Rubai

Âşıklar dergâhında feryâd edilir. Feryâdın üstüne de efgân eklenir. Geçilir hem bu candan hem de cânândan. Geçer âşıklar serden, “Yâ Hay” çekilir.

Ego/Nefs

Eser, insanın kemâle erme sürecinin, miraç yolculuğunun soyut bir ifadesidir. Eserdeki “lale” ebcet hesabıyla Allah’ı; hakikati bulma yolculuğuna çıkmış insanın sembolü olan“kuş” kendini aramayı, kendini bilmeyi, tekâmül hedefini simgeler. “Balık” ise tıpkı Yunus Peygamber’de olduğu gibi kemalin gerçekleşmesine, nefsin ulvî âleme yükselmesine yardımcı olan bir hizmetkâr; maddi bağımlılıkları, bedeni ifade eden “kapı”yı açmak için bir …

Devamını oku

Müstesna Bir Başa Gelme/ Bana Her şey Ben’i Hatırlatıyor…

“Ölümle birlikte Dasein, bizatihi kendi en zati varlık imkânıyla yüz yüze gelir. Dasein için kendi ölümü, artık -şurada olmama- imkânının olanağıdır. Dasein kendi olma imkânı olarak böylelikle kendisiyle baş başa kaldığında tamamen kendi en zati varlık imkânına atfedilmiş olur.  Kendisiyle baş başa kalan Dasein, başka Dasein’larla olan bütün irtibatlarından arınır. Onun en zati, irtibatsız imkânı, …

Devamını oku

Rekabet Kavramı Üzerine

İçinde yetiştiğimiz ortam, okul yılları, sonrasında iş ortamı; bizleri, hastalıklı düşüncelerle dolu canavarlara dönüştürmeye zorlamış durmuştur. Başarının yegâne amaç olduğu yanılgısı bizlere aşılanmış, başarıya giden yolda her şeyin mübah olduğu fikri yaygınlaşmıştır. Başarıya ulaşabilmek için rekabetin gerekli olduğu görüşüne de sanıyorum hepimiz aşinayızdır. Çevremizdekiler, aileler, öğretmenler, işverenler de rekabeti teşvik etmiştir genelde. Şirketlerin performans sistemlerinden, …

Devamını oku

Bir Değersizlik Problemi: “Şey”leşme

Egomuzun bir benliği ve benliğimizin de sahip olduğu kimliklerimiz vardır. Kimliklerimiz aslında en önemli şeyleşme/şeyleştirme araçlarıdır. Bir bebek anne karnında iken evrenle açık bir ilişki içindedir, daha doğmadan önce varlığının temel kaynağı bu ilişkililik halidir. Doğduğu andan itibaren de bu kez ebeveyni ile ilişkiye girer. İnsan, aslında her şeyi ilişkiler içinde öğrenmekte ya da hatırlamaktadır. …

Devamını oku

Sorumluluk Ahlâkı

Vatanıma uzun süren bir uzaklıktan sonra sevgi dolu tatlı bir yakınlığın nasib olması çok güzel bir tecrübe. Şükrediyorum. Şükrederken yaşadığım şartların da farkındayım. Polyannacılık oynamıyorum. Ancak ciddi, eleştirel, aklî bir yaklaşımla içinde bulunduğum tatlılığın can sıkıcı, üzücü hallerini de gözlemliyorum. Şâhid olduğum, karşılaştığım zorluklara bakışım beni vatanımdan yıldırmadı. Hoş buraları bırakıp kaçmam için bir ay, …

Devamını oku

Eşikte Bekleyen, Kapının Ardındaki Ruh Olduğunda

“Mâdem ki deniz rûhuna sır verdi sesinden  Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden” Bir eşiğe bende olmak için asırlarca yürüyen, çok yaklaşan ama asla ulaşamayan ayakları neden deniz çeker? Bir eşikte asırlarca kapının gıcırtısını duymayı umanları ama asla duyamayanları neden deniz çeker? Bir eşiğin tozunu asırlarca gözlerine sürme yapanları neden deniz çeker? Bir eşikte asırlarca …

Devamını oku

Mikroskop

Ufacık bir alet, bir adet lamel ile sonsuzluğa bir pencere açıyor. Fiziksel olarak daha küçük ama bünye olarak inanılmaz büyük diyarlara pencere açıyor. Hücrenin en dışından çekirdeğine doğru yolculuğa başlayınca her katmanda on kat daha ufak dairelerde âlemlere açılıyor gözlerimiz ve yeni yeni dünyalar keşfetmeye çalışıyor insanoğlu. Hele çekirdekten içeri başımızı uzattığımızda DNA isimli dev …

Devamını oku

İstanbul

Geçmişiyle, geleceğiyle dünyayı sarsan ve de sarsmaya devam edecek olan tek şehir… Yedi cihan sahip olmaya çalıştı ve her birinin tek yapabildiği, bu muazzam şehrin köşesinde bir hatıra bırakıp gitmek oldu. Belki de bu yüzden hayranım bu şehre. Yürürken tarih solumamak mümkün değil. Kaç hükümdar görmüş, kaç savaş geçirmiş, sonunda kimseye yar olmayıp bizim kalabilmiş. …

Devamını oku

Mehriban Olak

İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek kimi zaman zulümdür. Bilhassa sabah erken saatlerde toplu taşıma araçları, işe gidenlerle tıklım tıklım dolar; otobüslerin, minibüslerin, tramvayların içinde adım atacak yer bulamazsınız. Araçların dolmasıyla birlikte yolculardan yahut da şoförden duyduğumuz “Arkaya doğru ilerleyelim.” , “Arkadaşlar, arabanın arkası da gidiyor.” veya “Sıkışalım beyler.” gibi ikazlar yolculuk ilerledikçe daha da …

Devamını oku

Geçmişe Yolculuğum ve Makedonya

Geçmişten günümüze insanlar, hep bir şeyleri anlama ve anlatma çabası içersinde olmuşlardır. Doğduğumuzdan beri hayatı kavramak, kendimizi anlamak, Rabbimizi bilmek yolunun hep başındayız aslında. Benim bu yazıdaki anlattıklarım, kendime doğru yaptığım, geçmişe dönük yaşanmışlıklar yolculuğu ve onları anlatabilme çabasıdır. Acılar çok çünkü… Unutturulanların haddi hesabı yok belki de. Kayboluşlar ve arayışlar arasında kalmış olan insanları, …

Devamını oku

Gönül Rızası ile Önden Gidenler

“Yıldızlar yağsın üzerine” Bu kapıyı açmak istemiyorum! Hazırcılığa meftun oluşunu. Hızır da var, diyerek oturuşunu. Kör bir lâmbanın içinde, meteliksiz kelimelerle, güya hayat buluşunu seyrederken bu kapıyı açmak istemiyorum. Yine de “Hey! Hey!” diyerek koşuyorum, mutluluğun tuhfesiyle. Belki bu kapı, kendini bulmanı başarmana, uçsuz bucaksız bir karanlığa ışık bulmana, bad-ı tecelliden bir yudum su almana, …

Devamını oku

Üsküdar’ın Üç Kapısı

Ahmet Yüksel Özemre’ye Nazire Varlık âleminde görünür görünmez her şey insana âşıktır. Her şey sessiz bir vurgunlukla şu özleyiş yalvarısını okur: ”Beni anla, beni yen, beni kullan. Yaradılışımın mânâsına kavuşmaklığım senin eline verilmiştir, Âdemoğlu beni hasretime ulaştır, senin zafer anıtında ben malzeme olayım.” / Safiye Erol – Ciğerdelen’den İnsan, dünya yolculuğuna merak yüklü bohçası ile …

Devamını oku