Oca 16

“Nizam-ı Âlem Ülküsü”, Saâdet; “Çıkar İlkesi”, Şekâvet ve Felâket Sebebidir…

“Diplomasi” deyip geçmeyin. Beşerin en kıvrak zekâlı çocuklarının faaliyetinden söz ediyoruz. En üstteki bu tabakanın iştigal alanı, insanlığın kaderine hükmetme alanıdır. Devletler bunların kontrolünde, insanlığın bütün imkanları bunlar tarafından kullanılmaktadır. Son iki yüz yıldır bunların dillerinden düşürmedikleri, iki cümlede bir: “Devletlerin ilkeleri değil, çıkarları vardır!”, “Devletlerin dostları değil, çıkarları olur!” vb terâneleri hepimiz ezbere biliriz. …

Devamını oku »

Oca 16

Teslim Abdal İle Gönül Seyri

Rivayet muhtelif olsa da Teslim Abdal, gönül atlasımızın her köşesinde ebedi konuğumuz olarak seyrine devam etmektedir. Erdebil’den Gence’ye, oradan Sivas ve Çorum’a, Ankara’ya, Denizli’ye, nihayet Keşan’a değin geniş bir coğrafyada edep kapısından vicdanlara seslenir. Kalbimizin konakladığı her yerde; mesela Horasan’da ya da Üsküp’te, Medine’de veya Kurtuba’da, kışlada yahut tekkede hava şartları ne olursa olsun iklim, …

Devamını oku »

Oca 08

“Öz Yurdunda Garipsin”

Güzel ülkemizde “Seneler, asırlar değişse bile” değişmeyen, kaybolmayan, ihtiyaç anında ortaya atılıveren tartışmalar vardır. Bu tartışmaları taze tutanların niyeti malum; asıl umumun beklentisi ise maalesef tuttuğumuz tarafı açık edip hangi sosyal tabana dahil olduğumuzu göstermektir: Bayramımız mübarek mi olsun, kutlu mu; Allah mesut mu etsin, mutlu mu; hayırlı mı olsun, iyi mi; Mahmut mu diyelim, …

Devamını oku »

Oca 08

Hangi İktisat – 1

Yetinmek; bilindiği üzere memnuniyet, hoşnutluk, kanmak ve inanmak gibi birçok anlamda kullanılsa da Türkçenin yaşayan bu evresinde zihnimizde uyandırdığı ilk çağrışım, sonradan Türkçeleştirdiğimiz kanaat kelimesiyle eşanlamlıdır. Kanaat kelimesi günümüzde hem yetinmek hem de düşüncede yetkinlik anlamında kullanılmaktadır. Yeti, yetmek, yeterlilik, yetki, yetişmek ve yetirmek gibi birçok kelime yetinmek kelimesi aynı kökten beslenmektedir. Modern iktisat; kaynakların …

Devamını oku »

Oca 03

Çinuçen Tanrıkorur İle Ferahfeza Seyri

Nereye baksan, ne işitsen, ne görsen “o” nefestir nesneye can veren ruh. Müziğimizin üzerinde seyrettiği güzergâh muhabbetten ibarettir. Her ne söylerse söylesin döner dolaşır sohbeti dosta bağlar. Gönül derdinin dermanı yine bu dostlukta gizlidir. Türk müziği edebiyatı dostun sonsuz yüzünü konu edinegelmiştir. Dolayısıyla musikimiz baştan ayağa aşk edebiyatıdır. Sevgiliye hicabından hep dolaylı anlatımı tercih etmiştir …

Devamını oku »

Oca 02

Vekil Bey’e Kızmayalım, Adam Doğruyu Söylüyor!

mhs

“Ak Parti, dünyanın en doğru işini bile yapsa, biz CHP olarak sizi alkışlamayız. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim.” CHP milletvekili Engin Altay’ın yukarıdaki sözleri kamuoyunca yadırgandı. Bense hiç şaşırmadım. Zîrâ üzerinde biraz düşünürseniz doğruyu söylediğini anlar ve sayın milletvekiline hak verirsiniz. Tabîî burada bir tashîh yapmak lüzûmu var elbet. Çünkü milletin çoğunluğu onlara müzmin …

Devamını oku »

Ara 21

“Gördüğünü Kalbi Yalanlamadı”

15439848_1608185322530118_5859625134251825960_n

“Gördüğünü kalbi yalanlamadı” Yani? Kalbi biliyor muydu zaten? Nereden biliyordu, nasıl biliyordu, ne zamandan beri biliyordu? … * Yahut… “Gördüğünü kalbi yalanlamadı” KALBİ!.. Cenab-ı Hakk’ın muhâtabı kalb. İnsânî öznenin “zâtı”! Çünki “kalbi” O’nu tanıyordu, biliyordu… Hangi kalp? O kalbe vüsûlün çâresi… gibi sualleri tehir edelim şimdi. O “KALB”in tanıdığı, çok âşinâsı olduğu bir “Kudret-i İlâhî, …

Devamını oku »

Ara 18

Babaannemin Ağaçları

“Eski bir hikâyeye göre Fatih Sultan Mehmed, Otağtepe’de İstanbul’un fethini planlarken toprağa iki tohum atar ve bu tohumlar bugün Otagtepe’nin girişinde bulunan iki selvi ağacını oluşturur. Bu selvilere uzaktan bakıldığında bir at ve üzerinde bir insan görüntüsü algılanıyormuş. Bu görüntünün Fatih Sultan Mehmed ve atını simgelediği söyleniyor.”   Otağtepe’den bakınca Güzelcehisar Kalesi’ni, Göksu Deresi’nin İstanbul …

Devamını oku »

Ara 15

Âgâh

              Tâ ezelden pür-rızâ gönül verdim hüsnüne Tâ ebede bendenim cânân-ı cânım meded   Fenâda buldum şükür yüz sürdüm turâbına Ol bekâda hünkârım sultân-ı cânım meded   Dil-i perîşân içre yoktur söz lâyık sana Hâl ü kâl âciz kalır sühân-ı cânım meded   Yedi tamu altında endîşem sensin cânâ …

Devamını oku »

Ara 15

Hâmuşân

Demini alan çay, bekleyen hüzünlere damla damla düşerken çıkardığı sesin melodisiyle her gün mecbur tutularak aldığı nefesin birbirlerini kovalama telaşını yaşamak tek hayat kaynağıdır.  Aşırı duygusal yapısı, ağlamaya meyilli his denge durum onu hep zor durumda bıraktı. İlkokulda arkadaşı dayak yerken o ağlardı. Sünnet olan teyze çocuğu gülerken o izlerken ağladı. Belgesel izlerken aslana yem …

Devamını oku »

Ara 13

İçinde Güneş Saklı Çocuk

“Kendimi çekiveririm bir kenara bazen. Durup bakarım olana bitene bir an. Bir yabancı gibi, uzak bir seyirci gibi. Olanları başka zamanlardan, başka yaşamlardan görmeye çalışarak bakarım. Merakla bakarım. Anlamaya çalıştığımın ne olduğunu merak ederek bakarım. Anlamaya çalıştığıma hasret çekerek bakarım. Hasrete muhabbetin nasıl bir güzellik olduğunu fark etmeye çalışarak bakarım. Kusurlu fark edişime uğunarak bakarım. …

Devamını oku »

Kas 28

Mahkeme

“Huzur-u İlahi”den bahsedildiği zaman o an sanki başka bir huzurdaymışız algısıyla söyleniyor bu söz. Halbuki yaptığımız her iş, söylediğimiz her söz, düşündüğümüz her an kararlarının doğruluğu şaşmaz bir mahkeme tarafından yargılandığımız hakikatini unutuyoruz sanki. Efendim “Seninle hesap günü görüşüz!’ diyor muhataplar. Bilmiyoruz ki her anımız o yüce mahkeme tarafından muhakeme edilmekte, anbean huzurda bulunmaktayız ve …

Devamını oku »

Kas 24

25/11/05

              Bak kütleye döndüm âh senden ayrı Ne olsa makbuldür şimdiden gayrı İster sağlar olsun isterse sayrı Bir gönül bıraktım can ocağına   Ulu dağlar gibi serde dumanı Hiç içinden eksik olmaz gümanı Bin öğüt dinlese etmez amanı Bir gönül bıraktım can ocağına   Verdiğin doluyla oldu mestâne Ayılmaz …

Devamını oku »

Kas 10

Perde

              Uzattım boynumu esrâr-ı aşka Ayırdı canımı ten kaygısından Bir dolu verdiler şifâdır diye İçtim de kanmadım cânân tasından   Mânâsı seçilmez halleri vardı Kâl ile çözülmez dilleri vardı Destursuz geçilmez yolları vardı Eşikte uğundum firkat yasından   İtibar etmezler yavuz civana El bağlı dil bağlı geç gir dîvâna …

Devamını oku »

Eki 23

Mahremiyetin İhlali

Saçmak, bir başka tabirle ifşa etmek; “mahremiyetin ihlali” neticesinde oluşan eylemin adı. Bu fiil, zihnimizde çoğu zaman olumsuz bir çağrışımla karşılık bulur. Olumlu gibi görünen ifşa eylemeleri dahi bilinçaltında yazılan muhalefet şerhiyle gizli bir veto yer. Sırrın açığa çıkarılması, her halükârda rahatsızlık vericidir. Çünkü sır kendi süreç ve şartlarına bağlı olarak oluşmuş ve nihai kurgusunu …

Devamını oku »

Eki 14

Unutulmuş Bir Türk Matematikçi: Abdülhamîd İbn Türk

a.mansur

Dikkat: Bu metin yalnızca amatörce yapılmış bir çalışmadır. Bundan dolayı birçok eksiklik içereceği gibi birçok hata da içermesi kuvvetle muhtemeldir. Yalnızca İbn Türk’ü gücüm yettiğince tanıtmağa çalışma hevesimden ortaya çıkmıştır. Özet: Modern bilim dünyası için Müslüman bilim adamlarının önemi su götürmez bir gerçektir. Bizim bu kişiler arasından en çok tanıdıklarımız Harezmi, El Cezeri, Bir uni …

Devamını oku »

Eki 10

Issız

              Şu karşı kıyıda gümânım kaldı Acep oralarda hatırım var mı Düşüne can fedâ bir ân’ım oldu Gönül defterinde satırım var mı   İki büklüm mahcup buruk yürekle Nedâmet tereddüt bin bir esefle Çektim sandalımı kırık kürekle Cânânın göçünde katarım var mı   Çırpındım gözünün damlalarında Süzüldüm utangaç yanaklarında …

Devamını oku »

Eki 03

Aygın

              Sapsarı saçların keyfince sarhoş Gezinir rüzgârlar sersem başıboş Birikmiş sırları edemedim fâş Bezdim zülüflerden telden usandım   Gönül coşar ise taşar denizler Denizler gönlünde inciler gizler Bir gamzeyle tedvîr eder mevsimler Bezdim takvimlerden yıldan usandım   Gezdirdim nefsimi keyf tasmasıyla Nizâlar tutuşur dert yosmasıyla Yağmaz gökten kemik has …

Devamını oku »

Eki 02

Ulubatlı Hasan Yaşadı mı, Yaşamadı mı?

bir-kahramanlik-hikayesi-ulubatli-hasan-8930321-33890-1920x1080

Son yıllarda yazdığı eserler ve yaptığı televizyon programlarıyla göz dolduran bir târihçimiz, İstanbul’un fethi sırasında bayrağı burçlara diken Ulubatlı Hasan nâmıyla marûf bir neferin olmadığını, bu isimde birisinin hiç yaşamadığını, onun uydurma bir karakter olduğunu söylüyor ısrârla. Elindeki sancâğı sûrlara dikerken şehîd düştüğüne inanılan ve bu özelliğiyle destânlaşıp toplumsal hâfızaya yerleşen bu kahramân asker timsâli …

Devamını oku »

Eyl 22

Devir

              Bir hikâye kurdun saldın âleme Zulmettim kendime kendi elimle Bir’den geldim bir’e döneyim diye Sen beni yarattın yâr ben de seni Gönlüm bir kuyuydu Yûsuf’u aldım Yûsuf oldum derken kuyudan çıktım Züleyhâ’ya dönüp uğundum kaldım Sen beni yarattın yâr ben de seni Taşrada etrafta Mûsa aradım Firavun aradım …

Devamını oku »

Eski yazılar «