Hayatta Senden Daha “İyi” Niteliklere Sahip Biri Her Zaman Çıkar, Senin Gibi Birisi İse, Asla Yok

Nilüfer Özcan DemirHayatta Senden Daha “İyi” Niteliklere Sahip Biri Her Zaman Çıkar, SENin Gibi Birisi ise, Asla Yok

Sanal dünya, gerçekliğin yeniden inşâsı alanı; kendi gerçekliğini inşâ ederken insan, kimliğini de inşâ eder; insan; öncelikle kapitalist üretim biçimlerinde işinin sonucunu göremediği ve aslında o işe sahip de olamadığı için kendini mutlu hissedemiyor. Oysa insanın en büyük ihtiyacı mutlu olmak ve tüm eylemleri aslında mutlu olmak için yapıyor. Ancak bu üretim biçiminde, kendisini işiyle ve varlığıyla ifade edemeyince insan, ve neredeyse yok farz edilip neredeyse görünmez durumda olduğunda, kendine yine mutlu olmak için sentetik heyecanlar üretiyor.

Kendini sadece beden bilinciyle gördüğü ve varlığını da sorgulamadığı için, toplumsal bilinçten kendisine yayılan değersizlik duygusunu yok etmek için de görünebildiği yer olan sanal dünyayı kullanıyor. Bu dünyada yer alan modern çağın insanı için, kapitalist üretim ilişkileri içinde yer alırken ve bunca değersizlik ve tatminsizlik içindeyken, bunu açayım biraz;

bu üretim biçiminde bir kişi kendi kimliğini çoğunlukla yaptığı işle temsil eder ve fakat bu üretim ilişkisinde işinin sonucunu görerek haz alamaz. Otomatik bir üretim biçimidir bu ve o sadece o işin belirli bir bölümünde görevlidir ve aslında yaptığı işten bihaberdir yaptığı işe yabancıdır. İş tatmini olmayınca, kendini sentetik heyecanlarla tatmine yönelir; hafta sonları örneğin “çılgınlar gibi eğlenir” ve sanal dünyada fotoğraflarını paylaşarak kendini gösterir. Ne kadar çok insan varsa listesinde, o kadar çok popülerdir. Değersizlik duygusunu yok etmek için bir araçtır sanal dünya ile görünür olmak. Toplumun her alanında yok farz edilen bu insan için sosyal medya sanalda olsa bir varlık sahasıdır, ben buradayım demenin bir yoludur. İnsanın sanaldaki varlık sahasının bir aracı da fotoğraftır. Gittiği yerlerde o, gezdiği yerlerde o, en alımlı haliyle profil fotoğrafında o, artık poz poz kendini çeker, bu iş için bir cep telefonu da yeterlidir artık ve sadece varlığını kanıtlamaya çalışmaktadır aslında..

Artık amaç ve araç birbirine karışmıştır. Araçtır sosyal medya, tıpkı cep telefonu gibi yada haberleşme araçları gibi ama artık amaca dönüşmüştür… Bu amacı destekleyen bir diğer şey de insanların gözetleme duygusunu tatmin etmesidir.

Toplumda özellikle medya ile uyutulan ve her şeyi sadece bir sinema perdesinden izleyen konumuna düşürülen insan. Misal, haberler bu işin en çok kullanılan araçlarıdır; önemli bir haber, “Reqiuem of a Dream” filminin müziği ile verilir örneğin, ve haber sanki filme dönüşür, görüntüler geçer, gözün önünden ve belki bir maden kazasıdır o görüntü ve arkada konulan o müzikle kişi izlediğine yabancılaşır, bir yandan yemek yer örneğin, diğer yandan da sanki filmi izler, böylece aslında kendine ve topluma yabancılaşır ve sadece bir gözetleyen haline geçer, ve her şey gözlenebilir. Sonunda insan sadece gözden oluşan bir varlıktır artık, uyur ama gözleri açıktır. Yaşamın paradoksudur bu, yalnızca rüyadayken gözleri kapalıdır…

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.