Gecenin Kârı

Galata Mevlevîhânesi’ne, Osman Nâyi Dede’nin mesnevi şeklinde yazdığı Segâh, Müsteâr, Dügâh, Nevâ ve Hüseynî makamlarında beş bölüm olarak bestelenmiş Mirâciye’sini dinlemek üzere gittiğimizde bahçede sakin bir kalabalık, ikram ve bir tatlı huzurla karşılaştık. Dışarıdaki keşmekeş demir parmaklıklı bahçe kapısının gerisinde, hatta çok uzaklarda kalmıştı. Dost yüzler görmenin ve sohbetin sevinci ise ayrı bir fasıl. Şeyh …

Devamını oku

Kimlik, Kişilik, Ontik Kimlikler Ve Türkiye

Kimlik konusunun üzerine oturacağı aidiyet hissi, çok sayıda zemin bağlamında varlık kazanabilmektedir. Şöhretli bir pop şarkıcısını sevmek, bir takım taraftarlığı, bir sanat ekolüyle nispet kurmak, bir zevki veya trajediyi birlikte yaşamak, aynı geçim kaynağına mahkûm olmak, bir inanış biçimi yoldaşlığı, meslek yakınlığı… gibi muhtelif kurbiyetler “sen kimsin?” sorusuna cevap zemini teşkil edebilirler. Yurt dışında bir …

Devamını oku

İki Cami Arasında Bir Tenezzüh

Ecdadımızın önce kanıyla daha sonra da eserleriyle tapulayarak, Türklüğün iftihar kütüğüne kaydettiği bir coğrafya olan Üsküp şehri, maalesef günümüzde kaderin ve gafletimizin cilvesi neticesinde yad ellerde kalmış, keyfiyetsiz ve kifayetsiz muhterislerin idaresine mahkûm olmuş mukaddes ve muazzez bir vatan köşesidir. Her ne kadar bugün siyasi coğrafyamızın sınırları dışında kalmış bile olsa, sahip olduğu mana itibarıyla …

Devamını oku

Zalimin Canı Zaten Cehennemde…

Abdullah ibn Abbas r.a. rivayet ediyor: Allah Rasulü yüzü dağlanmış bir eşek gördü ve: – “Allah bunu dağlayan kimseye lanet etsin.” buyurdu. (Buharî). Efendilerin efendisinin bırakın Halifetullaha yani insanoğluna zulmü, bir eşeğe dahi zulmü görünce verdiği tepki bizi yeniden anlamaya, yeniden düşündürmeye başlıyor… Zulüm ve adalet…. Zulüm nedir?.. İki tane kök anlamı bulunmaktadır; bunlardan birincisi; …

Devamını oku

Başlık Hiç Olsun Mu Bu Yazıya

“Gözü kör adamın üstüne arkadaşı güzel kokular sıksa; kokunun güzelliğini arkadaşının iyiliğinden değil de kendinden bilir…” (Hz. Mevlâna) Aslında arkadaşın kendini bilme ânıdır bu ân ve sonsuz bir hizmettir aslında bu durum, hiç beklentisiz, saf, olduğu gibi sıkmışsa o kokuyu, kokanın bunu kendinin bilmesine sevinir; yok, nefsinden beklentideyse, bu bilinmeyiş kendine nefsini hatırlatır eğer fark …

Devamını oku

“Kutsal” Hakkında

Peygamberlik müessesesinin temel misyonu; insanları belirli bir ahlâka ve tefekküre dâvet etmek, en yüce hakikati tebliğ etmektir. Bu meyanda klasik geleneğimiz; peygamberi peygamber yapan temel mekanizmayı, doğrudan doğruya Allah’tan gelen bir tasarruf ve lütuf olarak değerlendirip, peygamberliğe giden süreçte aşağıdan yukarıya, peygamber olmayı hak edecek, yücelecek insanî özelliklere hiç temas etmez. Yaratılıştan gelen üstün bir …

Devamını oku

Bizim Zamanlar

Mâzî içinde kaybolmuş değerlerimiz arasında, zaman ölçüleri ve isimleri de vardı. O, Cihân’a hükmettiğimiz asırlara, tarafımızdan konulmuş vakit tarhları, içimizden de, dışımızdan da biat duruşunda kabûl ediliyordu. “Asır” deyince, Kemâlpaşazâde (İbn Kemâl)’nin, Yavuz Sultan Selîm’in ardından söylediği mısrâları hatırlamamak mümkün değil: “Şems-i asr idi asırda şemsin             Zıllı memdûd olur zamânı kasîr” Büyük âlim, târihçi …

Devamını oku

Ayverdileri Yâd Ederken

Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi Allah’ın Türk Milleti’ne lûtfu ve tebessümüdür. Ayverdi’ler, İstanbul Âbideleri’dir. Osmanlının manevî, millî, medenî mirasını hayatlarında ve eserlerinde hakkıyla temsil, tescil ve ihya etmişlerdir. “Ayverdi ailesi” ilim ve irfan mektebidir. Türk ve İslam medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da, batan bir …

Devamını oku

Mefkûre ve Mâ-Melek

“Mefkûre” kelimesi, pek çok tâbirle birlikte kullanılabilir. Lâkin, rahmetli Osman Tûrân’ın eserinin adında, âdetâ ulvîyet kazanıyor. “Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Târihi” isimli o âbide kitabın, baştan sona aynı rûh zindeliği ve kalem lirizmi ile yazıldığı, okuyanın gözlerinden anlaşılır. Türk’ün Cihân’a hâkim olma arzûsu, aslâ bir ihtiras değildi. İslâm’dan önce de, Müslüman hüviyetiyle de, Türk milleti …

Devamını oku

Tarihe ve Coğrafyaya Bakışımız

Türkiye’de herhangi bir ilköğretim okulunun herhangi bir sınıfına girdiğiniz zaman orada görecek olduğunuz objelerden birisi de tarih şerididir. Sınıf düzeninin ve ilköğretim seviyesindeki eğitim hayatımızın demirbaşlarından olan bu obje o kadar önemlidir ki sınıfı denetlemeye gelen bir müfettiş, şayet o şeridi yerinde göremezse sınıf öğretmenini ikaz eder ve tez zamanda duvara bir şerit asmasını ondan …

Devamını oku

Özlem

Sevilenle aramızdaki bağ… Canımıza can katan, ruhumuzu dirilten iksir! Can cevheri! Varoluşumuzu bize en derinden yaka yaka duyuran bir fark ediş hazinesi… İştiyak derdine ortak kılıp ulular kervanından yükselen terennümleri duyuran can zindeliği… Hangi hasretli, özleyişinin elinden alınmasına rıza gösterir? Özlem! Öz’den Öz’e kancalanmak… Sevdiğinin rengine boyanma sürecinin adı! Sevgiliden gönlüne sıçrayan “O olmaklık ateşi”nin …

Devamını oku

Mekânsal ve Kültürel Siteleşme – Yaşam Alanlarının Vietnamlaşması

Geçen ay kaybettiğimiz küçük Pamir’in anısına… Şehirde mahalleleri yok ettiğinde, mahallede yaşayanların, komşuların yerini güvenlik kameraları aldığında uzaklaşırsın kendinden. Komşu teyzenin, amcanın gözüdür mahallede kamera ve yaşama duyarlıdır o gözler. Uzun ve geniş duvarlarla, güvenlik kameralarıyla korunan evlerdeki insanlar yalnızlaşırlar hiç bilmeden. Mekânsal ve kültürel siteleşme, şehirde atomize hayat alanlarının yaratılma çabasının sonucudur. Bu görünen …

Devamını oku

Uy-dur-u-yorum: Boğaç Han ve Modern Boğalar ve Bırakın Düşsün!

Türkoloji bölümüne devam etmeye çalıştığım yıllarda Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ını okurken karşılaştığım kesîf sembolizm, hikemi çağrışımlarda bulunurdu. Platon’un metinlerini okurken duyduğum pek çok benzer çağrışımı bu metinde de duyardım. Çoğu zaman şöyle olurdu / oluyor: Derin mânayı haiz bir ifade duyup şaşkına dönerdim. Mâna, kendisindeki tasarrufun devamlılık sırrından olsa gerek etkileyip tutuklardı beni. Durdururdu. …

Devamını oku

Sevgi Üzerine

Sevgi ya da muhabbet… Mutasavvıfların, Hakk dostlarının deyişiyle yaradılışın sebebi…[1] Rabbimizin bizlere bahşettiği kutsal emanet, ilahî bir cevher…[2] Hz. Mevlâna’nın tabiriyleyse tüm hastalıklarımızın hekimi…[3] Kubbealtı Lugatı’nda sevgi kelimesinin karşılığı şöyle veriliyor: “İnsanı karşılık beklemeden yakın ilgi, dostluk, şefkat, bağlılık göstermeye yönelten ve fedakârlıkları göze aldıracak kadar güçlü olabilen duygu, sevme duygusu, muhabbet” Prof. Dr. İsmail …

Devamını oku

“Hâ” Demeden

Yûnus Emre’nin; “Hakk bir gönül verdi banâ, ‘hâ’ demeden hayrân olur. Bir dem gelür şâdî kılur, bir dem gelür giryân olur.” diye başlayan hârikulâde bir şiiri var. Bâzı otoriteler, bu manzûmeye “insanın romanı” diyorlar. Bu mısrâlara “roman”dan öte bir mânâ enginliği istif edilmiş. Dünyâ’dan Ukbâ’ya, oradan Mâverâ’ya açılan insan yelkenlisinin ufuklar boyu yol alışı, kelimelere …

Devamını oku

Medeniyetleri Kişilik Sahipleri Kurar ve Taşır

Anlamanın en belirgin tayin edici temeli, öznedeki “varlık tasavvuru”dur. Kendini bilişi, ontik algısı bağlamında vücut bulmaktadır. Ontolojik kabullerimiz ise “kimlik inşaaları”nın vazgeçilmez kurucu malzemeleri. Kimliklerin yarattığı algıdan da grup kimlikleri veya homojen toplum projeleri yapılageldi. Kimlikler, mensublarından bir anlamadan daha çok bağlanma, angajman beklerler. Anlama, ancak “kişilik”te cereyan eden tecrübe ve ondaki kültürel birikimle tahakkuk …

Devamını oku

Kişilik İşgalleri

“Algı yönetimi” tamlaması son zamanlarda moda tabirlerin başında gelir oldu.  Nedir algı yönetimi?  Muhatap kitlelerin anlamalarını, bir “merkez”in dilediği çerçeve ve sürece hapsetme! Fıtratın her an farklı, her an yeni olduğu şu âlemde daima pörsümüş çerçevelere mahpus, tabiatı totaliter ve zaaflarımızı kullanarak elde edilen hükümranlıklar… İtaate şartlanmış, standartlaştırılmış kafalar… Esasen bu, politikanın en eski oyunuydu. …

Devamını oku

Hikmet Burcundaki Seyyahın Uşşak Makamında Serzenişleri

Ben bir ulu şara vardım O şarı yapılır buldum Ben dahi bile yapıldım Taş ü toprak arasında Hacı Bayram-ı Veli(k.s) Dar geçitlerden ulu bir saraya giriyorum. Satır aralarından, hikmet burcuna;  gönül kapılarından, canlar meydanına… Omuzlarımda sayfalarca kelimeler… Başlıyorum; anlamak, eğrileri doğru kılmak için. Azığım bir parça sükûn… Yedi pencerenin yedi perdesini aralıyorum.   Yükleniyorum mermerden …

Devamını oku

Tereddüd Hakkında Bir Kalem Temrini

Tereddüde düşmek; bâzen hayra kapı aralıyor, bâzen de şer sularına fırsat veriyor. Bunda bizâtihi tereddüdün değil, ona sâhip olan insanoğlunun inisiyatif alma kâbiliyeti rol oynuyor. Kimi hasletlerin böyle iki uçlu bıçak gibi istediğin yönü kesiyor olması, doğrudan beşerî duruşumuzla ilgili. Zaman şeridini süsleyen mühim hâdiselerin, ayrı ayrı metabolizma yapılarına rağmen en belirgin ortak yanları, şöyle …

Devamını oku

Alev Alatlı ya da Günay Rodoplu

Bir yazarı kitaplarından, fikirlerinden tanıyabilirsiniz. Ve belki seversiniz. Alev Alatlı’yı kitaplarından sevdim ama en çok Günay Rodoplu üzerinden sevdim. Günay Rodoplu, yazarın “Orda Kimse Var mı?” nehir roman dörtlüsünün kahramanı. Ben Günay Rodoplu’da kendimi buldum. Belki olmak istediğim, olmaya çalıştığım, idealize ettiğim, bir yolunu bulup gerçekleştiremediğim hayatı buldum. O, benim köşe taşlarımdan biri oldu. “Zekâ, …

Devamını oku