Binlerce yıllık bir geçmişe sahip Türkler, eşsiz kültürel birikimleriyle medeniyet tarihinin kendine özgü sınıfsız ve adil tarafında kayıtlıdır. Elimizdeki metinler ve diğer belgeler incelendiğinde Türklerin kültür birikimlerinin toplamına yine kendi dil kültüründen yarattıkları özgün bir ad verdiklerini görüyoruz. Orhun yazıtlarında geçen ibarelere göre, Türklerin erken dönemlerde kendi oluşturdukları ve Tanrı’ya bağladıkları sistematik yapının adı Töre’dir. Kutadgu Bilig’e göre ise Töre Türk medeniyetine bağlı bütün kültür şubelerinin omurgasını oluşturur. Kültüre asıl karakterini veren Töre’dir. “Töre bir fikir olarak ele alındığında ona asıl hüviyetini kazandıran Kök Tanrı fikri ve inancıdır.“*
Orhun Yazıtları metin bütünlüğü ve fikri takip hassasiyetiyle incelendiğinde, Töre’nin siyasal ve toplumsal bir düzenlemeyi aşan varoluşa dair temel bir tanımlama olduğunu tespit edebiliriz. Bu hakikati yazıtlar bağlamında birçok yönüyle belirlemek mümkündür. Türk dil kültürüne kendi iç tutarlılığı bağlamında bakıldığında, Töre, Törük (Türk), türeme sözlerinin aynı anlam köküne dayanması bu tespiti haklı çıkarmaya yetecektir. Dolayısıyla Türkçe metinlerin güncel aktarımları için Töre ve Kök Tanrı kavramlarının temel bir anlam ve anlama düzlemi oluşturduğunu söylemeliyiz. Bu durumda metinlerde geçen diğer sözlerin günümüz Türkçesine aktarımlarında Töre ve Kök Tanrı kelimeleri, tanımlama ve kavramsal içerikleri açısından bağlayıcı bir role sahiptir. Türk dil kültürünün temel eserlerinin anlaşılmasında bu başat kavramlar, ortak bir anlama vasatının teşekkül etmesini sağlarlar. Buradan yola çıkarak kaynak metinlerimizden cımbızla çekilerek alınan kelimelerle, kurganlardan çıkan bazı nesnelerdeki figürlerden yola çıkarak, antik Yunan panteonuna öykünen nevzuhûr bir mitoloji oluşturmanın ne ilmî ne de edebi bir dayanağı bulunmuyor.
Orhun Yazıtları Ve Divanü Lugatti-t Türk’te Tanrı ve Umay Sözleri Üzerine
Divanü Lugatti-t Türk’de “umay” maddesinde “Son, döl eşi; kadın doğurduktan sonra karnından çıkan hokka gibi nesne ‘buna çocuğun rahmindeki eşi denir” diyor, devamında “umayka tapınsa oğul bolur” (çocuk doğurana hizmet edenin çocuğu olur. Kadınlar bunu uğur sayarlar) örneğini veriyor.
Umay sözünün bir “tanrıça” adı olduğunu iddia edenlerin, yanılgıları kaynakta geçen “umayka tapınsa oğul bolur” ibaresine dayanır. Bu, sözde kanıt değerlendirmesi Türkçe bilgisi açısında kesif bir cehaleti işaret eder. Delil gösterenlerin ibarenin açıklamasını saklamaları dil bilimi açısından en hafif ifadeyle ayıptır. Diğer taraftan, açıklama olmasa dahi “tapınsa” sözünün anlamını bilmemeleri Türkçe açısından bilgisiz olduklarının bir başka kanıtıdır.
Orhun Yazıtları Köl Tegin doğu yüzü otuz ve otuz birinci satırlarda geçen “Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Köl Tegin yedi yaşında kaldı. Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Köl Tegin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı…” ibaresi çok dikkat çekicidir.
Tonyukuk ikinci anıt batı yüzü üçüncü satırda “Tengri Umay ıduk yir sub basa birti erinç.” İbaresi ise günümüz Türkçesine “Tanrı’nın rahmeti bereketli/kutsal vatanımıza yardım etti, kuşkusuz” şeklinde aktarılabilir.
“Umay” kelimesini bugüne kadar birçok tarihçi ve dilci, uydurma ve zorlama “Türk mitolojisi”ne mâl ederek “tanrıça” olarak aktardılar. Oysa elimize ulaşan belgelere göre “Tanrı” sözü ek almaksızın her zaman “Tengri” şeklinde geçer. En eski Türkçe kelimelerden olan “Tanrı” sözü, bilinen Türkçe metinlerde eril ya da dişil ekler almaz. Kaldı ki Türk dilinde sistematik olarak erkek-dişi sözcük ayrımı bulunmaz. Nihayet Türk kültürünün hiçbir şubesinde eril-dişil karşıtlığı üzerinde üretilen herhangi bir değer göremiyoruz. Ayrıca “Tanrı” sözünün -lar eki alarak çoğul biçiminde kullanımına da rastlanmaz.
Türk dil araştırmalarına kaynaklık teşkil eden metinlerde de (Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig ve Divanü Lugatti-t Türk) Arapça “ilah” kelimesinin bir karşılığı bulunmamaktadır. “Tanrı” sözünün “ilah” anlamında aktarılması köken ve anlambilim dayanaklarından yoksun olduğu gibi, dilbilim açısından da Türk dil kurgusuna uymaz. Arapçada müzekker “ilah” kelimesinin müennesi “ilahe” kelimesidir. “ilah ve ilahe” sözlerinin Türkçede karşılığı olmamasının temel nedeni sadece dil kurgusunda kaynaklanmıyor. Türkçeyi yaratan anlam dünyasında ikili düzleme oturan bir varlık tasavvuru olmadığı için, Tanrı fikrinin “Kök Tanrı” inancından başka açıklamasına rastlanmaz.
İslam Ansiklopedisinin “müzekker ve müennes” başlığındaki şu açıklama konumuz açısından çok dikkat çekicidir. Madde başlığını müellifi İsmail Durmuş’un hazırladığı ve Wilhelm Gesenius’un Hebrew Grammar (İbranice Bilgisi) adlı eserini kaynak gösterdiği ilgili paragraf aynen şöyledir “İlkel dillerde birbirinden gramatikal olarak ayırt edilebilen birçok cinsiyet kategorisi mevcuttur. Bu durum, ilkel insanların her şeyin canlı olduğu şeklindeki metafizik tasavvurunun diline yansıması sonucunda fizik âlemdeki her şeyi cinsiyet kategorileri içinde değerlendirmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Birçok örnekte kelimenin anlamı ile ona atfedilen cinsiyet arasında açıklanabilir bir ilginin bulunmaması da dillerdeki cinsiyet kategorilerinin metafizik tasavvurlara dayandığı izlenimini güçlendirmektedir. Meselâ Arap dilinde dişil öğelerin dişillik sebebi olan organ eril iken eril öğelerin erillik sebebi olan organın birçok sıfatı dişildir. Sâmî dillerde farklı cinsiyetler atfedilen güneşin (şems) Arapçada dişil olarak kabulü de Arapların önemli gök cisimlerinin Allah’ın kızları olduğu inancından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Genellikle güçlü, hâkim, etkin, yiğit ve saygın öğelere erillik, buna karşılık üretken, zayıf, edilgin ve âciz öğelere dişillik izâfe edilmesi de canlı-cansız varlıklara yarar-zarar açısından bakan totemizmin izleri olarak değerlendirilmektedir” Bu açıklama sınıflı dünya görüşünün ortaya çıktığı toplumların derin ontolojik kökenlerinin dil bilgisi bağlamında özeti niteliğindedir. Oysa gün yüzüne çıkan belgeler ışığında Türklerin geçmişlerinde sınıflaşma emaresi görülmediği gibi, sistematik totemizm kalıntılarına da rastlamıyoruz. İnanma kültürümüzde varlığın sözde karmaşasını düzenleme işinin yapıldığı bir panteon veya varlığı temelini iki ayaklı bir aksaklıkla anlayan açıklamalar yer almaz. Dolayısıyla dünyanın herhangi bölgesindeki bir başka kültürün kökenbilim ve antropolojik verileri üzerinden yapılan toplumsal çözümlemeler adeta “evrensel bilgi” imiş gibi değerlendirilemez.
Bu bilgiler ışığında “Allah’tan başka ilah yoktur” ibaresini sadece söylem bazında değerlendirecek olursak, bu ifadeyi icat eden dil kültürünün “Allah”a teslimiyetten önce başka ilahlara olan inancın zımnen kabul edildiğini anlıyoruz. Çünkü “Allah” sözü İslamiyet öncesi Arapçasında da vardı. Oysa Türk dil kültürüne elimizdeki kaynaklar ışığında baktığımızda, Türk aklı, anlaması ve inanmasının “ilah” anlamına gelecek bir söz ve kavramlaştırmayı tanımadığını görüyoruz. Buna göre Arapça kökenli “ilah” kelimesinin karşılığı Türkçe “Tanrı” sözü olamaz.
Türk anlamasının “tanıklığı” başından itibaren “Tanrı” sözünü eşsiz bir kavramlaştırmaya bağlı tutar ve “Kök Tanrı” diyerek varlığın biricik kaynağını kuşkuya yer bırakmayacak sarahatte işaret eder. Dolayısıyla Türk aklında adına “ilah” diyebileceğimiz bir gündem bulunmamaktadır. Bu durum sözü edilen “ilah” kelimesinin Türkçe karşılığının bulunamayacağının da izahıdır. O halde “umay” sözü de dâhil istisnasız Türkçe hiçbir kelime günümüz Türkçesine “tanrıça ya da ilahe” şeklinde aktarılması doğru bir yaklaşım olmaz. Buna göre Türkçe düşünenler için “tanrılar” sözü de bir anlam ifade etmeyecektir. Başka bir kültürün konusu hakkında düşünen ve yazanlar zorunlu olarak “ilah, ilahe ve ilahlar” sözünü kullanacaklardır. Batı kültürüne ait metinlerin çevirisinde de “tanrılar ve tanrıça” ibareleri hem teknik hem de muhteva açısından tamamen bilgisizlik eseridir ve bariz tercüme hatasıdır.
Orhun Yazıtlarında Tanrı adının geçtiği ibarelere topluca baktığımızda Türklerin Tanrı inancı hakkındaki ana fikrinin çok tutarlı bir çizgiye oturduğu görülecektir.
-Tengri teg tengride bolmış; Tanrı gibi Tanrı’da olmuş
-Tengri yarlıkadukın üçün; Tanrı lütfettiği için
-Üze kök tengri asra yağız yir kılındukda; yukarıda Kök Tanrı yağız toprağı yarattığında.
-Üze Türk Tengrisi Türk ıduk yiri / subı anca itmiş; Yukarda Türk(ün inandığı) Tanrı’sı Türk(ün) vatanını bereketlendirmiş.
-ögüm İlbilge Katunuğ tengri töpüsinde tutup yügerü kötürmiş; annem İlbilge Hatun’u Tanrı tepesinden tutup yüce bir makama kaldırmış.
-Tengri küç birtük üçün; Tanrı kuvvet verdiği için.
-Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser Türk budun, ilingin töröngün kim artatı udaçı erti; Yukarda Tanrı basmasa yeryüzü delinmese, Türk milleti ilini Töre’ni kim bozabilecekti.
-ögüm katunuğ kötürmiş tengri il birigme tengri Türk budun atı küsi yok bolmazun tiyin Özümin ol Tengri Kagan olordtı erinç; Annem Hatun’u yücelten Tanrı, il veren Tanrı Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, beni O Tanrı kağan olarak oturttu.
-Tokuz Oğuz budun kentü budunum erti. Tengri yir bulğakın üçün yağı boldı; . Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Tanrı; yerdeki fitneden dolayı düşman musallat etti.
-Öd tengri yaşar. Kişi oğlı kop ölgeli törömiş; Zamanı Tanrı yaşar, kişioğlu hep ölmek için doğmuş.
-tengri bilig birtük üçün; Tanrı bilgi vermediği için…
Yukarda geçen hiçbir ibarede “Tengri” kelimesinin “Tanrı” dan başka bir anlama gelmediği görülüyor. Ayrıca Yazıtların hiçbir satırında (zorlama anlam genişlemeleri ve sapmalarıyla bakmazsak) mitolojik öge bulunmamaktadır. “ıduk” sözü “kutsal ve bereketli” anlamında, “yir sub” (yer su) ise vatan mânâsına gelmektedir.
Türklerin belgelere dayalı bilinen tarihlerinde totemizme ait herhangi nesnel bir bulguya da rastlanmıyor. Anıtlarda geçen ve bu yazının da konusu olan birkaç kelime ve kurganlardan çıkan bazı nesnelerdeki işaretlerin sözüm ona bir “Türk mitolojisi” yaratmak için istismarı ise bilimsel dayanaktan yoksundur. Başta Oğuz kağan destanı olmak üzere birçok söylencedeki anlatımı güçlendiren edebi sembolik ögeler üzerinden yapılan kurgular ise Tek Tanrı’lı, sınıfsız Türk kültür gerçekliği ile örtüşmemektedir. Tarihi belgeler ışığında Türk düşüncesi ve medeniyet tasarımında başlığın Töre kavramı olduğunu biliyoruz. Töre aynı zamanda bir hikmet bilgisi kültürü ve külliyatının da adıdır. Konumuz bağlamında Töre; Kök Tanrı inancı ve fikrini esas alarak, varlığın türeyişini birlik ve bütünlük anlayışıyla değerlendirir. Bu özgün inanma ve anlama modeli, kendini ifade imkânı olarak yarattığı dil kültüründe de apaçık takip edilebilir ve anlaşılabilir şekilde hayat bulur. Sözünü ettiğimiz özgün model Türkçenin düzenli kurgusundan, söz dizimden, kavramsal içeriğine kadar her unsuruna nüfuz eder.
O halde “Tengri umay ıduk yir sub basa birti erinç” ibaresine Türk bilgi kuramının ilmi temellerine bağlı, hikmet güzergâhından ve kendi kültür coğrafyası içinden bakabilmeliyiz. Sözünü ettiğimiz ibare genellikle “Kutsal Umay (ve) kutsal yer su (ruhları) yardım etti elbette” şeklinde günümüz Türkçesine aktarılır. Burada parantez içine alınan “ruhları” ibaresi, “yer su” sözlerini mitolojiye uydurmak için nesnel bilgiden yoksun bir zorlamadır. Cümlede “ruh” anlamına gelecek herhangi bir kelime geçmez, hatta bunu çağrıştıracak uzak yakın başka bir söz de bulunmaz. Bu örnekteki kanıksanmış eski aktarımlar kadim Töre düşüncesinin göz ardı edildiği ve metinlerdeki ana fikre nüfuz edilemediği izlenimi vermektedir. Ayrıca maalesef uydurma mitolojik ögelere kapı açacak şekilde ve metin bütünlüğünden kopuk anlamsız bir zemine oturmaktadır. Metinlerdeki anlam bütünlüğüne sadık kaldığımızda “umay” sözünün geçtiği örnek cümle günümüz Türkçesine “Tanrı’nın rahmeti bereketli/kutsal vatanımıza yardım etti, kuşkusuz” şeklinde aktarılabilir. Böylelikle metinlerdeki Kök Tanrı fikir ve inancına sadık kalınacaktır.
Hiçbir yanlış anlaşılma endişesine kapılmadan “kültürel milliyetçiliğin” aydın olmanın temel göstergelerinden biri olduğunu dile getirmekte bir sakınca görmüyorum. Bu da ancak Türk hikmet geleneğini özümsemiş, bilginin aslına bağlı bir anlayış ve kavrayışla ulaşılan bir seviyede mümkün olacaktır. Yazar, düşünür ve bilim adamlarımızın bu duyarlılığa sahip olmaları, medeniyetimize ve ona bağlı kültürel alanlara nüfuz edebilmelerini sağlayacaktır. Ayrıca bu onlara Türk milletinin aydınlık geleceğinde olağanüstü bir itibar kazandıracaktır.
Kuşkusuz doğrusunu Tanrı bilir.
*Töre bir fikir olarak ele alındığında ona asıl hüviyetini kazandıran Kök Tanrı fikri ve inancıdır.
Dr. Sait BAŞER
Divan Edebiyatı Vakfı’nda “Töre Üzerinden Türk Devlet Geleneğine Bakmak” adlı seminerden.
Link – https://www.youtube.com/watch?v=YAvc8Grb_0A&t=1859s
