Geçmişe Yolculuğum ve Makedonya

Gülasfi MelanGeçmişten günümüze insanlar, hep bir şeyleri anlama ve anlatma çabası içersinde olmuşlardır. Doğduğumuzdan beri hayatı kavramak, kendimizi anlamak, Rabbimizi bilmek yolunun hep başındayız aslında. Benim bu yazıdaki anlattıklarım, kendime doğru yaptığım, geçmişe dönük yaşanmışlıklar yolculuğu ve onları anlatabilme çabasıdır.

Acılar çok çünkü… Unutturulanların haddi hesabı yok belki de. Kayboluşlar ve arayışlar arasında kalmış olan insanları, anlatmaya çalışma yüküdür belki de böyle gösteren. Bu yazıda en çok yarım kalmış cümleler vardır, hayatlar gibi… Söylenecek söz çok ama bazen kelimeler yetersizleşirmiş. Makedonya… İçinden nice akınların geçtiği yer… Bize Osmanlıdan yadigâr kalan topraklar… Balkanlar denilmiş, “bal” ve “kanı” içinde barındırmış olan hayatların barınağı…

Makedonyalı bir Türk olmak, nereye gidersen git her yerde kendini yersiz ve yurtsuz hissetmektir. Her gidilen yerde ama “Ben Türküm” açıklaması yapmak zorunda kalmaktır diğer yandan. Makedonyalı bir Türk olmak demek “din” ve “dil” konusunda çok hassas olmaktır. Bu iki değerdir belki de o insanların ellerinde kalan. Bu iki değerdir belki de onları hala var eden. Makedonya… Balkan Savaşları’nın üzücü sonuçlarından sonra orada yaşamak zorunda kalanların, “Vatanımı terk edemem.” diyerek orada yaşamayı tercih etmiş olan güzel ve çaresiz insanlarımızın mekânı. Makedonya… İçinden Yahya Kemal, Enver Tuzcu, İshak Çelebi, Âşık Çelebi gibi şairlerin çıktığı, Anadolu topraklarından farksız yerler.

Makedonya hakkında biraz bilgi verecek olursak, daha önce yapılan akınlar da olmak üzere, son olarak Osmanlının 500 yıl hâkimiyet kurduğu bir yerdir. Atalarımızın buraya yerleşmesiyle insanlarımız da mekânlar da hayat bulmuştur. Osmanlı döneminde Üsküp’te 125 tane camii mevcutmuş. Bundan başka hamamlar, kervansaraylar, çeşmeler, saat kuleleri, Türk çarşıları ve en önemlisi köprüleri eklemek mümkündür. Köprüler ki iki yakayı birbirine bağlamak için yapılan bir yapılardır. Ancak diğer yandan iki yaka insanı arasındaki duvarları yıkan, yürekleri birbirine yaklaştıran en önemli bir unsurdur. Makedonya’da; Makedon, Arnavut ve Türk olmak üzere karışık bir etnik yapı hüküm sürmektedir. Makedonların ana dili Makedonca olup dinleri de Hıristiyanlıktır. Arnavutların ana dili Arnavutça ve dinleri ise oradaki Türkler gibi Müslümanlıktır.

Savaşlarla ve yapılan zulümlerle bugün Üsküp’ümüzde 30 civarında camiimiz tarihi seyretmek isteyenler için hala varlığını sürdürmektedir. Üsküp’teki Türk Çarşısı tarihi varlığını hala devam ettirmekte ve oradan her geçene eskiyi hatırlatmaktadır. Çarşının dar sokaklarının her birinde esnaf ailelerinin dükkânları vardır. Çarşı değişik bir plana sahip olup istenilen her şeyi orada bulmak mümkündür. Çarşının hemen girişine yakın Murat Paşa Camisi vardır. Cami cemaate her gün açıktır. Cuma günleri ara sokakları tamamen kapanır bir vaziyettedir. Bu cami “Bugün cuma, namaz kılmıyorsan bu sokaktan geçemezsin!” der gibi namaz kılmaya gelen güzel ve kalabalık bir cemaate sahiptir. Namaz kılanlar yolun her yerine karton sererek namazlarını kılarlar. O gün bir bayram gibi geçer sanki oralarda. Çarşının çıkışında Bit Pazarı’na yakın bir yerde bir de İsa Bey Camisi vardır. Bu camiinin de tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bahçesinde Yahya Kemal’in annesinin mezarı vardır. Bu camimizde “Yusuf Hoca” ismini taşıyan bir hocamız vardır. Onunla kılınan cemaat namazları bir başka, orada okunan her sureden alınan tat bir başkadır. Bahçe çıkışına doğru suyundan içildiğinde şifa bulunduğuna inanılan bir çeşmesi ve yıllardır varlığını sapasağlam devam ettiren yıllanmış bir ağacı vardır. Üsküp’ün bir tarafında Müslümanlar bir tarafında ise Hıristiyanlar yaşamaktadır. Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan “Taş Köprüsü” bu iki kültürü birbirine bağlar. Köprünün tam ortasında oradan geçenlerin namazlarını kılmaları için yaptırılmış olan bir mihrap varmış. Bir dönem onu tahrip edip yok etmek için yıkmışlar. Günümüzde yerine yeni bir tanesi yaptırılmış durumda. Taş Köprüsü, tüm verilmek istenilen zararlara rağmen hala varlığını sürdürme çabasında. Her iki taraf insanı da alış veriş veya başka bir vesileyle karşıya yaya yoluyla geçmektedir. Taş Köprüsü’nün altından “Vardar Nehri” geçer. Cavit Saraçoğlu “Ağlayan Vardar” isimli bir şiirinde buradaki insanların durumunu çok güzel anlatmıştır:

“Geçmişi anlatan ey koca Vardar
Coşardın gelirdi rıhtım sana dar
Ağzını kapattı şimdi bu gaddar
Benimle bir yürek dağlayan Vardar.

Haklısın inleyiş devridir inle
Osmanlı marşını rüzgârdan dinle
İlk giren askere yanık sesinle
Hoş geldin diyerek kol açan Vardar.

Şanlı tarihimin eserisin sen
Beş asrı yaşatan bir serisin sen
Şimdi güya bir serserisin sen
Yürüyüp akarsın şaşkınca Vardar.

Bir zaman bizlerdik hâkim burada
Anlı şanlı idik suda karada
Kosova Fatihi Sultan Murad’a
Rehberlik ederek yol açan Vardar.

İmanlı neferler temiz suyunla
Abdest alıp kılmış eğik boyunla
Şimdi ise şu küffar cümbüş oyunla
İçini kirletip pisletir Vardar.

Yaş dökmeden seni geçemiyorum
Zehir mi suyun ki içemiyorum
Bakınca bir türlü seçemiyorum
Karşımda pek garip yabancı Vardar.

Bir nehirdir “Vardar”. Ancak bir sürü olaya tanık olmuş olan bir nehir… Eskiden suları daha gür ve parlak akarmış. Şimdi ise bulanık ve bakanı hüzünlendiren bir akıp gidişi var. Eskiden abdest alınan o güzel nehir şimdi sanki hep gözyaşı dökmekte. Nelere tanıklık etti kim bilir o nehrin kenarları! Nelere tanık oldu, orada yaşayan insanlarımız. Eskiden camilerin yanında salepçi dükkânları varmış mesela. Kış mevsiminde sabah namazından sonra herkes soluğu o yerlerde alırmış. Saat kuleleri çalışırmış eskiden. İnsanlar saatlerini hep ona göre tayin ederlermiş. Vardar Nehri’nin kenarında “Burmalı Camii” isimli çok özel bir cami yer alırmış. Bir devlet binası yapılmak üzerine yıktırılmış.

Yıktırılmış olanlar var ve yerine yaptırılanlar. Bu diyardan göç edip ebedi âleme gidenler var bir yandan, diğer yandan ise hala varlığını devam ettirip tarihe tanıklık eden kardeşleriniz… Oradalar ve biz onlardan bihaber olsak bile onlar burayı çok sevmekteler. Bizim oralarda Makedonya televizyon kanaları değil de Türkiye kanalları izlenir. Oradaki bir vatandaşa Türkiye ile ilgili bir olayı sormayı görün, buradaki bir kardeşiniz gibi hemen cevabınızı alırsınız. Makedonya’nın birçok yeri için türküler söylenmiş, şiirler yazılmış. Tarih yok edilmeye çalışılmış belki, varlığımızın göstergesi insanlarımız da. Ama biz hala dilimizle, dinimizle varız. Makedonya ile ilgili söylenecek söz çok, anlatılması gereken yer ve olaylar da az denilmeyecek kadar fazladır. Unutmamalıyız ki mesafeler ne kadar uzak olursa olsun kalbimiz hep aynı şey için atıyor ve atacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.