Medet

Rabbimiz! Sensiz bir âlem imkânsız. Âlemi anlamak da ancak seninle mümkün… Âlem de sensin, ilim de, âlim de, alîm de… Sensiz anlam yok… Biz, babalarımız, dedelerimiz, kaç kuşaktır… bir Celal Devri çocukları olduk. Sana gurbetteyiz, ilme gurbetteyiz, kendimize gurbetteyiz… Sahteliği gerçeğe tercih edeli, kaç kuşaktan beri, her türlü yoksunluk, yoksulluk ve çile başımızdan eksilmiyor. Halbuki, …

Devamını oku

Aşk

              Senden olsun olur ise şu virâneye nazâr Sen virân eyledin şükür himmet senden hünkârım Açılmış güllerine tâlib oldu nâlân hezâr Âvâzesi senden şükür himmet senden hünkârım İksîr-i esrârınla geçmez bu serimden humâr İçirdin elinden şükür himmet senden hünkârım Tek senden cüdâ etmesin budur talihle bazâr Taleb-i cânımsın şükür …

Devamını oku

Lodos

              Pürtelâş bir yarım gamzeye fedâ ettiğin gönül Câhil olsun gâfil olsun olmasın nâdân ilâhî   Kûy-ı mihnette bülbül gerçi muntazır olsa da gül Nâil olsun zâil olsun olmasın handân ilâhî   Mest ü mahmûr câm-ı aşkla ayılmak ki görünür zül Hâil olsun mâil olsun olmasın şâdân ilâhî   …

Devamını oku

Aynama Yansıyanlar

  Ne de güzel ışıltıyla bakıyordu gözlerine annesinin. Gözlerinden akan yaşın sebebi annesiydi oysa. Gözlerine o ışıltıyı veren de annesinin sebep olduğu gözyaşları… Uzaktan dalgın bir şekilde ufkumun erişemeyeceği bir boşluğun içindeyken oltaya takılmış bir balığın şaşkınlığıyla çekilivermişti gözlerim o boşluktan, onları fark edişimle. İki yaşlarında, saçları güneş sarısı, gözleri küçük bir misket tanesini andıran …

Devamını oku

Gerçek İslam ve Güncelleme Hakkında Bir Özet Denemesi

Sonda söyleyeceğimizi, eğip bükmeden, başta söyleyelim: Gerçek İslam diye bir şey yoktur. Söze “Gerçek İslam…” diye başlayanlar, esasen mensubu bulundukları grubun anladığı İslam’dan bahsetmektedirler. Grubun dışında kalanlar ise en azından “kurtarılması gereken, cahil, acınası yığınlar”dır ki yol; “ıslahı mümkünsüz mürtetlere” kadar gider. Bizce ifadenin doğrusu; “Herkesin gerçek İslam’ı kendine.”dir. Çünkü İslam; söyleyeceğini söylemiş, kalıplaşmış, donmuş, …

Devamını oku

Yunus Emre Ontolojisinde Estetik

Muamma şiirine giriş denemesi   Bir serçenin kanadın kırk katıra yükledim Kırk çift dahi çekmedi kaldı şöyle yazılı   Seyrederken gördüklerimize bazı anlamlar yükleriz. Bulduğumuza veya hissettiğimize verdiğimiz mana, ister bilinçaltının anlık dışavurumu şeklinde isterse şuurlu bir değerlendirme ile makul bir zaman aralığında ortaya çıksın, karşımızdaki bir nesne veya olgu vasıtasıyla duyduğumuz “şey” bizde zaten …

Devamını oku

Buselik Seyri

Hz. Mevlana; “Eğer aşkın yoksa yat uyu, sana uyumak yaraşır.” buyuruyor.   Kan, hayat belirtisi… Kanamayan bir kalbi gezdiren gövdenin çektiği ıstırabı; güneşler kalem, gökadalar mürekkep olsa anlatmaya takatleri yetebilir mi? Marifet diri kalmakta, her gün yeniden doğup yeniden anlamakta Fahr-i Kainat Efendimiz; “İki günü bir olan ziyandadır.”  buyuruyor. Aldığımız her nefes, attığımız her adım …

Devamını oku

Anne

              Sana bir kutlu hâl uzun yollardan Getirmek üzreyim şükür az kaldı Şu ham adımları nûr dergahına Kul etmek üzreyim şükür az kaldı   Âh bendene bende oldum nihayet Eşiğinin tozu gönlüme ziynet Elim dilim bağlı sultanım lutfet Lâl olmak üzreyim şükür az kaldı   Melek hayıflanır seni gördükçe …

Devamını oku

Üsküdar Seyri

Derler ki; Türkler Asya’dan Anadolu’ya gelirken “ahal teke”nin sırtındaki yük, bir alpten ibaret değildi; yanlarında “Türk’ün kırık sazı” diye bilinen tambur ve lale soğanını da kutsal bir emanet gibi taşıdılar. Böylesi bir afakın sahiplerinin, Afrika’da köle pazarları kuranların tabii düşmanları olması, şaşılacak bir durum değil. Jason Goodwin’in “Ufukların Efendisi” diye tanımladığı bu atlıların çocukları, her …

Devamını oku

Mısralar

              Görülmüş mü böyle gece, hiç sabahı olmasın Umutlarla, temenniyle, zorla güneş doğmasın Uyacaksın, tanyerinde karşılama emrine Ezeceksin bu zulmeti, ışığını boğmasın   …   Hangisindeymiş keramet, neyde mi, nefesde mi? Derdle dolmuş bir yüreği çekmeyen kafesde mi? Derdine derman dilenmiş canhıraş bir sesde mi? Yoksa duymaz bir kulakda …

Devamını oku

Beklerken

              Sen gideli beri bizim iklimden Uzadıkça uzar firkat kışları Hicranla devreder mevsimler amma Bir bahara daha tahammülüm yok Şimdi kar altında şen talihimiz Her taraf bembeyaz ne ses var ne iz Gayrı bundan geri billahi sensiz Bir bahara daha tahammülüm yok Gönlün asırlardır kayboldu tadı Vuslatından başka tükendi …

Devamını oku

Okyanus Ötesinden Yalan Rüzgârları Esiyor

Doksanlı yıllarda televizyonlarımızda yayınlanan Yalan Rüzgârı isimli ABD yapımı bir dizi vardı. Yalanlar, sahtelikler ve kirli ilişkiler üzerine kurulu bu dizide Amerikan hayâtının bütün pislik ve defoları resmigeçit yapardı. Mezhebi fazlasıyla geniş insanın bile o diziyi seyrederken midesi bulanırdı. Son günlerde ABD’nin bize karşı yürüttüğü siyâsetin de o diziden hiçbir farkı kalmadı artık. Okyanus ötesinden …

Devamını oku

Kök Kubbemiz

“Osmanlı unsurlarının, özellikle musiki paydasındaki bütünleşmesi, dikkat çekicidir. Nitekim Yahya Kemâl; ‘Hâkimiyetimiz altında bulunan milletlere musikideki vahdeti yayabilmiş olsa idik, tek bir millet olurduk.’ diyor ve Türk musikisindeki Rum, Ermeni, Yahudi ve diğer unsurları da katarak yüzde yüz millilikten bahsediyor. Çünkü kastedilen Türklüğün içinde söz konusu bütün unsurlar zaten zımnen vardır.” Türk müzik tarihi üzerine …

Devamını oku

Osmanlı Ermenileri’nde Türk Müziği

İslam tarihi ve sanatları alanında çalışmaları bulunan Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan emekli öğretim üyesi Dr. Fatma Adile Başer, “XIX. Yüzyıl Merkezli Olarak Osmanlı Ermenilerinde Türk Müziği” kitabını anlattı. Yazar Dr. Fatma Adile Başer, Osmanlı Devleti’nin, “Türk ve İslam” omurgasıyla teşekkül etmiş Türk devlet geleneğinin en değerli örneği olduğunu belirterek, “Bu modelin başarısındaki en önemli sırlardan …

Devamını oku

Modern Ritüelin Erkek Meselesi

Modern kelimesi, sözlüklerde kısaca çağdaş, çağa uygun olarak tarif edilir.   Modernliğin başlangıcı için bir milat söylemek zor olsa da eskinin terki, yeninin kabulü süreci olarak varsayılan “Aydınlanma” yılları ve Fransız İhtilali en önemli kilometre taşlarıdır. Özellikle Batı’nın aydınlanma olarak adlandırdığı dönemde tam olarak seküler içerikle doldurulan kavram; aklın bir araç olarak evrensel çözümlemeler yapabileceğini, …

Devamını oku

Zor Paragraflar

Şuyuu vukuundan beter…   Çünkü vuku bulan menfur hadiseler, konuşuldukça ister istemez daha da yaygınlaşarak toplum nazarında “aşırı uçlar”dan “normal”e doğru yavaş yavaş çekilirken bir taraftan da insanlar “istenen” tepkiler vermeye ayarlanıyor. Elbette ki son derece ince mühendislik hesaplarıyla… Bu iğrenç haberler, toplumda hakiki bir infial yaratabilecek gücü haizken sosyal medya aracılığıyla idam isteme dışında …

Devamını oku

Aynanız Pas Tutmasın

Edebiyatımızın temel anlatım özelliklerinden en önemlisi, şüphesiz mesafe hassasiyetidir; ne anlaşılamayacak kadar uzak ne de körlüğe sebep olacak bir hadsizlik cüreti benimsenmiştir. Müziğimiz de doğal olarak beslendiği en önemli kaynağın yani varlık edebiyatımızın, içinden seslendiği ontolojik estetiğin (burada tam olarak “güzellik” anlamında) temel düsturu olan edep sınırlarını ses dizelerinde de koruma kaygısını terk etmez. Bir …

Devamını oku

Riyâ Devri Kapandı Çok Şükür

Tabîr, Fethi Gemuhluoğlu Beyefendi’ye aittir. 1977’de vefât eden merhûm Gemuhluoğlu, bugünleri ta o günlerden görerek; “Küfür ve fitne devri kapandı. Şimdi riyâ devrindeyiz. Onun da eceli gelmiştir beyler. Gözü olana gün ışımıştır!” demişti. Çok şükür, bizler kendisinin engin ferâsetiyle görüp müjdesini verdiği günlere erişmiş olmanın bahtiyârlığını yaşıyoruz bugünlerde. Sadece cumhûrbaşkanımız değil, devlet erkânımız da Batı …

Devamını oku

Pend-i Aşk

              Bir defa var edildikte var olan olmaz zâil Var idik var olduk var’dan münkir olma vesselâm   Önce lâ de göz yumarak olup sen kesrete mâil Perde kalkar illâ dersin münkir olma vesselâm   Aşk ile tut dost eteğin’ bulursan bir yâr-i kâmil Noktayı devreyle âşık münkir olma …

Devamını oku

Varlık Hakkında

Bizim kültürümüzde madde ve mânâ diye ikili şekilde sınıflandırdığımız varlıktan, maddî olan kısmını az çok anlıyoruz. Peki, mânâ dünyasına ait olan varlık, kendisini nasıl gösteriyor? Şüphesiz ki beşer olarak fark edişlerimiz, maddî bir kalıbın içinde oluyor. Hem fark eden taraf hem de fark edilen şey, belirli bir kalıba sahip olmalı ki varlık, müşahede edilebilir olsun. …

Devamını oku