Yazar: Macit Şayin

Türkçenin Uyanışı -I

Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme aşamasında köklü bir sorun olarak, ilerlemeyi engelleyen bir ezber tuzağına dönüşüyor. Dilin imkânlarının farkında olmak, şüphesiz tek başına bir dilbilgisi meselesi değildir. Kültürün bütün unsurları, özellikle dil vasıtasıyla birbiri ile eşgüdümlü bir ilerleme yahut gerileme …

Devamını oku

Türkçede Süzülmek

Orhun Abideleri Kül Tigin kuzey yüzünde (3-4) Türk tarihi açısından dikkatli gözlerden kaçmayacak, ibret verici ibarelerle karşılaşmaktayız.   Eçim kağan ili kamşağ boltukında budun ilig ikegü boltukında İzgil budun birle sürigüşdümüz. Kül Tigin Alp Şalçı akın binip] binip oplayu tegdi. Ol at anda tüş[di]. İzgil [budun] ölti. Amcam kağanın ili sarsıldığında: millet, hükümdar ikiye ayrıldığında, İzgil …

Devamını oku

Türkçenin Kurtuluşu

  Bütün diller gibi Türk dili de kendine özgü bir muhakemeyle çalışmaktadır.   Günlük hayatta kullandığımız bazı sözcükler, Türkçede anlam kökü itibariyle zaman içinde bir kavram olarak ele aldığımız ana gövdeye bağlanır. Türkçenin kökten türeyen yapısı gereği, türetilmiş sözcüklerin, anlam kökündeki kavram bütünlüğü içinde değerlendirilmesi daha doğrudur.   Dilimizde birçok sözcüğün fonetik olarak bazı değişikliklere …

Devamını oku

Türkçe Bakış

Bir önceki yazımızda ad, adım, ayrılık üzerinden kurduğumuz denemede “İnsan, ayrılığın farkında olandır.”  diyerek her adımın ayrılık olduğunu izaha çalışmıştık. Bu merhalede ayrılığın izafiyetini vurgulamak gerekiyor. Çünkü her adım aynı zamanda bir önceki adımla olan zorunlu bağlantısı gereği öze yaslanmaktadır. Türkçe ile ifade imkânı bulan varlık anlayışı, adımları ve ayrılıkları ada bağlayarak inanma üslûbunu özgün …

Devamını oku

Türkçenin Adımları

AD, tr. Ad/at (bir varlığın bilinmesine yarayan im)den  ad…   Ad, köküne bağlı adlandırmak, adak, adamak, adanmak, ada, adaş, aday ve adım sözcüklerini yaygın olarak kullandığımız biliniyor.   AT I, tr. At (binek, yük taşıyan evcil yaratık)tan at. AT II., tr. At/ad (devinme, doğru, vurma, niteleme, gitme, sıçrama çıkma, açma, açılma, patlama bg. değişik olayları …

Devamını oku

Türkçede Uçmak

Yahya Kemal; “Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir.” diyor. Dil ve buna bağlı musiki; bize geçmişten kalan, annemizin ak sütü kadar temiz ve helâl olan yegâne miras. Kültür varlığının devamı, dilin canlılığı ile mümkün olabilmektedir. Kişiler ve toplumlar, her şeylerini kaybedebilirler fakat dil yaşıyorsa siyaset, sanat, iktisat, bilim, felsefe her şey ama her şey yeniden …

Devamını oku

Türkçenin Yürüyüşü

Dil; yaşayan, kültürel bir varlıktır ve her varlık gibi değişmekte ve gelişmektedir. Türkiye Türkçesinde şimdiki zaman eki olarak kullanılan -yor eki, güncel Türk kültürünün zaman kavramına bakışının merkezinde bulunuyor. -yor ekinin kökeni ve kullanılmaya başlandığı zaman dilimi hakkında Türkçe etimolojisi çalışmalarında değişik bilimsel görüşlerle karşılaşmak mümkün. En kuvvetli görüş, eldeki metinlere dayanarak -yor ekinin daha …

Devamını oku

Türkçenin Ne’si Var?

Türkçe anlamaya dair yürüttüğümüz gayret; aşağıdaki tanımlamaların, boşlukları olduğuna dair bizde şüphe uyandırdı. Etimoloji sözlüklerinin dilin ses gelişim hakkındaki verilerine dayanarak nesne sözcüğünün yüklendiği anlamı önce küçük bir teknik çözümlemeye tabi tutacağız.   “Nesne, ne (soru içeren sözcük) ile imek eyleminden: i-se/ise’ nin birleşmesinden ne-ise-ne/nese/nesen/nesne İse, es.tr. İrmek (olmak, bir yerde bulunmak, var olmak) ten …

Devamını oku

Türkçenin Akışı

Ağmak, Türkçe sözlüklerde; yükselmek, yukarı doğru tırmanmak olarak tarif edilir. Ağaç da aynı kökten türeyip göğe doğru ağan–akan bitkilerin genel adıdır. Ağ- kökü Türk dilinin en geniş kelime öbeklerinden birini oluşturur; ağlamak, ağırlamak, ağırlık, ağıl, ağarmak, akmak, akın, akım, akışkan, aklanmak ve bir rengin adı olarak ak. Sonradan anlam kaymasına uğramış gibi görünse de aksamak, …

Devamını oku

Türkçeyi Değerlendirmek

Türkçeye dokunarak devam edeceğiz. Etimolojiye dair bir iddiada değiliz ancak kökenbilimin kısıtlı imkânlarından da yararlanarak anlamı çözme gayretinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu denemelerin yürüyüşünü yıpranmış, sağından solundan çekiştirilip kesilerek elimizde kalmış bir haritayı okumaya çalışmak olarak tarif edebiliriz. Günlük hayatımızdan eğitim, bilim ve sanata uzanan sahada en çok kullandığımız sözcüklerden biri de “değişmek”tir. Teg- kökünden türemiş …

Devamını oku

Türkçeye Dokunmak

Kökenbilim (etimoloji) derken anlaşılan (en azından Türkçe için) eksik tanımlama dolayısıyla oluşan yanlış algıyı dikkat çekmek istiyoruz. Az sayıdaki Türkçe kökenbilim çalışmalarında dildeki teknik özellikleri araştırmanın ötesine geçemediğini görüyoruz. Kelimelerin anlam kökleri hakkındaki çok az çalışmanın da yetersiz ve aranan nitelikten uzak olduğunu itiraf etmeliyiz. Oysa dil, bir kültürün anlama biçimini en derin haliyle geçmişten …

Devamını oku

Türkçe Kon-uş-mak

Konuşmak; karşılıklı olma zorunluluğuna tabi olduğu için zımnen ikilik ortamı oluşturur ve bu ikilikten doğması kaçınılmaz olan anlaşmazlıkların çözülmesi için de varışmak-barışmak gerekir. Özgün Türk ontolojisinin her halükarda “bir”liğe yönelme eğilimi göstermesinin en açık kanıtları, Türkçenin içine sırlanmış olarak karşımıza çıkıyor. Örnek olarak “vermek” fiilinin önceki halinin “birmek” ve “vergi”nin ilk zamanlarda “birgü” olduğunu gösterirsek …

Devamını oku

Yunus Emre Ontolojisinde Estetik

Muamma şiirine giriş denemesi   Bir serçenin kanadın kırk katıra yükledim Kırk çift dahi çekmedi kaldı şöyle yazılı   Seyrederken gördüklerimize bazı anlamlar yükleriz. Bulduğumuza veya hissettiğimize verdiğimiz mana, ister bilinçaltının anlık dışavurumu şeklinde isterse şuurlu bir değerlendirme ile makul bir zaman aralığında ortaya çıksın, karşımızdaki bir nesne veya olgu vasıtasıyla duyduğumuz “şey” bizde zaten …

Devamını oku

Buselik Seyri

Hz. Mevlana; “Eğer aşkın yoksa yat uyu, sana uyumak yaraşır.” buyuruyor.   Kan, hayat belirtisi… Kanamayan bir kalbi gezdiren gövdenin çektiği ıstırabı; güneşler kalem, gökadalar mürekkep olsa anlatmaya takatleri yetebilir mi? Marifet diri kalmakta, her gün yeniden doğup yeniden anlamakta Fahr-i Kainat Efendimiz; “İki günü bir olan ziyandadır.”  buyuruyor. Aldığımız her nefes, attığımız her adım …

Devamını oku

Üsküdar Seyri

Derler ki; Türkler Asya’dan Anadolu’ya gelirken “ahal teke”nin sırtındaki yük, bir alpten ibaret değildi; yanlarında “Türk’ün kırık sazı” diye bilinen tambur ve lale soğanını da kutsal bir emanet gibi taşıdılar. Böylesi bir afakın sahiplerinin, Afrika’da köle pazarları kuranların tabii düşmanları olması, şaşılacak bir durum değil. Jason Goodwin’in “Ufukların Efendisi” diye tanımladığı bu atlıların çocukları, her …

Devamını oku

Kök Kubbemiz

“Osmanlı unsurlarının, özellikle musiki paydasındaki bütünleşmesi, dikkat çekicidir. Nitekim Yahya Kemâl; ‘Hâkimiyetimiz altında bulunan milletlere musikideki vahdeti yayabilmiş olsa idik, tek bir millet olurduk.’ diyor ve Türk musikisindeki Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer unsurları da katarak yüzde yüz millilikten bahsediyor. Çünkü kastedilen Türklüğün içinde söz konusu bütün unsurlar zaten zımnen vardır.” Türk müzik tarihi üzerine …

Devamını oku

Modern Ritüelin Erkek Meselesi

Modern kelimesi, sözlüklerde kısaca çağdaş, çağa uygun olarak tarif edilir.   Modernliğin başlangıcı için bir milat söylemek zor olsa da eskinin terki, yeninin kabulü süreci olarak varsayılan “Aydınlanma” yılları ve Fransız İhtilali en önemli kilometre taşlarıdır. Özellikle Batı’nın aydınlanma olarak adlandırdığı dönemde tam olarak seküler içerikle doldurulan kavram; aklın bir araç olarak evrensel çözümlemeler yapabileceğini, …

Devamını oku

Aynanız Pas Tutmasın

Edebiyatımızın temel anlatım özelliklerinden en önemlisi, şüphesiz mesafe hassasiyetidir; ne anlaşılamayacak kadar uzak ne de körlüğe sebep olacak bir hadsizlik cüreti benimsenmiştir. Müziğimiz de doğal olarak beslendiği en önemli kaynağın yani varlık edebiyatımızın, içinden seslendiği ontolojik estetiğin (burada tam olarak “güzellik” anlamında) temel düsturu olan edep sınırlarını ses dizelerinde de koruma kaygısını terk etmez. Bir …

Devamını oku

Hazan Mevsimi 93

Rumi takvime göre 1293 yılında başladığı için hafızalarımızda 93 Harbi olarak kalan Türk-Rus harbi, tarihimizde derin ve acı dolu izler bırakmıştır. Rus orduları ile hem Rumeli hem de Kafkasya cephesinde yaklaşık bir yıl süren savaş, maalesef Osmanlı’nın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Resmi kayıtlara göre Rumeli ve Kafkasya’dan sayıları bir milyonu aşan ve ağırlığı Osmanlı vatandaşı Türklerden oluşan …

Devamını oku

Seyr-i Nisyan

Bazı türkülerin layıkıyla anlaşılamadıklarını söylemek zorundayım. Tabii müziğin dolaylı dolaysız bin bir türlü yolla duyguları muhatap alıyor olması, her dinleyende başka bir ruh haliyle karşılık bulmasına yol açar. Bu da müziği ayrıcalıklı kılan önemli bir sanat özelliğidir. Her müzik eseri, yaratıldığı dönemin zaman ve anlayış şartlarına bağlı olarak başka başka hislerin ses tekniği yoluyla dışavurumu …

Devamını oku