibi” bizden …

Devamını oku »

Ağu 15

Görerek Duyulan Zamanlar da Vardır.

                      Görerek duyulan zamanlar da vardır… Kelimeler… Her biri muhatabın farklı anlamlarla anlayabileceği sesler… Hakikati ve yalanı örten/yırtan sesler… Kelimeler karşısındakinin kelimelerine, kan ter içinde yetişme telaşında. Konuşmak bazen nafile gayret; dinleyen, kendinden habersiz kendindekini duyuyor nasılsa. Kendindekine uyanmışların sohbeti muhabbet. İşte canların buluştuğu o …

Devamını oku »

Şub 29

Kendindeki Cehennem

En büyük cehennem, gaflet cehennemi;uyanık olmayı sadece başkalarının vereceği zarardan korunmakla eşdeğer tutmak veya aferinlere bağımlılık. Etrafa bakmaktan kendini göremeyen insanın gafleti. Gayrıya teyakkuz(!), beklentilerin esaretindeki ömür, dışarı uğramış gözler…”Bir elinin verdiğini diğeri görmesin”deki incelik, sadece yaptığın iyiliği göstermemek değil; unutmak demek, öylesine, sıradan, kaydetmeden, O’ndakini O’na vermek demek. “Ben” sandığımızı hakiki varlığımızın yerine öyle …

Devamını oku »

Şub 02

Maydanozun Vazifesi

“Keyfiyet” dahî böyle bir şeydir.           Daima hikmette kalma çabasına, özü muhafaza ederek yürümeye ad olmuştur. Akıp giden varlık ve hayata rağmen, değişen sahne ve ışık oyunlarının içindeki hayatiyetin kaynağında durmak, gözümüzün daima ruhu izlemesi… “Doğru”, “gerçek”, “sahici”, “asıl”, “öz” gibi değerleri, yani “Hakk”ı yitirmeden yaşamak!…”    Sait Başer Kadın aceleyle buzdolabını …

Devamını oku »

Tem 19

Muhabbetin Muamması

“Derdi de dermanı da unut, Hem insan nedir ki bir çizgiden öte Çizilen su üstüne…” / Halil Gibran    Yoluyla yoldaş olanın bahtiyar serüveninde sadece bir figür gibi duruyor kendi hayatının içine giremeyen, rengini kokusunu fark edemeyen, acı-tatlı lezzetini alamayan insan! Bir “hayat” yaşamak nedir? Nedir dünyaya açarken şaşkın, dünyaya kaparken şaşkın ama yaşarken çok …

Devamını oku »

Haz 19

Gecenin Kârı

Galata Mevlevîhânesi’ne, Osman Nâyi Dede’nin mesnevi şeklinde yazdığı Segâh, Müsteâr, Dügâh, Nevâ ve Hüseynî makamlarında beş bölüm olarak bestelenmiş Mirâciye’sini dinlemek üzere gittiğimizde bahçede sakin bir kalabalık, ikram ve bir tatlı huzurla karşılaştık. Dışarıdaki keşmekeş demir parmaklıklı bahçe kapısının gerisinde, hatta çok uzaklarda kalmıştı. Dost yüzler görmenin ve sohbetin sevinci ise ayrı bir fasıl. Şeyh …

Devamını oku »

Nis 12

Alev Alatlı ya da Günay Rodoplu

Bir yazarı kitaplarından, fikirlerinden tanıyabilirsiniz. Ve belki seversiniz. Alev Alatlı’yı kitaplarından sevdim ama en çok Günay Rodoplu üzerinden sevdim. Günay Rodoplu, yazarın “Orda Kimse Var mı?” nehir roman dörtlüsünün kahramanı. Ben Günay Rodoplu’da kendimi buldum. Belki olmak istediğim, olmaya çalıştığım, idealize ettiğim, bir yolunu bulup gerçekleştiremediğim hayatı buldum. O, benim köşe taşlarımdan biri oldu. “Zekâ, …

Devamını oku »

Şub 20

Üsküdar’ın Üç Kapısı

Ahmet Yüksel Özemre’ye Nazire Varlık âleminde görünür görünmez her şey insana âşıktır. Her şey sessiz bir vurgunlukla şu özleyiş yalvarısını okur: ”Beni anla, beni yen, beni kullan. Yaradılışımın mânâsına kavuşmaklığım senin eline verilmiştir, Âdemoğlu beni hasretime ulaştır, senin zafer anıtında ben malzeme olayım.” / Safiye Erol – Ciğerdelen’den İnsan, dünya yolculuğuna merak yüklü bohçası ile …

Devamını oku »