Meryem Belki

Büyüdüğüm ev şimdi tuğla yığını  Kapısı penceresi belirsiz  Duvarlarında başıboş otlar sırıtıyor  Kuşatsa da hevesli sarmaşıklar  Tozlu yaprakların neresinden baksam görürüm  İki odaya sığdırdığımız koca dünyayı    Orda kazak örer annem Pencere önünde  Neler duyar neler düşünür neler susar Neler söyleşir menekşelerle   İşçi elleri sabun kokar babamın hâlâ Masalları da bilir Yüklendiği ağır hakikati …

Devamını oku

Adam Olacak Çocuk

Bir Kuantum Rüyası İlkokuldaymışım. Fen Bilgisi dersindeyiz. İçimde bir sıkıntı var. Öğretmen bana bir soru soruyor, bilemiyorum. Sonra arka arkaya başka sorular soruyor, hiçbirini bilemiyorum. Yanımda da adını bilmediğim bir kız oturuyor. Zilin çalması ile içimdeki sıkıntı dağılıyor. Kız da gülerek benimle dışarı çıkıyor. Bir çocuk geliyor yanımıza, şöyle diyor: “Hadi gelin, bizim mahalleye gidelim.” …

Devamını oku

Türkçe Duymak Hakkında Bir Deneme

TDK Türkçe Güncel Türkçe Sözlük –duymak sözünü beş madde başlığında açıklar: 1. -i Bilgi almak, öğrenmek, haber almak. 2. -i İşitmek, ses almak. 3. -i Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek. 4. -i Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek. 5. nesnesiz, mecaz  Sezmek, fark etmek, hissetmek “Duymak” …

Devamını oku

Bilişelim

Gül ile meşgul olanın, ellerine diken dolaşma tehlikesi de var; ellerine gül kokusu sinme ihtimali de.   Yunus Emre’miz; “Sevelim, sevilelim.” diye özetleyivermiş, biz de çok beğenmişiz. Çok beğenince çok tekrâr etmiş, çok tekrâr edince de genelde anlamı kaybetmişiz. Atasözlerimiz ve deyimlerimiz, anlamını alışkanlığa kaybeden örneklerle dolu. Her birinin üzerinde ilk kez duyuyormuş gibi dursak…  …

Devamını oku

Serçenin Söylediği

Asker ocağında bizim gibi acemi erlere jandarma karakolunun nasıl bir düzeni olduğunu, içinde ne gibi araçların bulunduğunu, neyin ne işe yaradığını gösteren bir binaya eğitime gitmiştik. Eğitim amacıyla alayın merkeze en uzak noktasına yapılmış bu bina, yıllar içinde epeyce yorulup hırpalanmış, biraz da ihmal edilmişti.  Hal böyle olunca binanın bütün uygun yerlerinde örümcek ağları, boyunca …

Devamını oku

Gülü Seven

Hazret-i Niyâzî, müthiş bir hizâ çizgisi çekmiş: “Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk” … Bilmelerimizi ve inanmalarımızı, tecrübelerimiz; tecrübelerimizi ise aczimiz, ihtiyâcımız, eksiğimiz tâyin ediyor olsa gerek. İnsanız, âciziz; üşüyoruz, acıkıyoruz, yoruluyoruz, bunalıyoruz, özlüyoruz, ayrılıyoruz…  Eeee, dünyânın bin bir türlü hâli var! İlk bakışta menfî görünen bu ve benzeri durumlar sâyesinde ilmimiz, fennimiz, …

Devamını oku

Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız

Pera tarafında olduğundan kozmopolit bir yapısı olan bizim muhitte ramazan-ı şerîfin rûhuna aykırı işletmeler az değildi. Ramazanın teşrîfiyle beraber hepsi kapanır ve vitrinlerinin uygun yelerine aynı uyarıyı asarlardı:  “Ramazan Dolayısıyla Kapalıyız!” Ramazan dolayısıyla kapanmayan işletmeler ise vitrinlerini gazete kağıtlarıyla örter, yeterinden fazla ışık açmadan sessiz sedasız hizmet vermeye devam ederdi.  Ramazanın uğramadığı, hissedilmediği yer kalmazdı. …

Devamını oku

Nerde O Eski Ramazanlar?

Salgının getirdiği zarûrî uzletten olsa gerek, nostaljiden hoşlanmayanlarımız dahi eski ramazanların özlemini çekiyor. İnsan birlikte olmaya meyilli tabii. Eh, sahici birliktelikler de benzer duyuş ve düşünüşler etrafında ortaya çıkıp gelişiyor. Sahuru, mukabelesi, iftarı, teravihi… her motifiyle birliğin ekseninde devran eden bir iklim ramazan. Müsamaha ve hoşgörümüzü şu veya bu nispette artırdığımız; sevgi, sabır, yardımlaşma, empati …

Devamını oku

Selvi

Nazlı sunam eğlenmedi bu elde Aktı gitti ak köpüklü sel gibi Anlatamam garip başa geleni Âşinâlar şimdi bana el gibi Yürüdü mü bahar düşer ardına Söyleşti mi kuşlar gelir yurduna Yedi iklim fedâ olsun yoluna Zarâfeti bir incecik tül gibi  Açamadı mahzun gönlün sırrını Çekegeldi ayrılığın kahrını Kana kana içti aşkın zehrini Esti gitti esrârıyla …

Devamını oku

Yolun Ayrımı

Meryem’i bir daha görmedim. Bu cümleyi kurabilmek için on üç yıl beklemem gerekti. Bir sabah uyandım ve on üç yılın ilk günü başladı. Bilmiyordum. Bin bir emekle kurup çattığım dekor değişmiş, perde yıkılmış, sahne viran olmuştu. Onu aramadım. Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Takatsizliğimin asıl kaynağı buydu. Nereden başlayacağını bilmeyen biri başlayabilir miydi? Meryem, yuvarlak bir zaman …

Devamını oku

Yanıyor İçim Bahçe İçin

Yanıyor İçim Bahçe İçin Bahçe kelimesi Farsça bahçe anlamına gelen ‘’bağ’’ ve küçültme eki -çe ile meydana gelmiştir ve aslında küçük bağ demektir. Bizim “bağ” dediğimize ise onlar “tâkistân” derler.  Bu güzel kelime bana hep çocukluğumu hatırlatır. Çocukluğum bahçeye göçmekle geçti desem yeridir. Pılımı pırtımı toplar ve aşağı inerdim. ‘’Aşağı inmek’’ tâbiri zannederim apartmana geçişle …

Devamını oku

ÂDİLE SULTAN DîVÂNI’NDA MÛSİKÎYE DAİR*

                                                                ÂDİLE SULTAN DîVÂNI’NDA MÛSİKÎYE DAİR* Osmanlı hanedanı içerisinde dîvân sahibi tek kadın sultan şair olan Âdile Sultan, Osmanlı padişahlarının otuzuncusu olan II. Mahmut’un …

Devamını oku

VARLIK ANLAYIŞIMIZDA KADIN

-Divan Edebiyatı Vakfı Kadın Araştırmaları Enstitüsü’nün ilk seminerinde Dr. Sait Başer’in konuşmasından ilhamla hazırlanmıştır. Devletin devlet olarak teşekkülü, adaleti ne derece tesis ettiği ile yakından ilişkilidir. Tarım toplumları sınıflı yapısı dolayısıyla adaleti tesiste birtakım sorunlarla karşılaşmıştır. Zira tarım toplumları özel mülkiyete kapı aralayan birçok veçheye sahiptir. Devletimiz ise tarımdan ziyade at ve koyun temellidir. Bu …

Devamını oku

Cümle Kapısı

Sabahın erken saatlerinde otobüsten inip etrafıma şöyle bir bakındım. Hafiften yağmur yağıyordu. Dondurucu bir hava vardı. Pazar sabahı olması nedeniyle İstanbul’un cadde ve sokakları “Şehzadebaşı-Direklerarası” Vezneciler alışılagelmişin dışında oldukça sakin, bir o kadar da huzurluydu. Karınlarını doyurmak için başımın üzerinden geçen martılar dikkatimi çekti bu sırada. İstanbul’un tarihi üniversitesine gitmek üzere caddenin karşısındaki merdivenleri çıkarken …

Devamını oku

Anadolu’nun İsim Annesi Evliyâ Bacılar

İlk Osmanlı tarihçilerinden Âşıkpaşazade’de Anadolu, “Anotoli” olarak geçiyormuş. Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’sinde “Anatolia” diye bahsetmiş. Yunanlılar Anadolu’ya, güneşin doğduğu yer anlamına gelen “Anatoli” Romalılar ise kendi topraklarına göre doğuda kaldığından buraya doğu toprağı anlamında Thema Anadolia derlermiş.   Kim ne demişse demiş! Kadın kısmının en yüce, en çok anılan, en belirgin vasfı olan “ana”lık, bu topraklara …

Devamını oku

İçgücünde Kadına Bakış

Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi coğrafyamızda kadın; bütün toplumsal etkinliklere katılan, siyasal kararların alınmasında söz sahibi, erkek ile eşit haklara sahip görünmekte. Bu yazımızda kadının işgücüne katılımına ve katılımının arttırılması amacı ile yapılanlara bakmaya çalışacağız. Var olan veriler ışığında iki döneme ayırmayı uygun gördük.   Osmanlı döneminde genel olarak kadın, üretime ücretsiz katkıda bulunmakta zira …

Devamını oku

Türk Müziğinin Mayası Olarak Türk Kadını

Türk sosyal hayatında mûsıkî; kullanıldığı mekânın kuşatıcılığı, temsil ettiği mânâ ve o mânâ etrâfında oluşan sosyal atmosferi sanatın gücüyle kucaklayan, ona uyum sağlayan, onu tahkim eden, işlevsel bir nitelik kazanarak biçimlenegelmiştir. Bu yüzden olacak, Osmanlı döneminde türlerin; Câmi Mûsıkîsi, Tekke Mûsıkîsi, Enderûn Mûsıkîsi, Saray Mûsıkîsi (küçük saraylar, kasırlar, konaklar vb bunun içindedir) gibi mekânla ilişkilendirilerek …

Devamını oku

Tevekkül Yelkeni

Fıtnat Hanım… 18. yüzyılda yaşamış ve dîvân edebiyatı şâirleri içerisinde adını zikrettirmeyi başarmış bir inşâ ustası… Hanım şâirler içerisinde en mâhiri olması şüphesiz ki tesadüfî değil. Onu anlamak için dîvânına nazar kılmak kâfi belki de… Bu sebeple meşhur şâiremizin bir beytini izaha yeltenmenin yerinde olacağı kanaatindeyiz. “Tevekkül bâd-bânın kıl küşâde fülk-i ihlâsa Eser bahr-ı emelde …

Devamını oku

Cennetin ve Cehennemin Ötesinde

“Gördüğüm Bâdeyi İçiyorum, Gördüğüme Erdim.” Rabitu’l Adeviyye Dünya karışıklık ve kargaşanın hüküm sürdüğü bir zıtlıklar düzeni gibi görünür insana. Doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, uzun-kısa, var-yok, eksi-artı… Böyle gider… Gözün gördüğü, aklın algıladığı bu ikili sistemde her şey zıttıyla bilinir. Öğrenmenin bu ilk aşamasında farkları görerek dünyaya ait kurgusunu oluşturur insanoğlu; karanlığı aydınlıktan, uzağı yakından, güzeli çirkinden, …

Devamını oku

Bâciyân-ı Dîvân mı Bacılar Divânı mı ?

Dîvân Edebiyâtı Vakfı’nın gayretli himmetli hanım müdâvimleri, dünden bugüne hemen her kesimin kendi dünya görüşü doğrultusunda târif ve tanzim etmeye çalıştığı kadın meselesi üzerinde durmayı ihmal edilemeyecek bir vazîfe telâkki ettiler. Dr. Fatma Âdile Başer’in –kendisi kabul etmeyeceği için rehberlik demeyelim ama yine o tesiri kastederek- refâkatinde bir araya gelen hanımlar, kadın konusuna yaklaşımda târihî …

Devamını oku