İnsanlık Kimliklerden Vuruluyor

Sait Başer

Kimlikler üzerinden kamplaşma!
İnanışlar üzerinden toplu infazlar!
Siyaset tercihleri üzerinden cepheleşmeler!
Tarih okuma biçimleri adına tahkimat!

*
Yukarıdaki başlıkları arttırmak mümkün. Arttırsak da eksiltsek de günümüz dünyasındaki kavga alanları bu yaftalar üzerinden meşrulaştırılıyor.

Kavgaların sebebi bu yaftalardır demedim, lutfen dikkat. Bu yaftalar “üzerinden meşrulaştırılıyor” dedim.

An be an kişiliğinin murakabesini yapmayanlar, eski nisbetlerin kolaycı kalıplarında yaşama eğilimlerini artık çok çok pahalı öder oldular.

Geçmiş zamanların şartları, konjonktürleri sebebiyle şekillenmiş siyasi yapılar, yeni dünyadaki yeni sosyolojik talepler düzleminde gitgide varlık sebeplerini yitiriyorlar. Kimlik vurgusunun mûcidi Avrupa’da AB projesi sebebiyle bütün etnik ve dinî âidiyetler bir üst “Avrupalılık” kimliği ortak parantezi içinde eritilme politikalarıyla çözülüyorlar. Hristiyanlık konusunda mutabık görünmeleri, aslında dine verilen değerin son derece zayıflamasından ötürü. Yoksa Katolik veya Ortodoks yahut Protestan yobazlıkları ortadan kalkmış filan değil. Hepsi birden yok oluş eşiğindeki bu anlayışlar, topluca tükenişe yuvarlanırken, aralarındaki kavgayı sadece tehir ediyorlar.

Kezâ etnisite ve çevresindeki ırkçı kavramlar da, AB sınırları içinde aynı erozyona tâbî.

*
Bu kavramlar, bir “değer” yüklemesiyle, sadece siyasî çıkarlar gerektirdikçe, toplumların şuuraltlarının kurcalanmasıyla ve adeta zorla uyarılıyor, sonuç alındıkça da tekrar uyutuluyorlar.

Muhatap kitle şimdilik, hiçbir soy ayrımı öne çıkartılmadan, İslâm kimliği! Bazı hallerde, gerektikçe ve gereği kadar mevziî etnisitelere de yer veriliyor.

Ama kimse bu operasyonlara karşı muafiyete sahip değil. Oyun kurucuların gerek görmeleri halinde, o “rakip kimlik” pekala Rus da olur, Çinli de, Afrikalı, Türk, Arap veya Spanik de…

*
Bu işlemin yürütüldüğü “meydan” ise MEDYA!

Yönlendirici öncü temsilcilerine bakıldığında, Yahudi sermayesinin kontrolündeki medya!
Bu medya, “tavşan – tazı” oyunu gereği, derenin kuşunu derenin taşıyla vurdurma konusunda fevkalade başarılı, tecrübeli.

*
Bu “pis oyun”, elbette bir mevcut “paradigma” ve “sosyolojik yapı” üzerinden sahnelenebiliyor.

Toplumların geçmişlerindeki kabuk bağlamış husumetler ve fay hatları kolaylıkla yeniden kanatılıyor, eski kör öfkeler karşılıklı cepheler halinde mevzilendiriliyor. İstihbarat örgütleri de, oryantalizmin büyük kütüphanesi rehberliğinde, bu oyunun tez zamanda sonuç vermesi için bütün iyiniyetlerini(!) devreye sokuyorlar. Gerisi sevgili “küresel medya” tarafından kolayca getiriliyor.

Böylece de mensubiyetlerimiz mezarımız oluyor!

*
Aslında gerek dinî gerek etnik kimliklerin insanlık tarafından birer tehdit olarak algılanmaktan çıktığını görmek zorundayız. Bunun en bâriz delili turizmdir! İnsanlık birbirini seviyor! Merak ediyor! Gidip görmek, farklılıklardan istifade etmek istiyor! Aynen haberleşme, ulaşım ve ticaretteki küreselleşmedeki gibi, dünyada onlara eş bir insanlık ortak paydasında buluşma talebi doğmuştur.

Aslında “oyun kurucular” bunun farkındalığıyla o “mensubiyet savaşları”nı sadece “geçici operasyon imkanı” olarak kullanıyorlar. “Büyük Pazar”daki patronaj önemli çünki!

Bakın dünkü Sırp ırkçılığına!
Panslavist Rus ırkçılığı ile şimdiki Ruslar’ın turizm ve dünyaya dağılma eğilimlerine!
Nerede eski Megalo İdea?
Hani ötekini görünce cinnet geçiren Bulgarcılık?..

Aynı şey şimdiki Ermenicilik, Kürtçülük, Şiicilik, Sünnicilik… için de geçerli!

Operasyon “istenen sonuca” ulaşınca, o asabiyetler de tatile giriyor!

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.