Gerçeğimiz: Kendimiz!

Sait BaşerKuşadalı İbrahim Halvetî Hz.leri:
“Pâdişâh-ı aşk olanlar kûs-ı hâkân istemez” buyurmuşlar…
*
Aşk olmadan, çile dolmadan perde kalkmazmış vesselam!
Mevlevî dervişleri boşuna birbirlerine “Aşk olsun!” selamı vermiyorlar…
Aşksız insanın cehennemi evham, yalımları sû-i zan, rahatı zahmet, huzuru hasret, gözleri şaşı, vicdansız başı, zehirdir aşı, can köküyle savaşı… Çâresi göz yaşı!..
*
İnsan olmanın şartlarına mahkumuz.
Din bir makyaj çadırı değil ki, içine girip takıp takıştıralım, kaftanlar sıfatlar kuşanalım, kurtulalım, uçuverelim…

Dinimiz de kendimiz kadar. İnsanı öne geçiren fikrî ve ilmî cehd, arınma ve kemalinden başka bir şey değil!
Anlaması ne kadarsa dini de o kadar; ister aşktan öğrensin, ister dertten!
Varacağı hakikati kendisi. Orada ayrıca din de yanılsama şeriat de!
*
İman; bir temas tecrübesi, bir içinde ölümsüz dirilik, bitimsiz biliş, kendinde buluş, zaafsız varlık müşahedesi, tükenmez seziş, gizlide bitiş, vasıtasız eriş, fasılasız vuslat, zahmetsiz rahat, dem be dem kurban, bir ölümsüz can… değilse kuru laf kalabalığı!
*
İçine can mayası eklenmemiş laf yığınlarında mânâ olmuyoooorrrr… Çok lafı çok mânâ sanmak ne hatâ!
Ne diyor Dadaş:
“Bir ‘of’ çeksem karşıki dağlar yıkılır.”

O kadar!
Hayırlı sabahlar…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.