Türkçe Duymak Hakkında Bir Deneme

TDK Türkçe Güncel Türkçe Sözlük –duymak sözünü beş madde başlığında açıklar:

1. -i Bilgi almak, öğrenmek, haber almak.

2. -i İşitmek, ses almak.

3. -i Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek.

4. -i Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek.

5. nesnesiz, mecaz  Sezmek, fark etmek, hissetmek

“Duymak” sözü ve bu söze dayanan diğer sözler güncel Türkçede daha çok “işitmek” kelimesiyle eş anlamlı kullanılıyor. Türkçede “duyma” sözü asıl olarak duyular yoluyla elde edilen veriler toplamının sonucuna verilen addır. Duyuların etkinleşmesi duyu organlarının bağlı bulunduğu biyolojik merkeze sürekli veri akışını sağlar. Bu türden “nesnel” bilgi akışının sürekliliği, özneyi nesne hakkında durmadan değişen algılarla baş başa bırakır. Özne her deneyiminde nesneyi bir bütünlükte ele alma eğilimi gösterse de doğanın canlılığı hem özne hem de nesne için geçerli bir kuraldır. Dolayısıyla nesne aynı zaman ve mekânda ikinci kere bulunamayacağı gibi, özne de bu koşullara bağlı olmaktan kurtulamaz. Böylelikle nesnel duyu etkinliği tekrarı mümkün olmayan bir zaman ve mekân sürecinin sonsuzluğunda gerçekleşir. Demek ki “maddi gerçeklik” alanı dahi değişmez katı bir gerçeklik dünyasını ifade edemez. Bu haliyle herhangi bir nesnenin biçimi hakkındaki anlık zannettiğimiz duyuşlarımız bile tarihsel bir duyum anlamına gelmektedir. Öyleyse öznenin nesne hakkında kesin bir bilgiye ulaşması nasıl mümkün olacaktır? Olabilecek midir?

“Duyumsamak” sözü TDK sözlüğüne göre “duyularla algılamak” anlamında gelmektedir. Duyularla algılanan nesnenin somut bir gerçekliği ifade ettiğini varsaydığımızda, aynı nesneyi her duyumsamamızda aynı somutlukla algılamamız gerektiği düşünülebilir. Hâlbuki öznenin nesne hakkındaki algısı her deneyimde yeni bir duyumla şekillenmektedir. Fakat özne, yapısı değişim zorunluluğuna bağlı olsa da, bir nesneyi her gördüğünde onun o olduğunu bilir. Örneğin, bu belirli bir ağaçsa onun hep aynı ağaç olduğunu anlar. Buna rağmen özne sanki nesnenin içindeki canlılığın ilk bakışta görünmediği varsayılan ve nesne yapıtaşının varlığını sağlayan bir başka gerçekliği seziyormuşçasına onu her an yeniden duyumsar. Demek ki özne ile nesne arasında iletişimin sağlandığı bir başka yoğun varlık alanı bulunmaktadır. Yani varlığın yapısındaki görece ikili işleyiş, özne nesne ilişkisinde de ilk bakışta sanki iki farklı iletişim yolunu zorunlu kılmaktadır. Türkçe “yok” sözünün varlığın bir başka formunu ifade ettiğini düşünecek olursak, bütünü duyumsama alanı hakkında da önümüzde bir yol açılacaktır. Bu alan nesnenin bütüncül yapısına ışık tutacak bir duyuş sahası olduğu gibi, kendine özgü bir dili olduğunu da işaret etmektedir. Peki, bu sahanın gerek varlığı gerekse niteliğini nasıl anlamalıyız?

Düşüncemizi Türkçe içinden yürütmeye çalışırsak, ele aldığımız konunun temel kavramlarına ince bir duyarlılıkla bakmamız gerekir.

Yukarda öznenin nesneyi kavrama sürecinde her zaman bir bütünleme çabası içinde olduğunu söylemiştik. Elde edilen verilerin toplamı duyma etkinliğine yol açtığına ve “duymak” birçok duyusal etkinliğinin bütünlüğünü sağladığına göre, her duyuş kendi içinde bir bütünlük oluşturacaktır. Bu yöneliş hem duyusal hem de duygusal alan için kaçınılmaz olarak, görece parçalı yapının bir takım unsurlarını bütünleyerek birleştirmekle kalmaz. Kavranan her bütün bir başka bütünle birleştirilerek başka bir bütüne ulaşılır. Buna göre bütünleştirmek hakikaten duyduğumuzu gösterir.

Türkçe “bütün” sözü temelde “dosdoğru”, “eksiksiz”, “tam”, “bölünmemiş”, “dürüstçe” ve “inanmak” sözlerinin anlamlarını bir ve bütün olarak içerir. Görece parçalı yapı sadece duyusal alandan kendini göstermez, duygusal alanda da benzeri bir parçalı yapıyı da görebiliriz. Demek ki duyusal alanda gerçekleşen bütünleme duyuşu, duygusal alanda da bütünleme duygusu olarak karşımıza çıkar. Nihayet nesne veya olguyu duymadan kavrayamayan insan anlamak için de duyu ve duygu bütünlüğüne ihtiyaç duyar.

Buraya kadar “duyma”nın ne’liği konusunda bir yere kadar geldiğimiz anlaşılıyor. Bir de “duyma”nın nasıl gerçekleştiğini bakmanın niteliğini yine Türkçe üzerinden düşünelim.

Türkçe “bakmak” sözü ba- varlık işaretleyicisinden türetilmiştir. “Var” sözünün ilk hali olan “bar” kelimesi de aynı kökten gelir. Dolayısıyla Türkçeye göre bakmanın kaynağında ve hedefinde yalnız varlık değil aynı zamanda “Var” vardır. Yani bakmak ancak var’dan var’adır. ‘Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni’ deyişi bunu işaret eden apaçık bir Türk düşünmesinin eseridir. Buna göre bakmak var’ı göre-bilmeyi Var’ın gözüyle gerçekleştirebilecektir. Görmek ve göz kelimelerinin gök ve kök sözleriyle aynı kaynağa yaslandığına hayranlıkla dikkat etmek gerekiyor. Görme sözü de gök ve kök kelimeleriyle aynı köktendir dedik, peki bu ne demektir.

Türkçede “kök” kaynak, “gök” kö- sesine dayanarak aynı kaynağın yükseklik ifadesini kendiliğinde içerir. Yani gelinen ve gidilen yer dil içine şifrelenmiş olarak karşımıza çıkar. Türk mitolojisinde uçmağa varmanın, göksaray’a yerleşmek anlamına gelmesine bu pencereden bakmak daha anlaşılır olacaktır. Burada da bakmak-daki vardan vara yönelişin niteliği duyu duygu bütünlüğü içinde kökten göze,  gözden gönüle, gönülden göğe yönelmektedir. Görüldüğü gibi düşünce Türkçe üzerinden tutarlı bir dizin oluşturabilmektedir. Ayrıca bütün sözüne kavramsal olarak eğildiğimizde bakma-görme sözlerinin nasıl bir bütünlüğü yakaladığını görebiliriz. Bu akış tersinden de kendini gösterir ve Türkçe bütün sözüne sadakatle kavramın içini sonsuz bütünlükle doldurur. Nitekim Yunus Emre’ye atfedilen ‘senin ile bakayım, seni göreyim’ dizeleri de bakmak ve görmek sözlerindeki kaynak hedef birliğinin Türkçede ne kadar açık bir anlatımla dile getirilebileceğinin en güzel örneklerindendir.

Buraya kadar duymak sözünü kavramsallaştırdığımız görülecektir. Kavramın en dikkat edilmesi gereken yönü duyu ve duyguyu aynı anda iç içe ifade ediyor olmasıdır. Yani bir sonraki aşama olan duyumsamaya bakış ve görüş yoluyla nasıl ulaştığımız biraz olsun açıklığa kavuşmuş gibi görünüyor. Yine de düşünce tutarlılığını sorgulamak açısından şu soruyu sorabilmeliyiz: “Konuyu açıklamaya çalıştığımız ilk cümleden itibaren bir yöntem sorunu var mıdır?” Temel olarak tümden gelim veya tüme varım gibi düşünsel bir metodolojiye bağlı mıyız? Tabii ki bu türden sorulara da yanıt bulabilmeliyiz.

Yukardaki paragraflar bağlamında baktığımıza dil üzerinde ve içinden bir düşünce yöntemi takip edildiği görülecektir. Dolayısıyla kullandığımız dil bizi kendi içinde saklı bir düşünce yöntemine doğru yönlendirecektir. Bu da lisanın içinde ta baştan beri saklı bir düşünme yöntemi olduğunu kabul ettiğimiz anlamına gelir. Oysa biz dilin içinde “kendiliğinden bir düşünce var mıdır?” gibi soyut bir felsefi çıkmaza girmek yerine, düşünmek için tercih ettiğimiz bir dilin olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Bu bizi biraz daha somut bir alana getirecektir. Böylelikle olabildiğince somutlaştırdığımız alanın adı “Türkçe” olarak adlandırılmalıdır. Ne demek istiyoruz? Sorusuna “Türkçe düşünüyoruz” diye açık bir yanıt verebiliriz. Öyleyse seçtiğimiz düşünme yöntemi özgün bir kural ve içerik dizisine sahiptir. Geldiğimiz noktada yöntem konusunda sorulan sorulara Türk dilinin özgün yapısını (en azından konumuz bağlamında) açığa çıkararak cevap bulmaya çalışmalıyız.

Bakmak sözünün ba- varlık işaretleyicisine bağlı olduğunu ve “var”, “varlık”, “bağ”, “bay”, “bağlantı”, “bağlam”, “bakış”, “barış”, “varış” vb. sözlerle aynı kökten türediğini biliyoruz. Bakışın ve varlığın aynı anlam köküne yaslanması bakma eyleminin var’dan varlığa, varlıktan da var’a olduğunu açıkça gösterir. Burada Türk dili içinde yürüyen düşüncenin kaynak odaklanması ve hedef birliği göze çarpmaktadır. Görmek için de aynı yöntem dikkat çeker, nitekim göz, görüş, kök, gök, görklü sözleri de kö- sesine dayanarak yücelik ve yükseklik anlamlarına ulaşmak için ilk sesten itibaren bir kaynak ve hedef birliğini kendiliğinden içerir. Aynı ses kökünden türeyen Türkçe söz öbeklerinin soyut ve somut anlamları iç içe barındırdıkları görüyoruz. Türkçe sözlerin bu özelliği birbirlerini açıkladığını da gösterir. Türk dilinin açıklığa kavuşturmaya çalıştığımız niteliği düşünce için durağan bir tavrı geçersiz kılar. Dolayısıyla Türkçe bağlamında düşünce yöntemi için tümdengelim ya da tümevarım gibi bir ön kabulden söz edemeyiz. Türk dilinin hem kurgusal yapısı hem de içeriği özgün bir varlık anlayışıyla kendine has bir hür düşünme yöntemini barındırır. Türkçenin “Türk” sözünden türemesi “Türk” sözünün de hem anlam hem de etimolojik olarak Töre kavramına dayanması bu açıdan en dikkat etmemiz gereken noktadır. Demek ki Türkçe düşünmek “Töre bağlamında düşünmek” anlamına gelmektedir. Burada Töre’nin bir düşünme yöntemi olarak Türkçenin içinde bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylelikle duyuşumuzu sağlayan unsurlar olarak bakmak ve görmek sözlerindeki varoluşa yönelik tavır, konumuz bağlamında Töre kavramının içeriğini doldurmaktadır.

Şimdi, duyumsamamızı daha bütünlüklü bir yapıya kavuşturmamız gerektiği anlaşılıyor. Yani duyuşumuzun bakış ve görüşle nasıl bir niteliğe büründüğünü biraz olsun açıklığa kavuşturabildik. Fakat duymak sadece bunlarla mı gerçekleşiyor. Başka bir deyişle duyumsamamız güzele bakışımızı, güzel anlayışımızı yalnızca görerek mi elde ediyor?

Kuşkusuz duymak sadece bakmak ve görmekle bütünlenemiyor. Duymanın bir de dinlemeyle gerçekleşen yönü var. Güzel algımızı oluşturan bakış ve görüş gerçek bir dinleme olmadan bütünlük yakalayamaz. Çünkü duyumsamak doğal olarak duyularımızın toplanmasıyla oluşuyor. O halde Türkçe “dinlemek”, “gerçek” ve “toplamak” sözlerine bakmamız gerekecek. Yani kulağımızdaki çınlamanın duyuşumuzu nasıl etkilediğine bakacağız. Böylece önce güzellik algısı sonra algılarımızın gerçekliğini ölçebileceğimiz bir düşünce seyri takip edeceğiz.

 

Okuyucu için not: Yazıda vurgulanan sözcükler, bu sözlerin etimolojisine ve anlam kaynaklarına vurgu yapmaktadır. Bu nedenle yazarın üslûbundan doğabilecek eksikliklerin daha iyi anlaşılabilmesi için “TDK Türkçe Sözlük”, “ Toplumsal Aklı Anlamak”,  “Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre” ile “Türkçenin Kalbine Doğru” isimli kitaplara başvurulması yararlı olacaktır.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.