Basın organları kimi zaman olimpiyat açılışlarındaki geleneksel meşale törenlerine seremoni diyorlar. Merasim ve tören anlamına gelen seremoni kelimesi bir zamanlar yaygınca kullanılırdı. İngilizce yazılışıyla ceremony sözünün ilkel Hint-Avrupa dilindeki varsayılan kökeni Sanskritçeye kadar uzanır. Sanskritçede “iplik” anlamına gelen sarat kelimesi; Yunanca eirein “sıralar hâlinde birleştirmek”, Latince serere “birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek”, series “sıra, zincir, seri, dizi, ardışıklık”, Eski İskandinavca sörve “inci dizisinden yapılmış kolye” anlamlarına geliyormuş. Yaklaşık 1200’lü yıllarda sermoun ve sarmun biçiminde yazılan kelime; “kutsal metin üzerine bir söylev, vaaz edilen şey” mânâsında kullanılmış. Latince sermonari kelimesi, 1500’lü yılların başında “konuşmak, söylev vermek ve nutuk atmak” anlamında geçiyor. Aynı kökene bağlı kelimeler, Orta İngilizceden günümüze Mesih’in ve Havarilerin belirli söylemleri için kullanıldığı gibi, din dışı alanlarda “söylem ve tartışma” mânâlarında da kullanılır olmuş.
Seremoni; Batı kültüründe değer verilen bir unsurun bileşenlerini belirli zaman dilimlerinde, düzenli bir sıra hâlinde anmak için birtakım ritüeller anlamına gelir. Bilindiği gibi günümüzde, özellikle olimpiyat oyunları ve diğer uluslararası toplantılarda seremoniler; Batılı kültürel değerlerin veya kişiliklerin yüceltildiği sembolik ögelerle doludur.
“Merasim” kelimesi Arapça r-s-m seslerinin bir terkibi. Arapça rasm kelimesi; “1. iz, ayak izi, işaret, simge, damga, mühür, 2. suret, 3. resmî tören, ayin” anlamlarına geliyor. Merasim sözü, Arapça kökenden türetilen Türkçe bir kelime. İlk kullanımlarda “resmî tören” ifade ederken yaygınlaşarak her türden tören için kullanılır oldu. Arapçada bugün Türkçe “tören” sözünün karşılığı ihtifal kelimesidir. İhtifal, Osmanlı dönemi Türkçesinde de kullanılan bir kelimeydi ve “Büyük bir kalabalıkla yapılan anma töreni” anlamına geliyordu. Bir de teşrifat kelimesi var ki eskiden özellikle üst düzey devlet törenleri için kullanılıyordu.
Seremoni kelimesinin kökenlerinde de görüldüğü gibi lisan; sözü edilen medeniyetin kültürel kökenlerinden hareket ederek üretiliyor ve hayata katılıyor. Her kültür unsuru da kaçınılmaz olarak, onu yaratan varlık tasavvur ve duyuşunun derin izlerini taşıyor.
“Tören” sözünün dil devrimi yıllarında icat edildiği zannedilse de bilinen en eski kaynak, Bilge Kağan Yazıtı kuzey yüzü dokuz ve onuncu satırlarda “törön” şeklinde geçmektedir. 1935 yılında yayınlanan Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’nda “Tören” sözü; ihtifal, teşrifat, merasim kelimelerinin karşılığı olarak açıklanmış. Sözlükte, “Törü” kelimesinin karşısında; âdet, de’b, örf, resm ve legal yazıyor. “Törümlü” meşru, légitime, legal; “törütgen kuvvet” kuvvei teşriiye; “törütüm” teşri, législation olarak geçiyor. Heyetin “Töre”nin kavramsal köklerini ihmal ederek sözü yasa ve örf sınırlarında değerlendirdiği anlaşılıyor.
“Tören” kelimesinin (yeniden) kim tarafından önerildiğine dair bir kayıt bulunmuyor. Akla ilk gelen kişi Reşit Rahmeti Arat olsa da kendisinin dil devrimine karşı mesafeli tutumu biliniyor. Ayrıca Kutadgu Bilig’in Latin alfabesine aktarım çalışması ancak 1947 yılında tamamlanacaktı. Cep kılavuzunu hazırlayan Türk Dil Kurumu heyetinin “Töre” hakkında kendilerince bir kanaatleri olduğu muhakkak. Ancak kuvvetle muhtemeldir ki konu hakkındaki bilgileri, “töre” sözünün anlam genişlemesiyle oluşan yan anlamlarından öteye geçememiş. Aynı heyet çalışmalarında “tebrik” kelimesinin yeni Türkçe karşılığı olarak “kutlama” sözünü teklif eder. Bu ipucundan; heyetin, Kutadgu Bilig’den ve eser üzerinde yapılan güncel çalışmalardan haberdar olduğu anlaşılabilir. Dil devriminin binlerce yıllık Türk dil kültürü birikime muhalefetini düşündüğümüzde, heyetin medeniyetimizde Kut ve Töre’nin mahiyeti hakkında sınırlı bir müktesebata sahip olduğunu söylersek haksızlık etmiş olmayız.
Cep kılavuzunu hazırlayan heyetin mülâhaza kelimesine karşılık önerdiği “düşün” sözü, bugün bile çok sınırlı bir kullanım alanına sahip. Fikir için “düşünce”, tefekkür için “düşünme” teklifinde başarılı sayabileceğimiz heyet; mütefekkir için “düşünür”de aynı irtifayı yakalayamamış görünüyor. Mülâhaza, mütalaa, fikir, fikrî, tefekkür, efkâr, mütefekkir, tezekkür, teemmül, müteemmil ve benzeri onlarca Türkçe kelimenin fikir hayatımızdan atılmasının hangi akılla izah edilebileceğini okuyucunun takdirine bırakıyorum.
Elifbadan abeceye geçerek başlayan dil devrimi, yeni kelimelerin icadıyla olmayan bir edebiyatın terminolojisini tepeden inme bir yöntemle dayatıyordu. Dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş akıl almaz bir yoldaydık artık. İmparatorluk dönemlerinin fütuhat ruhuyla zenginleştirdiğimiz lisanımız, reddi mirasla budanmak isteniyordu. Böylece binlerce yıllık dil kültürümüz ve düşünce hayatımızda kapanması zor yaralar açıldı. Her şeye rağmen Türkçenin hikmete açılan çekirdeği, onunla meşgul olanları, niyetlerine bakmaksızın kendi cazibesiyle sarıverir. Türk dilinin kudretli altyapısı; onunla ünsiyet kuran her düzeyden ilim erbabı için adeta kanılmaz bir hikmet pınarı oluverir. Dil devriminin yönelişleri düşünüldüğünde, asgari farkındalıkla da olsa “kutlama töreni”, körün taşı misali anlam dünyamıza katılan isabetli bir terkip oldu.
Kutlama kelimesinin türetildiği kut sözü, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te:
- Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç.
- Mutluluk
- İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket,
olarak açıklanmış. Kutlama ise; kutlamak işi, tebrik izahına tabi tutulmuş.
“Kut” sözü, “Tanrı” kelimesi ile birlikte Türkçenin bilinen en eski iki kelimesinden biri. Günümüzde artık konusunun kaynak eseri olarak görülen Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre’de, Kut kavramı için: “Kut; kavramsal yönüyle soyut, ortaya çıkışları, belirmeleri açısından ise somut bir karakter taşımaktadır. Asıl özü bakımından nomen nitelikli bu kavram, tecellileriyle zengin bir fenomen dünyası yaratmaktadır” açıklaması, kavramı anlamak için bize esaslı bir giriş kapısı açıyor.
Eserde kavram farklı yönleriyle ele alınır, esasen Tanrı ihsanı olan “Kut”; insandaki asli cevherdir, kut insanın bir nevi otonom cevheridir. Kavram; kudret ve devlet tecellisiyle maruf iken bir yüzü de baht açıklığı ve iyi talih olarak belirir. “Kut” ayrıca insan iradesinin niteliğine göre kazanılabilen ve maalesef kaybedilebilen de bir olgudur. “Kut”, felsefi bir kavram olarak aynı zamanda bir görüngüdür; yani duyularla algılanan her şeyde tezahür edebilen bir özelliktir. Kut; bilge kişiliklerde gençlik ruhu, yumuşak huy, güzel yüz, fazilet ve benzeri müstesna özelliklerle kendini gösterir. Türk medeniyetinin önemli bir başlığı olarak “Kut”, kavramsal çerçevesi çok geniş bir muhtevaya sahip.
“Tören” sözünün Türk Dil Kurumu Güncel Sözlük’teki birinci anlamı: “Bir toplulukta, üyelerin belli bir olayı, kişiyi veya değeri ayırt edip sembolleştirmesi, bunların anlam ve öneminin güçlendirilmesi amaçlarıyla düzenlenen hareket dizisi; merasim.” İkinci anlamı ise: “Anma, kutlama, nişan, evlenme, ölüm gibi sebeplerle yapılan toplantı; merasim, resim, seremoni.”
“Tören” sözünün kaynağı olan “Töre” kelimesi, Türk medeniyetini tanımlayan en kuşatıcı kavram olarak karşımıza çıkıyor. Türkçe dil bilgisi bağlamında “tören” sözcüğündeki “-n” eki, bağlandığı sözcüğe yönelik bir eylemi ifade eder. Böylelikle soyut bir kavram eyleme dönüşür.
O hâlde Tören; ana fikri Kök Tanrı, hayata yansıyan temel karakteri ise “könilik” (adalet) olan dünya görüşünün sembolik ögelerle boy göstermesi anlamına gelecektir. Kutlama ve tören sözleri, yüksek bir medeniyetin lisanına ait kavramsal bir düzlemde anlaşılabilmelidir. Özellikle devlet erkânının hazır bulunduğu resmî törenlerin bu bağlamda şekillendirilmesi ve anlaşılması beklenir. Gerek anma gerekse kutlama törenlerinin gayesi; saygın bir kişiliği veya yüksek bir değeri toplumun gündeminde tutmaya yöneliktir.
Resmî törenlerin sivil ve askerî bürokrasinin maneviyatının diriliğine matuf bir tarafı da vardır. Dolayısıyla bu türden törenlerin, Türk Müslümanlığının görkemli sembollerinin de geçit töreni olması beklenir. “Tören” kelimesinin, kaynaklandığı kök itibarıyla zaten bu anlama geldiği anlaşılmaktadır.
Eğer tören bir “kutlama töreni” ise her hâlükârda Türk milletinin kudretli ve talihli bir gününü ya da değerini anma amacı taşımalıdır. Bu bağlamda törenler, milleti temsilen devlet adamlarının Töre’ye bağlılıklarının nişaneleri ile donanmalıdır. Törenler; müziğinden teşrifatına, lisanından âdabına kadar binlerce yıllık tecrübeyi hikâye eden alâmetifarika ve kurgularla, kurucu akla bağlılığın açıkça ilanı olabilmelidir. Merasime tören demek yetmez; sözün özüne de sadakat gerekir.
Kutlama Törenine bu bağlamda baktığımızda, Yahya Kemal’in; Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nda âdeta bir “kutlama töreni”ne şahitlik ettiğini görüyoruz.
…
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan tekbiri;
Ne kadar sâf idi siması bu mü’min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Tâ Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz,
Her zaman varlığımız hem kanımız hem etimiz;
…
Kaynakça
Alova, Erdal. Latince Türkçe Sözlük. İstanbul: Sosyal Yayınları, 2013.
BAŞER, Sait. Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre. İrfan Yayınevi, 2011.
BEYATLI, Yahya Kemâl. Kendi Gök Kubbemiz. İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 2008.
Clauson, Sir Gerard. An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. London: At The Clarendon Press, 1972.
PETERS, Francis E. Antik Yunan Felsefi Terimler Sözlüğü. İstanbul: Paradigma Yayıncılık, 2004.
TDK. Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu. İstanbul: Türk Dil Kurumu, 1935.
Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu, 2011.
