Dilimiz Yüz Akımız

Medeniyetimizin kurucu aklı bize, Türkçe adını verdiğimiz tüketilmesi mümkün olmayan bir dil külliyatı bırakmayı başarabilmiş. Dilimizin yüz akımız olduğunu söylersem hiç de abartmış olmam kanaatindeyim.

(Örneğin yukarıdaki cümlede geçen “tüketmek” eylem sözü “tüket” kelimesinden türetilmiştir ve bir işi tamamına erdirmek, doğru ve dürüst yapmak anlamına gelir. Yeni olan “Tüketim” kelimesi bugün maalesef anlam sapmasına uğrayan olumsuz bir çağrışımla kullanılıyor. Üzerinde biraz daha düşünenler için buradan da bir hikmet çıkacağından şüphem yok.)

Kurucu akıl derken; henüz birçok belgesine ulaşamadığımız binlerce yıl öncesinden, Roma’nın kalbine aşk ettiğimiz okun Ötüken’de kalem olup taşların kazındığı çağlar birinci safha sayılmalı. Sonra Ötüken’den Yesi’ye doğru büyük tecrübelerin eseri olan, varlık bilgisi ve özgün inanmanın kodlandığı, Töre’nin sistematik bir yapıya kavuştuğu ikinci kurucu aşama. Devamında Hoca Ahmed Yesevi’nin yorumuyla günümüze kadar derinleşerek güncellenen olağanüstü zengin bin yıllık muhteşem maceramız üçüncü evre olarak sayılabilir. Bu merhaleler Töre’nin yenilenerek güçlendiği, Türkün kişisel olgunluğuyla devletinin kutlandığı zamanları işaretliyor.

Öyle görünüyor ki tarihin bizi getirdiği yerde yeniden anlama ve aklımızı bir daha kurmanın sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Yukarda kabaca tasnif ettiğimiz tarihi kırılmalarda çıkış yolu nasıl ki Töre ana fikir olarak temel etmen oldu ise, bugün de Türk aklı kendini bir daha keşfedip, Töre’yi yeniden kuracaktır. Son iki yüz yıldır aziz Milletimizin üzerinde sınıflı toplum ideolojilerinin her türlüsü denendi. Bu acı tecrübelerden elimize zulüm ve gözyaşından başka bir şey geçmedi. Astarıyla kimyası uyuşmayan boyaların aktığı gibi, milletimiz, kendisine dayatılan, o sapkın dünyanın çaldığı karalardan arınmanın yolunu yine Töre’sinde bulacaktır inancındayım.

Yüz akımız Türkçe demiştik. Öyle dâhice bir dil kurgusundan söz ediyoruz ki, hangi sesinden yola çıksanız sizi iyiliğin, güzelliğin, sevginin, iki cihanda huzurun iklimine sevk ediyor. Bu yönüyle tekraren Türk dili insanlığın da yüz akıdır desek, akıl, ilim, irfan ve vicdan sahibi herkesin bu görüşe katılacağından şüphem yoktur.

O halde bu aklın nasıl çalıştığına, hayrı şerden nasıl ayırdığına, düşünürken, üretirken, konuşurken, anlamı kurarken, hikmeti ararken hangi dinamiklerden hareket ettiğine ilmî ve ayakları yere basan yanıtlar verebilmeliyiz. Ayrıca keşfetmeye çalıştığımız hikmetli bilgiyi çağın sorunlarıyla buluşturabilmeli ve nihayet çözüm odaklı bir fikir coğrafyasının kapısından içeri girebilmeliyiz. Ne mutlu ki biz düşünme cesaretini tahrik eden bir dil ile konuşuyor ve yazıyoruz. Türkçe bizim için ne büyük bir nimet. Türkçenin içinde yürüyen akıl her nimetin bir kısmet olduğu hikmetini esas alır. Kısmet ise ölçülü ve adil paylaşımla kutlanır. Nitekim Türkçede kısmet, ölçü ve dağıtım-paylaşım anlamına gelen “ülüg, ölçü ve üleşmek” kelimeleri aynı kökten türetilmiştir. Buradaki denklemin matematikçilerden tutun, sosyologlara kadar birçok uzmanlığın da ilgi alanına girmesi gerekmez mi?

Dilimiz bir hikmet pınarı olarak akmaya devam ediyor. Elimizde bir şey kalmasa bu üç kelimenin birbirlerine yaptığı atıflardan yola çıkarak, Töreli toplumcu düşüncenin, sosyal adalet prensiplerini maddesiyle mânâsıyla bir daha kurup çağdaş sorunlara yeni cevaplar bulabiliriz. Bulunmuşu da vardır. Kendi zamanına göre Kutadgu Bilig’de vardır, Yunus Emre’de vardır, Selçuklu ve Osmanlı tecrübesinde vardır.

Türkçe düşünen, Töre’yi özümsemiş aklın dünyaya nasıl baktığına hayranlık verici bir örnek de ‘iyilik’ sözünde ve görüşünde kayıt altına alınmış. Bugün; etmek, eylem, eylemek, edinmek, etkinlik ve benzeri birçok kelime ed- anlam kökünden türetilmiştir. Divanu Lugâti’t Türk’de Kaşgarlı “êd: ipekli kumaş vb. gibi imal edilen her şey. Kısaltılarak ed– de denir. Ed edgü iyi mamul anlamına gelir” diyor. Kaşgarlı’nın açıklamasına göre Türk aklı üretimin-eylemenin daha ilk aşamasında ortaya bir mamul çıkacağını öngörüyor. Bu bir el emeğine dayalı ise beraberinde teknolojik bir mamul ve nesnel bilgi olacaktır. Düşünme eylemi ise yeni bir fikir ve bilgelik ürünü çıkacaktır.

İyilik sözcüğünün aynı köke bağlanmasında ise çok daha derin bir bilginin ipuçlarıyla karşılaşırız. Burada eylem ve etkinliğin kuramsal olarak mutlak bir iyi duruma işaret ettiğini görüyoruz. Eylemek sözünün kök anlamı dikkate alındığında Törütgen Tanrı’nın abesle iştigal etmekten münezzeh olduğuna, ilahi bir eylem olarak türeyişin ve yaratılışın her halükarda iyi olduğuna işaret ediliyor. Nihayet Türk Müslümanlığının olan bitene, eylenene bakışını şu dizelerde apaçık görmekteyiz:

Hak şerleri hayreyler.
Zannetme ki gayreyler.
Ârif onu seyreyler.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.

Bu mısralara göre mutlak eylem hep hayırlıdır. Ertelendiği zannı doğru değildir, O’nun eylemesi kendi zamanındadır. Bilgelerin aklı bu seyri görür ve Dost’un eylediği tabii ki her zaman güzeldir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dizelerinde Türkçenin hikmetleri yine Türkçenin hayranlık verici ahengiyle buluşmuş. Dizelerde “hayr” kelimesini “iyi” sözüyle eşanlamlı kullanıldığı “hayreyler” gibi emsalsiz bir terkip var ki, insanın hayranlıktan başı dönüyor. Türkçenin hamulesindeki mayanın ne kadar özlü olduğunu bir daha anlıyoruz.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.