Kategori Arşivi: Turgut Güler

Nis 10

“Ölmek ve Yaşamak” Üzerine…

  Cenâb Şehâbeddin’in not defterinden çıkan ve her biri ayrı düşünce iklîmine açılan inci dânesi sözlerden biri şöyle: “Yaşamak, her sâniye biraz ölmektir.” Ne hârikulâde bir ölüm târifi ve ne fevkalâde bir hayat reçetesi. Ömür ile ölümü aynı hizâda ve birbirinin tamamlayıcısı olarak görmek için bulunulacak noktayı, Yahyâ Kemâl mısrâlara şu hârika seslerle aktarmıştı: “Bir …

Devamını oku »

Mar 16

Arı Kovanı Misâli

 Ömür denen Dünyâ hayâtı yolculuğunun her karesini hakkıyla dolduran nâdir gayret ehlinden biri, tereddüdsüz Kâtib Çelebî’dir. Hakk’a kavuştuğu sâniyeye kadar, kendine sunulmuş zamânı hep çalışarak ve de eser te’lif ederek geçiren bu müstesnâ insan, koltuklarının altına sığdırdığı karpuzlarla da rekor üstüne rekor kırmıştır. Günümüzün moda tâbiriyle, aslâ bürokrat olmamış, fakat tek başına bürokrasiye istikâmet vermiş, …

Devamını oku »

Mar 12

Hâile-i Lisân

Kardeş Âzerbaycan, epeyi zamandır Lâtin esaslı alfabeyle de yazıyor, Türkiye Türkçesine en yakın Türk şîvelerinin başında Âzerî söyleyişi geliyor. Mes’eleye alfabe merceğinden bakarsanız, her iki ülkede de aynı harf karşılıklarının kullanılması gerekir. Fakat, durum hiç de öyle değil. Seslerin incelik, kalınlık, açıklık, kapalılık hâlleri için ayrı harfler bulundurmak, hemen bütün Dünyâ dillerinde görülen bir uygulama. …

Devamını oku »

Kas 25

Dâimî Uçuş Hâli

           “Men bende-i Kur’ân’em, eğer cân dârem.             Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtâr’em.             Eğer nakl küned cüz in kes ez güftârem             Bîzârem ez û, v’ez ân sühen bîzârem.”             (Canım vâr oldukça, ben Kur’ân’ın kölesiyim / Ben Muhammed Muhtâr’ın ayağı toprağıyım / Eğer benim sözümden, bundan başka bir şeyi, …

Devamını oku »

Kas 12

Vak’a Ve Vâkıâ

Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr’ın saltanat yıllarında, Çandarlı Kara Halil Hayreddin ve Kara Timurtaş Paşaların tavsiyeleriyle târîhimize giren Yeniçeri Ocağı, kurulurken nasıl “hayır”lara, zaferlere vesîle olmuşsa; 15 Haziran 1826 günü, kanlı şekilde ortadan kaldırılışı da “hayır”dan sayılmıştır. “Yeniçerilik”, hakkında en çok kalem oynatılan ve fikir serdedilen başlıklardan biridir. Sultan Birinci Murâd’la Sultan İkinci Mahmûd’u, bu askerî teşkilâtın …

Devamını oku »

Eki 12

Yavuz Sultan Selîm Hân’ın Mührü

1960’lı yıllarda yayınlanan bir ansiklopedinin “Üsküdar” maddesinde, Ümrâniye Köyü’nden bahsediliyor. Demek ki, yarım asır sene önceki Ümrâniye, Üsküdar’a bağlı bir köymüş. Şimdi, nüfûsu Üsküdar’dan fazla, kocaman bir İstanbul ilçesi. Üstelik, buradaki hem insan sayısı, hem ekonomik gelişme seyri, Ümrâniye’den yeni ilçeler çıkardı. Gazetelerin, sayfalarca inşaat şirketi ilânı, reklâmı yayınlamaları, hep Ümrâniye ve benzeri İstanbul köşelerinin …

Devamını oku »

Eyl 07

Su Medeniyeti Ve Ahîlik

“Çırçır, Hünkâr, Fındık, Kestâne, Sırmakeş, Karakulak, Taşdelen, Çubuklu, Kanlıca, Ayazma, Koru, Vezirçeşmesi, Hacıkâhyâ, Çalkantı, Kanlıkavak, Hamîdiye…” Ahmed Hamdi Tanpınar, Beş Şehir’in İstanbul bölümüne, her biri mısrâ-ı berceste kıvâmında hâlis şiir olan kaynak sularının adlarını sayarak başlar. Türk-İslâm medeniyeti, daha pek çok mânâlı sembollerle birlikte, muhteşem bir “su” medeniyetidir. Bu ihtişâma beş asra yakın merkez olan …

Devamını oku »

Ağu 08

Nefesimizdeki Dâü’s-Sıla: Tuna…

Dünyâ’da, adı anıldıkça bizi derinden yaralayan birkaç nehir arasında Tuna’nın apayrı bir yeri vardır. Türk târihinin med hâlindeyken çekilen fotoğraflarında, bir haşmet kemendi olarak vatanın göğsüne takılan Tuna; Fırat, Dicle, Nil, Aras, Tunca, Meriç, Kızılırmak ve daha nice Türk suyunun öz kardeşi idi. Almanya’nın güneyinde Freiburg yakınlarında doğan Tuna, Romanya’da Karadeniz’e dökülür. Schwarzwald (Karaorman) da …

Devamını oku »

Tem 19

Uzluk

             Türk örfünde, devletin taşıması îcâb eden hasletlerden biri de “uzluk”tur. İcraat ve icrâcılar hakkında sarf edilen bu tâbir, “fayda, faydalılık, ehliyet, hazâkat, ustalık” gibi mânâlara geliyor. Devlet işlerinde atılacak her adımın muhâtabı vatan ve millettir. Bunun için, devlete âit fiillerden temin edilecek fayda, doğrudan doğruya vatanın selâmeti, milletin bekâsı …

Devamını oku »

Haz 19

Medînetü’l- Hükemâ

Sultan Yıldırım Bâyezîd Hân ile Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın kader çizgileri pek çok yerde kesişiyor. Daha doğrusu, Fâtih, büyük dedesinin yolunu tâkib ediyor. Yıldırım’ın yol izlerini, adına “Fetret Devri” dediğimiz “fâsıla-ı saltanat” yılları, biraz kapatır gibi oldu. Onun, hem Anadolu’da, hem de Rûmeli’nde kazandıkları, Ankara Muhârebesi’nden sonra, kısmen elden çıktı. Istanbul’un fethi husûsundaki, “netîceye ramak …

Devamını oku »

May 29

Bizim Zamanlar

Mâzî içinde kaybolmuş değerlerimiz arasında, zaman ölçüleri ve isimleri de vardı. O, Cihân’a hükmettiğimiz asırlara, tarafımızdan konulmuş vakit tarhları, içimizden de, dışımızdan da biat duruşunda kabûl ediliyordu. “Asır” deyince, Kemâlpaşazâde (İbn Kemâl)’nin, Yavuz Sultan Selîm’in ardından söylediği mısrâları hatırlamamak mümkün değil: “Şems-i asr idi asırda şemsin             Zıllı memdûd olur zamânı kasîr” Büyük âlim, târihçi …

Devamını oku »

Nis 30

Mefkûre ve Mâ-Melek

“Mefkûre” kelimesi, pek çok tâbirle birlikte kullanılabilir. Lâkin, rahmetli Osman Tûrân’ın eserinin adında, âdetâ ulvîyet kazanıyor. “Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Târihi” isimli o âbide kitabın, baştan sona aynı rûh zindeliği ve kalem lirizmi ile yazıldığı, okuyanın gözlerinden anlaşılır. Türk’ün Cihân’a hâkim olma arzûsu, aslâ bir ihtiras değildi. İslâm’dan önce de, Müslüman hüviyetiyle de, Türk milleti …

Devamını oku »

Nis 24

“Hâ” Demeden

Yûnus Emre’nin; “Hakk bir gönül verdi banâ, ‘hâ’ demeden hayrân olur. Bir dem gelür şâdî kılur, bir dem gelür giryân olur.” diye başlayan hârikulâde bir şiiri var. Bâzı otoriteler, bu manzûmeye “insanın romanı” diyorlar. Bu mısrâlara “roman”dan öte bir mânâ enginliği istif edilmiş. Dünyâ’dan Ukbâ’ya, oradan Mâverâ’ya açılan insan yelkenlisinin ufuklar boyu yol alışı, kelimelere …

Devamını oku »

Nis 12

Tereddüd Hakkında Bir Kalem Temrini

Tereddüde düşmek; bâzen hayra kapı aralıyor, bâzen de şer sularına fırsat veriyor. Bunda bizâtihi tereddüdün değil, ona sâhip olan insanoğlunun inisiyatif alma kâbiliyeti rol oynuyor. Kimi hasletlerin böyle iki uçlu bıçak gibi istediğin yönü kesiyor olması, doğrudan beşerî duruşumuzla ilgili. Zaman şeridini süsleyen mühim hâdiselerin, ayrı ayrı metabolizma yapılarına rağmen en belirgin ortak yanları, şöyle …

Devamını oku »

Mar 29

Bir Günün Adâleti, Yetmiş Yıllık İbâdetden Üstündür

İdâre şekillerinin ismine değil de uygulanışına dikkat çeken Aristo’nun ardından kaç asır geçti? Hâlâ kelimelerin kabuğunu kıramıyoruz. Demokrasi, cumhûriyet, meşrûtiyet, halk idâresi gibi etiketleri demagoji uğruna bozuk para misâli harcıyoruz. 1526 yılında kazandığımız Mohaç Zaferi’nin kahramanlarından Yahyâpaşa-zâde Bâlî Bey, “Nazlı Budin”’in sâdece kapılarını açmaz, Kaanûnî Sultan Süleyman’ın fermânıyla bu Tuna Güzeli’nde beylerbeylik de yapar. Pâdişâh, aynı …

Devamını oku »