Sevildiğini Hissetmek

Geçen günlerde sevgi bir çocuğa nasıl gösterilir, diye ince ince düşüncelere dalmıştım. Okuduğum kitapların içeriği, annelik ve çocuğun bedensel ve ruhsal ihtiyaçları ile alakalı olunca ve ben de yolun başında bir anne olduğum için bu soru, zihin dünyamın gündeminde yer almaya başlamıştı.

Bir çocuğun gözünde sevgi nasıl gösterilir ve sevmek nasıl anlaşılır, diye düşünürken kendi çocukluğuma bir dönüş yaptım; gözlerimi kapatarak, kestirmeden. Küçük Elif nasıl bir çocuktu? Sevilmiş miydi? Bu soruyu soracağım tüm anne babalar, elbette ki seviyorduk çocuğumuzu, cevabı ile karşılık verirler bana, bundan adım kadar eminim. O yüzden ben de anne babama dönerek bu soruyu sorma girişiminde bulunmadım hiç. Çünkü alacağım cevabı biliyordum. Asıl soruyu kendime sordum:

“Anne babanın seni sevdikleri cevabını alacağını biliyorsun. Peki, sen sevildiğini hissettin mi?”

Hımmm! İnce bir sessizlik…

Gözünün önüne gelen onlarca irili ufaklı acı tatlı sahneler… Ara ara tebessüm ettiğin, buğulu gözlerle seyrettiğin, 1990’lardan kalma bir yapım… İşte, senin hikâyen!

Zihninde belki tekrarlarını kaç milyon kez izlediğin, kendince izlenme rekorları kıran ancak gündeme bir türlü düşmeyen, ruhunun en gürültülü sessizliği…

Başkasının gözünden sahneler o kadar da karanlık değil aslında -en azından anne babanın- ama insan ruhu işte, o kadar kırılgan ve hassas ki dışarıdan dağ gibi görünen, insanın incinmesin diye içine sakladığı, yeni doğmuş küçük bir kuş gibi… Bütün psikolojik terapiler de aslında o incinmiş kuşun tekrar uçabilmesi için incinen kanadını nazikçe sarmakla geçer. Kuş iyi olduğunda zaten uçup gider yani terapi biter. Benimde her çocuk gibi incinmişliklerim olmuştu elbette, çok mutlu olduğum ve kanatlarımı mutluluktan hızla çırpıp uçtuğum zamanlar da.

Düşünceler düşünceleri doğurdu ve şunu fark ettim:

“Sevmek” bir eylemdi ancak “sevildiğini hissetmek” başka bir eylem. İkinci eylemin olması için ilkinin kalkması gerekiyordu oturduğu yerden. Nasıl yani, diyeceksiniz.

Şöyle anlatmaya çalışayım: “Sevmek” kuşa yaralı kanadına sürmesi için uzatılan merhem ama “sevildiğini hissetmek” o merhemi o kişinin yaralı kuşa kendisinin sürmesi. İşin matematiği bu kadar basit aslında ama bunu yaşamaya gelince ne de zor geliyor insanoğluna. Tıpkı gereksiz görülen matematik problemleri gibi…

Sevildiğini hissetmeyen bir çocuk, yıllarca o güzel hissi tadabilmek için ruhunun kaldıramayacağı sorumluluklar yüklenebiliyor. Bir aferin sözünü duymak için bazen küçük bir çocuk olduğu halde yetişkin biriymiş gibi davranabiliyor. Ya da ailesinin dikkatini (çocuğa göre varlığının fark edilmesi) genelde bir tabağı kırarak, elindeki yemeği bile bile üstüne dökerek üzerine çektiğini fark eden bir çocuk azarlanarak sevildiğini hissetmeye çalışıyor ve yıllar sonrada bu çocuk yetişkin olduğunda başka canları yakmayı sevgi göstergesi olarak anlıyor ya da yapıyor. (Eşi tarafından şiddete maruz kalan kadının; “Kocam değil mi, döver de sever de.” demesi.)

Sevildiğini hissedememek… Dünyadaki en acımasız yokluk.

Fakirsen ekmek zeytinle karnın bir şekilde doyar. Evet, canın elbette ki başka tatları da yemek ister ama onları yiyemesen de yıllar sonra yiyemediklerin için ahlayıp üzülmezsin. Mide bu, bir şekilde doyar ama sevgi fakiri bir evde büyüdüysen yıllarca o sevgiyi bulabileceğin kapılarda dilencilik edersin.

Sevildiğini hissetmek en hayati duygu… O duygunun peşinde koşarak nice hayatlar tükeniyor. Oysa o duyguyu çocukluğunun ilk yıllarında alması için iki emanetçiye (anne-baba) verilmiştir kuş. Onlardan Biri sağ kanadı olmuş kuşun, diğeri sol kanadı. Uçmayı yuvadan öğrenecek minik kuş; koşulsuz sevilerek ve sevildiğini hissederek

Bir kız çocuğunun gözünde bir babanın, kızının saçlarını okşayarak taramasıdır sevildiğini hissetmek.

Bir annenin, oğlunun gol sevincine eşlik edip ona sarılmasıdır belki de.

Ya da çocuğuna hiçbir şey olmaksızın (iyi bir not, kirletilmemiş kıyafet, odasını toplaması vs.)  sarılıp hiç beklenmedik bir anda; canım oğlum, canım kızım, diyerek öpmektir onu sevdiğini göstermek.

Onun derdini anlamaktır, acısına eşlik etmektir. Gülerek, alay ederek değil; ne olursa olsun, yargılamadan yanında olduğunu ona hissettirmektir.

Ne paradır ne makamdır ne de başarıdır. Sadece ruhların derinliklerinde kalarak paslanmaya başlamış olan sevgiyi gün yüzüne çıkarıp (oturduğu yerden kaldırıp) o güzel zenginliği çocuk ruhuna dokundurmaktır. Koşulsuz, şartsız ve pazarlıksız…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.