Ali Çakır

Yazarın yazıları

Bir Yerden

        Kavl-i yâre aldanıp vefâ umma felekten  Rüsvây-ı âlem eder bir sevdâ efsânesi    Sanma vasl-ı kâm ile âbâd olur hayâtın Hayâl-i zıl içinde tükenir sermâyesi    Düştünse derd-i hicre müsterîh ol ârifâ  Huzûr u rızâ ile can vermektir çâresi    Bu eşiğin önünde ne beklersin âvâre  Muntazır olduğun yer ham hayâl …

Devamını oku

“Hatırlarım Gülüşünü”

    Floresan ışıklarının altında gözlerini açtı. Sol elinin üzerinde büyük ve keskin bir acı hissetti, elini hareket ettirmesine mani olacak kadar büyük ve keskin bir acı. Göz ucuyla ve güçlükle eline bakabildi. Şeklini kaybedecek kadar şişmişti ve merkezden etrafa doğru kırmızıya evrilen mor lekeler vardı. Saçları, alnına ve şakaklarına yapışmıştı. Gözlerini, kabulleniş ve teslimiyete …

Devamını oku

Ararken Kaybetmek

Bir duygu, bir düşünce. Öyle basit değil, hafif değil; olabildiğince karmaşık, olabildiğince yoğun. Güçlü bir yaz mevsiminde ırmak kenarındaki heybetli söğüt ağacının serin gölgesinde bile teskin olmayan bir duygu ve/veya düşüncenin etkisindeydi. Halbuki kediler, köpekler, serçeler, güvercinler, kumrular hatta muhtemelen ırmaktaki balıklar dahil herkes halinden memnundu. Ve elbette insanlar; pek tadım yok, deyip aralarından ayrıldığı …

Devamını oku

Söyleşme

        Kınında can veren bir kılıç gibi Gönlümde çürüdü aşkı Meryem’in Nihâyet göründü denizin dibi Boyumdan büyükmüş aşkı Meryem’in Ak alnımda kara yazı gezindi Yüreciğim hicrânıyla bezendi Mihrâbım âhımdan bezdi usandı Firkâtin burcuymuş aşkı Meryem’in Hani ya o eda hani ya o naz Nerede kayboldu bitmeyecek yaz “Bir ömür değil de bin …

Devamını oku

Bir Demir Dağı Delip Aldım Boynuma

        Göğüsünde sıkışan nefesi bırak Yoksa yıkılacak direği göğün Böyle sürsün gönlümdeki saltanat Kimi ağladığın kimi güldüğün Yavaşça akıp tükeniyor dünya Herkes gitti ben kaldım Can çekişen mısralara yetişemiyorum Hangisine koşsam ellerimde soluyor Son bir umut ölüyoruz beraber Aydan aydın günden güzel Harâb eder beğenmez harâbesini Yüz çevirdikçe şehir denizsizleşiyor Yutkunmak zor …

Devamını oku

Tenhaca Söyleşmek

        Canın tatlıysa bu meydandan uzak dur O ay yüzlü güzeli görmek her zaman gönül aydınlığıdır bana Dışında da olsam bu eşik güzel Koynumda besleyip büyüttüğüm hasret güzel Bu yangın Bu tufan Bu mahşer güzel Zıt dalgalara karışıp boğulmak güzel Güzelin değerini âşık bilir Hâlini bildiği gibi Özlemeler yetmiyor Kavuşmalar nasıl yetsin …

Devamını oku

İhtimal

        Ben yalnız değilim Sen yanımda değilsin Bu avcı ah bu avcı Beni en sakındığım yerimden vurdu bu avcı Uzun uzun ölmeye benziyor yaşamaktan çok Geçmiş şeyleri evet şeyleri sığdırmaya çalışıyorum içime Olmuyor Bir umut çırpınıyor ellerimde Kesemiyorum Ben ölemiyorum O ölemiyor Çaresiz Çenemi yaslayarak göğsüme yaslayabildiğim kadar Susuyorum susabildiğim kadar Tozlu …

Devamını oku

Mevc

        Beni kurban edemeyeceksin o bıçağı bana ver Tereddütle titriyor ellerin İnşirah okurum ferahlarsın Kurban istiyor gelecek günler Hazırım Olup bitenleri ben oyalarım ama baş edemem Sen ay huylusun Gâh pencereden gâh kapı aralığından Gâh suyun yüzünden gelirsin Ben seni ele geçmez bilirim Gelip gelip gönlümü alıverirsin Ayaklarına bulaşan mâverâ tozundan gözlerime …

Devamını oku

Meryem Yatışmayan Bir Çarpıntı

Tatsız bir rüya gördüm. Bölük pörçük olayları birleştirmeye, hikayenin oluş sırasını hatırlayıp sebep-sonuç ilişkilerini çözmeye çalışırken uykum kaçtı. Boşverip tekrar uyumaya çalıştım. Uyumaya çalışmak sonuç vermedi. Olan olmuş, deyip geçilmiyor. Rüyada olup bitenler için bile. Soyut dünyada da denge ve mantık aramaktan geri duramıyor insan; ejderhalarla savaşsa, serçelere tutunup gökyüzünde uçsa, yedi başlı ejderhanın peşine …

Devamını oku

Meryem Belki

Büyüdüğüm ev şimdi tuğla yığını  Kapısı penceresi belirsiz  Duvarlarında başıboş otlar sırıtıyor  Kuşatsa da hevesli sarmaşıklar  Tozlu yaprakların neresinden baksam görürüm  İki odaya sığdırdığımız koca dünyayı    Orda kazak örer annem Pencere önünde  Neler duyar neler düşünür neler susar Neler söyleşir menekşelerle   İşçi elleri sabun kokar babamın hâlâ Masalları da bilir Yüklendiği ağır hakikati …

Devamını oku

Bilişelim

Gül ile meşgul olanın, ellerine diken dolaşma tehlikesi de var; ellerine gül kokusu sinme ihtimali de.   Yunus Emre’miz; “Sevelim, sevilelim.” diye özetleyivermiş, biz de çok beğenmişiz. Çok beğenince çok tekrâr etmiş, çok tekrâr edince de genelde anlamı kaybetmişiz. Atasözlerimiz ve deyimlerimiz, anlamını alışkanlığa kaybeden örneklerle dolu. Her birinin üzerinde ilk kez duyuyormuş gibi dursak…  …

Devamını oku

Serçenin Söylediği

Asker ocağında bizim gibi acemi erlere jandarma karakolunun nasıl bir düzeni olduğunu, içinde ne gibi araçların bulunduğunu, neyin ne işe yaradığını gösteren bir binaya eğitime gitmiştik. Eğitim amacıyla alayın merkeze en uzak noktasına yapılmış bu bina, yıllar içinde epeyce yorulup hırpalanmış, biraz da ihmal edilmişti.  Hal böyle olunca binanın bütün uygun yerlerinde örümcek ağları, boyunca …

Devamını oku

Gülü Seven

Hazret-i Niyâzî, müthiş bir hizâ çizgisi çekmiş: “Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk” … Bilmelerimizi ve inanmalarımızı, tecrübelerimiz; tecrübelerimizi ise aczimiz, ihtiyâcımız, eksiğimiz tâyin ediyor olsa gerek. İnsanız, âciziz; üşüyoruz, acıkıyoruz, yoruluyoruz, bunalıyoruz, özlüyoruz, ayrılıyoruz…  Eeee, dünyânın bin bir türlü hâli var! İlk bakışta menfî görünen bu ve benzeri durumlar sâyesinde ilmimiz, fennimiz, …

Devamını oku

Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız

Pera tarafında olduğundan kozmopolit bir yapısı olan bizim muhitte ramazan-ı şerîfin rûhuna aykırı işletmeler az değildi. Ramazanın teşrîfiyle beraber hepsi kapanır ve vitrinlerinin uygun yelerine aynı uyarıyı asarlardı:  “Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız!” Ramazan dolayısıyla kapanmayan işletmeler ise vitrinlerini gazete kağıtlarıyla örter, yeterinden fazla ışık açmadan sessiz sedasız hizmet vermeye devam ederdi.  Ramazanın uğramadığı, hissedilmediği yer kalmazdı. …

Devamını oku

Nerde O Eski Ramazanlar?

Salgının getirdiği zarûrî uzletten olsa gerek, nostaljiden hoşlanmayanlarımız dahi eski ramazanların özlemini çekiyor. İnsan birlikte olmaya meyilli tabii. Eh, sahici birliktelikler de benzer duyuş ve düşünüşler etrafında ortaya çıkıp gelişiyor. Sahuru, mukabelesi, iftarı, teravihi… her motifiyle birliğin ekseninde devran eden bir iklim ramazan. Müsamaha ve hoşgörümüzü şu veya bu nispette artırdığımız; sevgi, sabır, yardımlaşma, empati …

Devamını oku

Selvi

Nazlı sunam eğlenmedi bu elde Aktı gitti ak köpüklü sel gibi Anlatamam garip başa geleni Âşinâlar şimdi bana el gibi Yürüdü mü bahar düşer ardına Söyleşti mi kuşlar gelir yurduna Yedi iklim fedâ olsun yoluna Zarâfeti bir incecik tül gibi  Açamadı mahzun gönlün sırrını Çekegeldi ayrılığın kahrını Kana kana içti aşkın zehrini Esti gitti esrârıyla …

Devamını oku

Yolun Ayrımı

Meryem’i bir daha görmedim. Bu cümleyi kurabilmek için on üç yıl beklemem gerekti. Bir sabah uyandım ve on üç yılın ilk günü başladı. Bilmiyordum. Bin bir emekle kurup çattığım dekor değişmiş, perde yıkılmış, sahne viran olmuştu. Onu aramadım. Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Takatsizliğimin asıl kaynağı buydu. Nereden başlayacağını bilmeyen biri başlayabilir miydi? Meryem, yuvarlak bir zaman …

Devamını oku

Meryem Bir Bahar İkindisi

Şehrin içinde… Gürültüden, karmaşadan uzak… Havaalanına falan filan kilometre mesafede… Metro, metrobüs caba… Huzur… Yeşil… Mutluluk… Doğayla iç içe… Doğayla iç içe… Doğayla iç içe yaşamaya başlamadan önce bütün şehirlilere doğayla iç içe yaşamak cazip gelir. Tabii rengârenk kanatlar odanın içinde raks etmeye başlayınca büyü bozulur. Çoğu şehirli için yani. En azından benim için. Bir …

Devamını oku

Meryem Bir Vuslat Hevesi

Telaş mevsimindeyiz. Bütün bir varlık, o tek parça telaşa kapılmış, katılmış. Tomurcuklardan karıncalara, takımyıldızlardan kaplumbağalara, insanlardan ovalara, yerden göğe kadar cümle varlık; tek parça telaşın hükmüne ram ve razı. Kiraz, erik, badem, gül, ruelya, papatya, hatmi… Tomurcuk, çiçek, sürgün, yaprak… Bin bir eda, bin bir tavır ile telaşa kapılmış, katılmış hepsi. Kimse oluştan geri kalmayı …

Devamını oku

Meryem Bir Ezel Aşinalığı

Oldum olası hastaneye gitmekti zorlanırım. Muayene, teşhis, tahlil, tedavi, kontrol… peş peşe ve üst üste, bitmek bilmeyen işler bir yana bütün hastanelerin ruhuna kadar sinmiş, işlemiş o koku; hastane kokusu… Pek ilgili görünmüyor olabilir ama balık kokusu da böyledir. Hastane ve balık kokularını sevip sevmemekte tereddütlerim var. İlk bakışta sevimli kokular değillerdir fakat çocukluğumu bulurum …

Devamını oku