Utangaç Türkler

Son zamanlarda utanma duygusunun özgüven yoksunluğu yarattığını çağrıştıran üstü örtülü bir anlayış sosyal medyayı içten içe kemirmeye devam ediyor. Kastım “zamane gençliği çok bozuldu” benzeri bir klişeyi dayatmak değil. Elbette değişen zaman ve koşullar insanların yaşam tarzlarında, düşüncelerinde ve hatta inanma konusundaki duyuşlarında yepyeni ufuklar açacaktır. Fakat insanı kişi yapan bir haysiyeti ve bu haysiyeti diri tutan temel değerleri görmezlikten gelemeyiz. Türk düşüncesinde insan onurunun temel dinamiklerinden biri de hiç şüphesiz utanma duygusudur. Utanma duygusu Türk kültüründe sadece ayıplanma kaygısıyla açıklanmıyor. Kültürümüzde mahcubiyet idrâki olgunlaşmanın en belirgin özelliklerinden biri olarak görülür ve yüksek bir saygıyı hak eder.

İbrahim Kafesoğlu’nun Türk Milli Kültürü adlı önemli eserinde Türk kültüründe utanma duygusu hakkında çok değerli bilgiler vermektedir.

‘Türklerin dikkat çekici ahlâkî bir özelliği de “utangaç” bir millet oluşudur. Yukarıdan beri sırası geldikçe zikredildiği gibi, yerli (kitabeler) ve Çin (Shi-ki, Ts’ien Han-Shu,Sui-Shu) ve Bizans (Priskos, Menandros, Tactica’lar), Lâtin (Marcellinus) vb. yabancı kaynaklara göre Türkler savaş meydanında değil, rahat döşekte ölmekten, hattâ ihtiyarlayıp hastalanmaktan utanırlardı. Esir olmak, köle durumuna düşmek, kadınlarının düşman eline geçmesi büyük utanç kaynağı idi. Şatafat içinde yaşamaktan, böbürlenmekten, başarıları dolayısiyle öğünmekten ve öğülmekten; verdikleri sözü yerine getirememekten, yalan söylemekten utanırlardı. Utanma hissi, Antik-çağ düşüncesine dayalı Batı anlayışındaki gibi bir ruhî zaaf değil, insana daima kendini kontrol etme imkânını sağlayan bir psikolojik mekanizmadır. Eski Yunan telâkkisinde yalancılık, hırsızlık mubah görülmüş, haksızlık yapmak bir kudret belirtisi; ve cesaret,  “faziletlerin başı kabul edilmiş, fakat insanda utanma denilen bir ruhî prensibin mevcudiyeti hatıra getirilmemiş idi. Buna karşılık eski Türk ahlâkında, cesaret yanında ve belki ondan da üstün olmak üzere, kötülükten koruyucu, başkalarını aldatmaktan, vicdanın yerini kurnazlığa terk etmekten alıkoyucu ve imana namuslu, vakarlı bir hayat düzeni bağışlaydı “utanma” duygusu en büyük fazilet sayılmıştır’

Bu düşüncelerden hareketle Türkçe ‘utanmak’  sözünün kaynaklarına bir daha göz atıp,  klasik edebiyatımızdaki yüksek duyuşumuzu kısa da olsa hatırlamanın faydalı olacağını umuyorum.

Kutadgu Bilig’de konunun incelikle ele alındığını görebiliriz.

uwutsuz kişidin yırak tur teze

meniñdin miñ alkış uwutluğ öze

 

Utanmaz adamdan kaç, uzak dur;

Haya sahibine benden binlerce selâm.

 

Günümüz Türkçesinde utanmak sözü Kutadgu Bilig’de uwutluğ şeklinde geçer. Yusuf Has Hacib Ögdülmiş’in ağzından, her iki dünyada faydalı olan üç ahlaki özelliği dile getirir. Bunlar sırasıyla edgülük, uwutluğ ve  könilik’tir.

Edgülük sözü günümüzdeki  iyilik kelimesinin Karahanlı Türkçesindeki halidir. Uwutluğ  utanmak, könilik ise doğruluk ve adalet anlamına geliyor.

Yusuf, bu özelliklerin insan doğasının asil yapısında bulunduğunu söyler. Haya sahibi, iyiliksever ve adaletli olanların, bu özelliklerini yumuşak huy ve dürüstlükledamıtarak her iki cihanda kutlanacağını ilave eder. Dürüst sözünün klasik metinlerimizdeki Türkçe karşılığının ‘bütün’ kelimesi olduğuna ayrıca dikkat çekmek gerekiyor. Dini bütün, ahdi bütün ve sıdkı bütün gibi deyişlerle sıkça yapılan vurguyu çözümlediğimizde, bütünlüğün iyilik, hayâ ve adaletayaklarına oturduğu anlaşılmaktadır.  Klasik edebiyatımıza, Türk dilinin içerik kurgusuna odaklanarak baktığımızda zengin ve yüksek bir ahlak felsefesiyle karşılaşmaktayız.

Bilindiği gibi Türk Milli karakterinin dünyaca tanınan en dikkat çekici iki temel özelliğinden biri utanma duygusudur, diğeri ise yetinme (kanaat) ahlakıdır. Her zerrede Hak’kı gören ve gözeten bu ‘inanma modeli’ne göre hayâsızlığın en belirgin göstergesinin bencilliktir ve haysiyet yoksunluğu bu utanmazlığın ürünüdür. Nihayet uwut sözünün Kutadgu Bilig’de, ayrıca haysiyet ve şeref anlamında da kullanıldığını görüyoruz.

Eşrefoğlu Rumi’nin aynı görüşü dile getiren beyitlerinde dünya görüşünün zenginleşerek devam ettiği görülmektedir.

Göresin şemsi her zerrede zihir

Her eşyâda görüne Hak ayane

Sana sen ben demekten utanasın

Olasın sen dahi gele lisâne

Eşrefoğlu bir başka yerde ‘Haktan utan olma asi…/… Er dediğim Tanrı hası’ dizeleriyle utanma duygusunun kaynağını insan tabiatındaki kut’lu öze bağlar.

Divanü Lugatti-t Türk’te de uvut-uwut sözü yine edep ve haya diye açıklanır. DLT uw– köklü kelimelerin bir kısmını ufalamak ve kırıntı anlamlarında sıralar.

Kaşgarlı Oğuz lehçesinde uvut– sözünün ilk iki harfin kaldırıldığını söyler ve lugatinde ut– kökünden türeyen başka kelimelere de yer verir. Örneğin; utun (utanmaz, rezil), utunç (utanılacak iş). Ses benzerliğinde kaynaklanabilecek kafa karışıklığını önlemek için, DLT’de geçen yut– kökünden türemiş ütmek-ütülmek anlamına gelen kelimelerin konumuz dışında kaldığını belirtmekte fayda görüyorum.

Yine hiç şaşırmadan görüyoruz ki Türkiye Türkçesindeki ufak, ufacık, ufaklık, ufalamak ve uğunmak sözleri uv– köküne dayanmaktadır. Ayrıca bir çok yörede ufağım sözünün kıymetlim, küçüğüm ve sevgilim vb anlamlarda kullanıldığı görülmektedir.

Bir de ekmek ufağı var. Ekmeği bütün nimetlerin simgesi olarak görüp saygıda kusur etmeyen kültürümüzün onun kırıntısına ufak demesi hiç de yabana atılacak bir ayrıntı değil. Görülüyor ki Türkçenin içinde sırlanmış hikmetli dünya görüşü, utanmak, utangaçlık, ufaklık, uğunmak vb sözlerin içeriğini aynı kaynağa bağlayarak bütünler.

Utanma ve ufaklık duygusunu en iyi ifade eden beyitlerden birinde Yunus Emre ‘Dervîş adın idindüm dervîş tonın tonandum / Yola bakdum utandum hep işüm yanlış benüm’ diyerek, kendi yolunda karşılaştığı benlik duygusunu fark edip adeta ufalanıp, uğunmaktadır.

Eşrefoğlu ‘er kişi’ için ‘Tanrı Hası’ der, Sevgili Yunus bu haslığı duyduğu bir yerde yine utanma hissini dile getirir;

Görklü yüzüni gören gönlini sana viren

Bellü tapunda turan ne toydı ne usandı

Gevherdür senün özün güneşden arı yüzün

Şekerden datlu sözün her kim gördi utandı

Ayıp kelimesi de Türkçemize Arapçadan geçen güzel sözlerden biri. Ayıp sözü lügatlerde ‘utanılacak iş, şey…’ olarak açıklanıyor. Fakat görülüyor ki utanma kapsamında değerlendirilen ayıp kelimesi, Türkçe utanma sözü içeriğinde “utanç” olarak nitelendirilen olumsuz yönü işaret etmektedir. Oysa yukardaki örneklerde görüldüğü gibi edebiyatımızda yüksek kişilik göstergesi olan bu duyguya utanma adı verilmiş ve ahlaki bir kavram olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla Töreli ahlak felsefesinin önemli konularından biri olduğu anlaşılmaktadır.

Batı düşüncesinin ürettiği ahlak felsefesi utanma duygusunu özgüveni yıkıcı bir unsur olarak görür ve genellikle olumsuzlama eğilimine girer, nihayet bu düşüncenin ürünü olan modern yaşam tarzında utanmak “arkaik” bir duygudur.

Türk düşüncesinde ise aksine benliğin farkına varılmasıyla ulaşılan utanma duygusu insanı kişi yapan önemli bir haslettir. Bu duygunun açtığı güzergâh kişiyi kendi özüne ve geldiği kaynağa bağlar. Bu yönüyle utanmak görklü kişiliklerin hakikatli hissiyatıdır. Öyle ki Aşık Paşa’ya göre şükür hassasiyeti ile utanma duygusu ikiz kardeştir, Paşa ‘Dost’ yüzüne bakmaktan utanırken bu duygusunu ibranâme gerekçesi olarak arz eder.

Câna sıhhat irer ol dem şeksüzin

Gözin açar karşu görür dôst yüzin

Hem şükürden hem utanmakdan kızar

Ne günâhı var-ısa derler sızar

Bâkî’ de utanma duyarlılığını bir başka açıdan ele alır. Beyitte yanmak ve utanmak arasında kafiye ilişkisinin ötesinde çok daha derin bir alâkanın kurulduğu göze çarpmaktadır.

Pervâne gibi şu’le-i şevkuñle yanmadın

Âşık mahabbet adın añar mı utanmadın

Konu şüphesiz çok nazik ve nazik olduğu kadar da değerli, Leylâ Hanım’ın o enfes üslûbuna sığınarak tâkatimizin bittiğini itiraf ediyorum.

Kuluñ Leylâ‘yı mahşer ehline sen eyleme rüsvây

Günâhından bu dünyâda utansun yâ Resûlallâh

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.