t’ANıklık

Nilüfer Özcan DemirSuyun dibinde taş olup yosun tutmadan suyun yüzeyinde yaprak olup akmayı nasıl bilebilir insan? Taş akamadığı için yosunlanır, yaprak sürekli aktığı için duramaz… Sanırım işin sırrı dengede, yoksa suya; “Ya sen de çok hızlı akıyorsun, bir yerde duramıyorum.” demek ya da “Ya nasıl iş, buraya çakıldım kaldım senin yüzünden su.” demek insanın kendini de inkârı sanki.

Dersteyiz, dersin dokunup geçtiği konulardan biri: Şiddet. Şiddet ile protesto edildiğinde kişi hem kendine hem de itirazın nesnesine yabancılaşır. Çünkü şiddete uğrayan, genellikle kurban olma duygusunun içine girip en büyük insani meziyetimiz olan kendine acıma ya da genel olarak acıma duygusuna girdiğinde ve şiddete aynı şiddetle yanıt verdiğinde aslında çelişki içine girmektedir.

Ders arasında bir öğrenci, aslında bir öğretmen -ismi de Can- geldi yanıma, sohbet ediyoruz. “Hocam” dedi, “Hep olayların dışına çıkmaktan söz ediyorsunuz, taraf olmamaktan ama bilirsiniz, taraf olmamak da taraf tutmaktır.” “Doğrudur Can” dedim, “Ancak burada vurguladığım şey “tanıklık” ve bu hayat yolunda yeryüzünden geçen CAN, yani ‘sen’ kendi gözlerinle, yaşam denilen ‘sen’in tanığısın aslında ve biz taraf olayım/olmayayım derken tanıklık durumunu kaybediyoruz çoğunlukla.” Dedim. Dedi ki; “Hocam aslında sanırım her şey bir oyun ve oyunun içinde kalınca polarizasyondan çelişkiler görünmüyor, oyunun dışında kalınca da bu kez her şey çelişik hale dönüşüyor.”

Gençler öyle harikalar ki, öyle açık farkındalıkları var ki… Neşeleri daim olsun hepsinin. Hayatta tanıklık, hayata tanıklık önemli, tıpkı rüyadaki gibi, rüyanda aslında rüyanın tanığısındır, “sessiz tanık”, tek başına bir gözlemci, hani işte bu yüzden kâbus görürken en çok ses çıkarmak istersin ama çıkaramazsın çünkü sadece tanıksındır. Yaşamda unuttuğumuz işte bu. Kendinin tanıklığında yeryüzünde her şey çelişmeye başladığında, en özdekinin, saf, tarafsız sonsuz halini fark edersin ve çelişkiler, paradokslara dönmeye başlar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.