– Orhun Yazıtları Bağlamında Bir Deneme –
Günümüze ulaşan en eski yazılı Türkçe metinler olan Orhun Yazıtları, yalnızca tarihî olayları kayda geçirmekle kalmaz; Türk düşüncesinin varlık tasavvurunu ve siyaset anlayışının temel kavramlarını da yoğun bir sembolik dil aracılığıyla muhafaza eder. Bu kavramların başında, yazıtlarda farklı çekim ve kullanımlarla toplam yirmi dört yerde karşımıza çıkan “törö / Töre” gelir.
Bir metinde geçen sözcüğün içerdiği anlamı çözmek için, aynı metin içerisinde o sözcüğe yapılan göndermeler ile öncesi ve sonrasındaki bağlamlar ilk belirleyici unsurlardır. İkinci aşamada kavramın yer aldığı metnin anlam bütünlüğüyle çelişkiye düşmeden değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü sözcük köken olarak belirli bir kurgu merkezine otursa da, metin içinde yeniden inşa edildiği için her kullanımda yeniden anlamlandırılır. Her halükârda metnin söylem ve ana fikir tutarlılığına olan bağlılık yorumun sağlığını koruyacaktır.
Köl Tegin ve Bilge Kağan anıtlarında geçen törö, törösin, törög, törösince, töröde, törömüz, töröngün, törömiş, törömüz, törögin, törön’ gibi biçimler, sözcüğün yalnızca tek bir anlama indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir içeriğe sahip olduğunu gösterir.
Köl Tegin Anıtı’nın doğu yüzü birinci satırında yer alan ve Töre kavramının çerçevesini belirleyen ifade, bu çok katmanlı yapının ilk ipuçlarını verir:
“Üze kök teŋri asra yağız yir kılındukda ikin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlında üze eçüm apam Bumın Kağan İstemi Kağan olurmış. Olurupan Türük budunung ilin törösin tuta birmiş, iti birmiş.”
“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini Töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş.”
Bu satırlarda Töre, il (devlet) ve budun (millet) ile birlikte anılarak, devletin kuruluşunu ve toplumsal düzeni mümkün kılan kurucu bir ilke olarak sunuluyor. Töre, burada hazır ve donuk bir yasa değil; kazanılabilen, tutulabilen, düzenlenebilen, inşa edilebilen ve bozulduğunda yeniden tesis edilebilen, değerli ve canlı bir düzen fikri olarak belirginleşiyor.
Yazıtlardan birkaç yerden daha örnek verecek olursak:
- ‘… Türk budunung ilin törösin tuta birmiş, iti birmiş’ (KTD 1)
- ‘Begleri yime budunı yime tüz ermiş. Anı üçün ilig anca tutmış erinç. İlig tutup törög itmiş’ (KTD 3)
- ‘Tabğaç kağanka ilin törösin alı birmiş’ (KTD 8)
- ‘…Yiti yüz er bolup ilsiremiş kağansıramış budunuğ, küngedmiş kuladmış budunuğ Türk törösin ıçğınmış budunuğ eçüm apam törösinçe yaratmış, boşğurmış’ (KTD 13)
- ‘…Kaŋım kağan anca ilig’ ‘törög kazğanıp uça barmış. Kaŋım kağanka Baz kağanığ balbal tikmiş. Ol töröde üze eçim kağan olurtı. Eçim kağan olurupan Türk budunuğ yiçe itdi, igit[t]i. Çığangığ [bay kıldı, azığ öküş kıldı]’ (KTD 15-16)
- ‘Anca kazğanmış itmiş ilimiz törömüz erti. Türk Oğuz begleri budun eşiding. Üze teŋri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilingin töröngün kim artatı [udaçı erti]’ (KTD 22)
- ‘…ağır törög…’ (BKD 2)
Yazıtlardaki diğer örnekler de kavramın merkezi konumu pekiştir.
Töre, kimi zaman devletin ayakta kalmasının, kimi zaman halkın dirliğinin, kimi zaman da siyasal meşruiyetin şartı olarak zikredilir. Bu tekrarlar basit bir sözcük yinelemesi değil, Töre’nin Türk inanma ve anlama modelinin merkezinde yer alan bir “çekirdek kavram” olduğunun göstergesidir. Dil bilimi açısından bakıldığında il, budun ve Türük sözcükleriyle birlikte sürekli yinelenmesi, Töre’nin hem siyasal hem toplumsal hem de kimlik kurucu bir işleve sahip olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ancak Töre siyasal ve toplumsal bir düzen ilkesi olmakla birlikte, asıl olarak özgün varlık anlayışına dair bir kavramdır. Köl Tegin Yazıtı’nın kuzey yüzü onuncu satırında geçen şu ifade, kavramın ontolojik boyutunu açığa çıkarır:
“Öd teŋri yaşar. Kişi oğlı kop ölgeli törömiş.”
Burada törö, açık biçimde “doğmak, türemek” anlamında kullanılmıştır. Bilge Kağan, insanın doğuşunu ve ölümünü zamanın ve varlığın hâkimi anlamında Öd Teŋri’ye bağlayarak, insan varoluşunu ilahî bir deveran içinde anlamlandırır. Bu düşünüş, Töre’nin en derin katmanında varlıkla, başlangıçla ve oluşla ilgili bir anlam taşıdığını gösterir.
Günümüz Türkçesindeki türemek, türeyiş gibi sözcükler de aynı kökten gelir. Dîvânu Lugâti’t-Türk’te tör kelimesinin “başköşe” anlamıyla açıklanması, törçimek fiilinin ise “bir işe başlamak” manasında kullanılması, Töre’nin yalnızca doğuşu değil; düzenli ve anlamlı bir başlangıcı da ifade ettiğini düşündürür. Köli Çor Yazıtı’nda törömiş kelimesinin “yaratılmış” anlamında geçmesi de bu ontolojik boyutu destekler.
Bu çerçevede Töre, insanın dünyaya gelişiyle başlayan ve toplumsal hayata, devlete ve hukuka kadar uzanan çok katmanlı bir anlam sathına nüfuz eder. Kelimenin kök anlamı dikkate alındığında Töre, insan varoluşunun başlangıcına ve doğuşuna da gönderme yapar; ikinci katmanda toplumsal yapının ve Türk devlet modelinin kuruluş ilkesine atıf yapar; üçüncü katmanda ise adalet ve düzen fikrinin kaynağı olarak belirginleşir.
Türk (Törük) ve Töre (Törö) kelimelerinin aynı kökten türemiş olması, bu anlam örgüsünü daha da derinleştirir. Yazıtların bütünlüğü içinde bakıldığında Türk /Törük, Tanrı’nın türeyiş hikmetine sadık, iline ve budununa sadakatle bağlanan insan tipini ifade ediyor. Bu bağlamda Töre, yalnızca bir hukuk normu değil; insanın, toplumun ve devletin varlık gerekçesini birlikte temellendiren bir anlam çerçevesi olarak öne çıkıyor.
Son yıllarda Töre kavramının yalnızca “gelenek”, “görenek”, “yasa” ya da “örf” gibi dar anlamlarla açıklanması, kavramın derinliğini büyük ölçüde perdelemektedir. Oysa Orhun Yazıtları bağlamında Töre, hukukun kendisi değil; hukukun üzerinde yükseldiği varlık ve adalet zeminidir. Güçlü referanslarımızdan biri olan Orhon Yazıtları bağlamında baktığımızda; kağanın halkın refahını sağlama yükümlülüğü, kadın ve erkek çocuklar arasında hiyerarşik bir üstünlüğün vurgulanmaması çağına göre üstün medeniyet göstergesidir. Diğer yandan düalist ve kargaşa temelli dünya görüşlerinin aksine yöneticinin Tanrı karşısında halkla aynı ontolojik düzlemde konumlandırılması, aynı çağda yaşayan köleci toplumların hayallerinin ötesindedir. Sayılan örnekler Töre’nin sınıfsız ve adalet merkezli bir toplum idealine işaret ettiğinin açık kanıtlarıdır.
Sonuç olarak Orhun Yazıtları’nda Töre; insanın doğuşundan devletin kuruluşuna, hukuktan siyasal meşruiyete kadar uzanan geniş bir anlam coğrafyasını kuşatan kurucu bir kavramdır. Töre, Türk düşüncesinde hayatın akışını düzenleyen, varlığı anlamlandıran ve adaleti mümkün kılan temel ilke olarak Türkçenin hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Bugün yapmamız gereken Yusuf Has Hacib’in olağanüstü cesaretinden ilham alarak, Töre’yi bir daha anlamak ve çağın problemleriyle buluşturmak olmalı. Tarihin bizi getirdiği yer fikrimizi güncellememizin önünü açacak yepyeni fırsatlar sunuyor. Türk dili bilimden sanata, edebiyattan iktisada, askerlikten siyaset bilimine kadar her alanda muhteşem külliyatıyla elimizin altında durmaktadır. Hiç kuşkusuz Türk aklı bu birikimi değerlendirecek bilgi ve düşünce gücüne sahiptir.
