Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız

Pera tarafında olduğundan kozmopolit bir yapısı olan bizim muhitte ramazan-ı şerîfin rûhuna aykırı işletmeler az değildi. Ramazanın teşrîfiyle beraber hepsi kapanır ve vitrinlerinin uygun yelerine aynı uyarıyı asarlardı: 

“Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız!”

Ramazan dolayısıyla kapanmayan işletmeler ise vitrinlerini gazete kağıtlarıyla örter, yeterinden fazla ışık açmadan sessiz sedasız hizmet vermeye devam ederdi. 

Ramazanın uğramadığı, hissedilmediği yer kalmazdı. Her günlükçü bir ağabeyimiz vardı mesela. Çalıştığı yerde yatıp kalkar, kimseye yük olmadan kendi yağında kavrulup giderdi. Ramazan geldi mi şişeleri bırakır, ağzına damla sürmezdi. Ne şişip kabaran damarlarına ne doktorun uyarılarına aldırış ederdi. Ramazanın ilk gününden ahâli bayram namazından dağılana kadar aylık tövbesini tutardı. 

İnsanız. Nefsimizin talepleri var, sâir zamanlarda kolaylıkla kabul ettirebildiği talepleri. Zaten dedikoduyu, laf taşımayı, yalanı artık günahtan bile saymıyoruz. 

Ramazan, bize sılayı hatırlatması ile başlı başına bir rahmet aslında. Hatâyı, kusûru, eksiği, yanlışı aramamız gereken tek yer, kendi kendimiziz. Bunları başkalarında aramak, bulsak bile, sonu hüsrâna çıkacak bir boş gayret. 

Attığımız Taş…

Kınıyoruz, ayıplıyoruz; yetmiyor, dedikodusunu yapıyoruz. Hatâ, kusûr, yanlış… hep başkasında. Canım bizim de hatâlarımız var ama… 

Kendimize gelince “ama…” 

Hâlbuki müsâmâha görmeyi nasıl da severiz! Göstermekte zorlanmakla beraber. Hatâlarımızın hoşgörüyle karşılanması, biz daha beyân edemeden özrümüzün kabûl edilmesi nasıl yeni bir şevk kaynağı olur! Tabii özür dileme melekemiz henüz yerinde duruyorsa. 

Bizde olmadığı için gurûra kapıldığımız o hâlleri, ayıplayıp dedikodusunu yaparak dâvet ediyoruz aslında. Bir gün bir bakıyoruz, o kınanası fiilin öznesi oluvermişiz. 

Biz özne olunca “ama…” 

Kötüyü, hatayı, kusuru, eksiği sürekli hâriçte görmenin, üzerimize hiiiiiç alınmamanın konforu… İnsanları, kınadığımız duruma getiren sebepleri giderecek bir ilâcımız var mı? Ya da o kınadığımız hâlleri ortadan kaldıracak yöntemimiz? Varsa değer işte odur. 

Yoksa attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değmez. Hazret-i Mevlânâ’mızın; “Firavun yüz binlerce çocuk öldürdü. Aradığıysa evinin içindeydi.” dediğinden alalım da evimizin içindekini dışarda araya araya yorulmayalım, kana kine bulanmayalım. 

“Halbuki ibâdetten maksat; kendini bilme yolunun üstündeki dikenleri kaldırmak, bizi bize yabancı hattâ düşman kılan kibirleri, gururları, gösterişleri, riyâları temizlemektir.”*

Ramazan Dolayısıyla Kapalı mıyız? 

*Sâmiha Ayverdi

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.