Arya Sofra

iftar Sofrası, Dirlik Tergisi ya da Arya Sofra

Arapça sofra kelimesi; yolcu azığı anlamına gelen bir söz, sefer sözcüğü ile aynı yerden geliyor. Sefer sözü ise bilindiği gibi uzun yürüyüş ve yolculuk manasındadır. Türkçede ise sefer derken ister uzun ister kısa olsun, kurgulanmış bir menzile yolculuğu kastederiz. Lügatlere bakarsanız Aramice safar; yarma, kesme, sınır ve yazı yazma anlamına gelen sözcükle eş kökenli olduğu gibi Akadça at arabası veya el arabası anlamına gelene saparru kelimesiyle de ortak bir kaynağa sahip olduğu söyleniyor.

İftar sözcüğünü bilindiği gibi oruç açma vakti için kullanıyoruz. Bu söz de Arapça fıtrat kelimesiyle aynı kaynaktan türemiş. Fıtrat ise yaratılış, insan doğası manasına gelirken fütur kelimesi yaratma, doğurma demek. İbranice ve Aramice/Süryanicede de bu sözcükler aynı anlamlarda kullanılmış.

Efendim siz yine de yukardaki teknik ayrıntılara fazla takılmayın. Türk kültürü bu güzel sözleri almış hem de aslını bozmadan kendi tasavvuruyla hamur gibi yoğurmuştur. Bu sebeple iftar sofrası derken halis Türkçe bir manâ deryasında yüzeriz.

Arap muhayyilesi bugün nasıl değerlendiriyor bilmiyoruz ama iftar sofrası denince anladığımız yaratılışın doğasına, öze yolculuk, yani ilahi sefer niyeti taşıyor. “Haydaaa! O da ne demek öyle!” diyenleri duyar gibi oluyorum. Biraz suhulet efendim, itimadınız olsun; Türkçe anahtarının Arapçadan Çinceye, İngilizceden İbraniceye ve bilumum lisan-ı insaniyede açamayacağı kilit henüz icat edilmedi.

Orhun Yazıtları Köl Tegin doğu yüzü birinci satırda geçen ifade, sözü uzatmadan dümdüz “…uça bardığız. Tengri’de tirigdekiçe…” deyivermiş. “Tanrı’da yaşadığı gibi” veya “Tanrı’daki hayat gibi” “Tanrı’da dirilikteki gibi” Artık meşrebinize göre hangi üslûpla anlaşılsa caizdir. Fıtrat ile dirlik sözünün buluştuğu kutlu bir kesişme noktasındayız. Arapça fıtrat sözü futür açılımıyla yaratılışın özüne açılan kapıyı işaret eder. Türkçe diri sözcüğü de aynı özdeki canlılığı anlatırken Hayy sıfatı ile örtüşür. Türkçe muhayyile bu aşamada dirlik yönelişi ile tevhidin özümsenebileceğini ifade eder. Dirlik sözü ayrıca huzur anlamına da gelir ve muhteşem bir terkiple dil hanesini mamur eyler.

Sevgili okuyucu, yazıtlarda bir başka satırda tirigi sözü geçer ki yaşayanlar manasına gelir. Ayrıca tirilmiş; toplanmış, tirilelim; toplanalım, tirilti; toplandı anlamında geçiyor. Sanmayınız ki Keyfiyet gibi tertemiz bir sahifede lûgat parçalama hevesindeyiz. Balasagunlu Yusuf’un, sofraya tirki dediğini söylersem belki merhamet edersiniz. En eski Türkçe metinlerde tirig sözü; canlı, diri anlamına gelirken tirnek; dernek, topluluk demek. Öyle görünüyor ki tir dedikçe taşlar yerine oturuyor. Geldiğimiz noktada Türkçe konuşup anlayanların “Şükürler olsun!” dediğini duyar gibi oluyorum.

Efendim Kaşgarlı namıyla maruf kutlu bilgin kalabalıkta yürümekten sıkıntı basan adama tirkeş diye sesleniyor, aynı eziyete maruz kalan hayvanata ise tireş diyor. Lügatçesinde terçi; ücretli çalışana verilen ad olarak geçer. Demek ki canlılık ve huzur çalışmakla oluyormuş. Tergi; sofra, tergü; sofradaki yemek çeşidi, sıra, dizi, teril; bir şeyin derlenip toplanması, haşredilmesi demek. Bugün sıklıkla kullandığımız ter-lemek sözcüğü ve türevlerinin de zannedildiği gibi Farsça olmadığı, aksine Türkçeden Farsçaya geçtiği anlaşılmaktadır. Kutadgu Bilig ve özellikle Divan-ı Lûgat’i-t Türk’teki ter- ve tir- sesi ile başlayan sözcüklerin önemli bir bölümü dirilik, canlılık, birikmek, ıslaklık ve topluluk anlamlarının nüanslarıyla açıklanır. Nitekim terkin kelimesi; birikmiş, toplanmış demektir. (Arapça terkin kelimesiyle ilgisi yoktur.) Terlemek sözcüğü insan bedenin diriliğinden kaynaklanan ıslaklığı ifade eder. Ter akıtmak, ter dökmek deyimleri de aynı canlılıktan kaynaklanan emeğe işarettir. Nitekim Ter-lemek sözündeki ter– ile yaş-amak kelimesindeki yaş– kökleri birbirlerini tefsir ederler.

Öyle anlaşılıyor ki Türk dilinin sistematik yapısının mucizevi örnekleriyle karşı karşıyayız. Görüldüğü gibi dirlik sözcüğü; toplanmak, topluluk, canlılık, yaşamak ve bunlar için gösterilen çabayı aynı anda vurgular. Böylelikle varlık anlayışına dair bir kavram olarak belirginleşir. Kadim Türk inanmasının özünde bulunan birlikçi (tevhid) ve bütünlükçü (vahdet) tavır, kullandığı dili de ilahi bir pınara dönüştürmüş.

Sözü uzatmayacağız, özetle söylemek gerekirse ter/tir sözleri güzel Türkçemizde; dirilik, derlenip, toplanmak, birlikte canlanmak ve dirlik, düzenlik, huzur gibi anlamların membaıdır. Yolun nihayetinde kim kiminle toplanıp huzur buluyor, nasıl tevhid ediyor; Orhun Abideleri’nde, Kutadgu Bilig’de, Divanı Hikmet’te velhasıl Türk’ün yazıp söylediği her yerde aranıp bulunabilir. Böylesi bir yazıda kaynakların, maddelerin yerini yazıp kendimi de sizi de yormayacağım. Meraklısı açsın okusun, fakirin eksiğini gediğini tamamlasın, kusurlarımızı da merhamet lütfetsin.

İftar sofrasına bire bir Türkçe kökenli bir karşılık arasak dirlik tergisi dememiz gerekir ki çok da güzel olabilirdi. Lakin iftar sofrasının içinde yaşayan Türkçeyi dirlik tergisine bir daha aktarmak, yaklaşık bin yıl kadar zaman alıyor. Biz burada hangi dilden gelirse gelsin birtakım kavramların Türk düşüncesinin engin tasavvuru ile halis Türkçeye dönüştüklerini görüyoruz.

Bir başka sofra vesilesiyle Tevhid gemisinin ebedi kaptanı Fahr-ı Kâinat Efendimize salât ü selam olsun. Bu kutlu seferde kendisine eşlik eden köprü üstü’nün* seçkin mürettebatına başta Çaka Bey olmak üzere Umur Bey’i, Piri Reis’i, Hızır Reis ve bendenizin vatan borcunu ifa ettiği muhribe adını veren Kılıç Ali Paşa’yı, ayrıca Nusret Mayın Gemisi mürettebatını rahmetle ve minnetle analım.

Efendim bahriye geleneğimizde yemek vaktine “arya sofra” denir ve gemilerimizde bir anonsla bildirilir. Latincedeki aer sözcüğü İtalyancada aria olarak geçer, oradan da Türkçemizde geçmiştir. Arya sözünün ilk anlamı hava, ikincisi şarkı manasına geliyor. Denizcilikte arya serenlerin, yelkenin, sancağın aşağıya indirilmesi (arya sancak, arya yelken) emridir. İtalyanlar şimdi nasıl kullanıyor bilemem ama Türk denizciliğinde sofra yelkenin aşağı çekilmesi gibi yukardan aşağıya inmektedir. Sanki zamanın Türk muhayyilesi arya sofra diyerek rızkın “gök”ten indiğine işaret etmektedir. Yazıyı buraya kadar okuma sabrını gösteren nezih bir okuyucuya gök/kök sözünün Türk dilindeki anlamına değinmek gibi bir lafazanlığa girişmeyeceğim. Arya sofra diyor efendim, daha ne desin!

Hepinizin malûmu; bizim kültürümüzde yalnız yiyip içmek hiç de hoş karşılanan bir tutum değildir. Özellikle ramazan aylarında iftara yakın evin yolunu tutanlar, sağı solu kolaçan ederler. Acaba yolda kalmış bir garip, bir ihtiyaç sahibi yahut vefasızlık mahkûmu bir yalnız var mıdır, diye. Hiç kimseye rastlamazsa bir komşu davet edilir, olmazsa bir büyüğün sofrasına misafir olunur. Kimileri yüksek bir bilinçle, kimileri gayriihtiyari yerleşmiş bir alışkanlıkla toplanacak, dirilecek birilerini ararlar. Çok şükür, bugün bile hiç olmazsa şuuraltında yürüyen bir düşünüşle toplumumuz aynı alışkanlığı sürdürüyor.

Dünyadaki diğer kardeşlerimiz de benzer duygulara sahiptirler mutlaka. Fakat her ramazanda şahit oluyoruz ki müslüman Türk’ün iftar sofrasında ekmek ve su vesilesiyle bir dirlik muhabbeti arzulanır.

İftar Sofrası, arya sofra ve dirlik tergisi.
Özüne seferin kadim meyhanesi, birlik seyrinin açlık bahanesi, Tanrı’da dirilme hevesi.
Tanrı dirliğinizi daim, ramazanınızı kutlu kılsın.

İkilik eyleme hîç kimse ile
Hôş dirilgil yohsul ile bay ile
Kim iresen ol birüñ birliğine
Hem giresen ulular dirliğine
Âşık Paşa

 

*Köprü üstü; geminin sevk ve idaresinin yapıldığı mahal

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.