Meryem Belki

Büyüdüğüm ev şimdi tuğla yığını 

Kapısı penceresi belirsiz 

Duvarlarında başıboş otlar sırıtıyor 

Kuşatsa da hevesli sarmaşıklar 

Tozlu yaprakların neresinden baksam görürüm 

İki odaya sığdırdığımız koca dünyayı 

 

Orda kazak örer annem

Pencere önünde 

Neler duyar neler düşünür neler susar

Neler söyleşir menekşelerle

 

İşçi elleri sabun kokar babamın hâlâ

Masalları da bilir

Yüklendiği ağır hakikati bildiği kadar

 

Haliç’i kızıla boyayıp giden akşamın hüznü 

Nerde görsem tanırım 

Bir de güneşte kokusunu emektar tahtaların 

 

Ne bıraktın geride dedim 

Boşluk 

Siyah soğuk bir boşluk 

Meryem’in bıraktığı gibi değil 

Beni kimse umursamaz

 

Gemiler gelir gemiler gider 

İnmez içinden yeniden başlamak 

Meryem’in sureti pencerede uyuyakalmış

Ne yapsam

Yaklaşmıştım çok mümkündü ince bir eşik

Kendini ele vermeyen bir ilhamdı yaşamak 

Tutup kelebeğe sarılmaya kalkıştım

 

İçimde dedim 

Kapandığı yarasanı yalayan bir köpek titriyor 

Gölgeler ışıklar düşüp kalkıyor üstüne 

Bir saç tokasına 

Kaç başka hikaye anlatılabilir

 

Az vergisi değil Tanrı’nın

Özlenecek şeyler olması 

Ah gülüşmeler fısıldaşıyor duvarlarda 

İçimin sokaklarında iftar sessizliği

Bilmem hala Meryem’in 

Geçtiği yerlerde kendiliğinden

Kır papatyaları gülümser mi

Görmek için gülümsediğini Meryem’in

 

Gelecek günleri hatırlıyorum aklım başımda 

Tasarlıyorum geçmişi planlarım yok değil 

Gün yüzü görmemiş sırların 

İnce uzun parmakları yakamda 

Buruşuk ve titriyor hem 

 

Belki 

 

Olamazdı başka türlüsü 

Ayrı düştüm dizlerinden annemin 

Şefkat saçlarımı terk edeli çok oldu 

Kimi bırakıp gideceğim gidersem

Üst üste iki anlamlı cümle kuramayacak gibiyim 

Sussam 

Meryem anlardı

Söyledim hüsran

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.