Türkçenin Uyanışı – II

 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre Kitabının Semantik Yaklaşımı Bağlamında

 Uyumak ve uyanmak sözcüklerinin anlam köklerini çözümlemeyi denediğimiz önceki yazımız, sakınmak ve uyumak üzerineydi. Özellikle sakınık kavramı içeriğinden hareket ederek düşüncenin etkin durumda takındığı tavrı dil üzerinden açmayı denedik. Bu yazımızda ise uyanmak sözcüğünün kavramsal yapısının Türkçe düşünmeyle ilişkisine odaklanacağız.

Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre adlı eserin “Odgurmış Üzerine” başlığının muhteviyatı kut ve Töre bağlamında uyandırmak kavramının ilmeklerini çözer. Dr. Sait Başer’in son dönem Türk düşüncesinin kilometre taşlarından biri olarak görülen eseri, aynı zamanda başlı başına bir anlambilim (semantik) çözümlemesi olarak da göze çarpıyor. Kitap Türk varoluş anlayışının odağında bulunan kavramaları yeniden çözümlerken medeniyet tasavvurunun değişkenlerine de Türkçe üzerinden odaklanarak Türk düşüncesinin takıldığı eşikleri zorlar. Bu yazımızda da esasen sözünü ettiğimiz eserdeki “Ögdilmiş Hakkında’ ve “Odgurmış Üzerine” başlıklarının açtığı güzergâhtan yürümeye çalışacağız.

Kutadgu Bilig, Türk dili açısından en zengin kelime hazinesine sahip metinlerin başında gelir. “Kutadgu Bilig 3000’e yakın sözcük çeşidiyle İslamiyet sonrası Türkçesinin ilk ve en zengin edebi eserlerindendir. Kutadgu Bilig’i izleyen ilk dönem İslami eserlerinden yalnızca Kısasü’l-Enbiya sözvarlığı açısından Kutadgu Bilig’e yaklaşabilmektedir. Bu zengin sözvarlığının 600’e yakını Karahanlılar için yeni olan kültür çevresinden yani İslami kültür çevresinden gelen sözcüklerdir. Bunlardan 400’e yakını Arapça, 120’nin üzerindeki bir bölüm de Farsça kökenlidir. Kutadgu Bilig’in söz hazinesi içerisinde Türkçe, Arapça ve Farsçadan başka, Buddhist Uygurların dilinde sayı oranları bir hayli yüksek olan, toplamı birkaç bini geçen Çince, Sanskritçe ve Soğdca sözcükler de görürüz. Ancak bunların toplamı İslami kültür çevresine ait olan Kutadgu Bilig’de 100’ü geçmez. Bunlardan Sankrit ve Soğd sözcüklerin toplamı da yine 15’i geçmez.”(1)

Entelektüel Aydın Ögdülmiş Üzerine

Aydınlanmış akıl, kavramları karşıtlarıyla birlikte ele alarak yeni bir düşünce doğurur. Bu düzeyde verilerin görece çelişki ve “çatışkı”ları, düşüncenin sonsuz devinimini bir ön kabul olarak karşımıza çıkarır. Doğanın görünen parçalı yapısı, analitik düşüncenin temel imkânıdır. Bu açıdan bakıldığında “pozitif bilimsel” düşünce için mutlak bütünlüğün söz konusu olamayacağı söylenebilir. Parçaların birleştirilmesiyle yürüyen öğrenme süreci, her yeni bilgi için başka bir parçayı zorunlu kılar. Dolayısıyla pozitif akıl, anlamlandırmayı da bu parçalanmışlık üzerinden yapacaktır. Burada temel bir soruyla yüz yüze geliriz: Türk aydını, evrenin parçalı yapısını hangi bakış açısıyla ele alır? Yani kesretin göreceliğine bağlı birlik ve bütünlük anlayışıyla mı yoksa kaos varsayımı ön kabulüyle mi düşünce üretilecektir? Bu soruyu bir köşede saklı tutarak yürümeye çalışacağız

Kutadgu Bilig’de Ögdülmiş üzerinden temsil edilen akıl, çok yönlü tanımlamalarla karşımıza çıkar. Eserde ög- kökünden türeyen kelimeler tekrarlarla birlikte 550 ayrı yerde kullanılır. Ög; akıl, övgü. Ögi; akleden, bilen. Öğrenip; öğrenmiş. Öglüg; akıllılık. Ögsüz; akılsız, annesiz.(16) Ögüz; Nehir. vd.

Bugün kullandığımız öğrenmek, öğretmen, öğrenci, öğretim, öğünmek ve öğüt gibi sözcükler de Ögdülmüş’te olduğu gibi ök- ög- anlam köküne yaslanır. DLT’ye(17) göre Öğ “Anlayış. Anlayışlı ve olgun, yaşlı kimselere verilen bir unvan olan öge [öge] buradan gelir.” Öge “Akıllı, olgun ve görmüş geçirmiş, halkın arasında bir adama verilen unvan. Tegin’den bir derece aşağıdadır.’(5) DLT’de öğrendi, ögrenür, öğrenmek, öğretti, ögretür ve öğretmek kelimeleri bugünkü anlamıyla açıklanırken ögreyük sözcüğünün karşısında adet, gelenek izahı ile karşılaşıyoruz.

Ög kök sözcüğünün etimolojik kökeni itibarıyla aynı zamanda anne anlamına geldiğini söylemiştik.(7) Orhun Abideleri Kül Tigin doğu yüzünde “ögüm İlbilge katunug”(11) ibaresindeki ögüm, annem anlamına gelmektedir. Tonyukuk doğu yüzünde ise “ol üç kağan ögleşip Altun yış üze kabışalım timiş”(3) cümlesi “o üç kağan akıl akıla verip Altın Ormanı üstünde buluşalım demiş” şeklinde aktarılıyor. Burada ise ögleş-mek, akıl akıla vermek anlamına geliyor.

Metinlerde nehir ve deniz manasına kullanılan ögüz sözcüğü ile de karşılaşırız. Yine aynı metinlerde Kül Tigin için ögsüz tanımı da kullanılmaktadır ki bugün halâ öksüz kelimesi, annesini kaybetmiş çocuklar için kullanılıyor. Anadolu ağızlarında bilgili yaşlılar ve yaşına göre olgun davranan çocuklar öke diye tanımlanır. Ökelenmek ise bilgiçlik taslamak anlamına gelen bir deyimdir.

Kısaca Türkçede ög- kök anlamı; akıl, övgü, öğrenme, anne ve nehir sözcüklerinin kaynağıdır. Çözmeye çalıştığımız sözcük öbeği, Türkçe anlayış ve tahayyülün şiirselliğini de gözler önüne sermektedir.

Türkçede ög– kök sözcüğünün hem anne hem de akıl ve anlayışı öğrenme yetisi manasına gelmesi, temel biyoloji bilgisinin çok eskilere dayandığına işaret eder. Bugünün bilimsel verileri ışığında ana rahmine düşen genetik kodların, annenin bünyesi tarafından çözümlenerek hayat bulduğunu biliyoruz. “Günümüz araştırmalarına göre bebekler anne karnında 5. aydan itibaren sesleri fark etmekte; gürültülere, müziğe, sözlere tepki göstermekte, bazı sesleri ve sık tekrarlanan kelimeleri öğrendiklerini göstermektedir. Bazı araştırmalar ise bebeklerin doğum öncesi okunan metinleri doğduktan sonra tanıdıklarını, anne ve babalarının adlarını bilerek doğduklarını ortaya koymaktadır. Stern, Schaffer, Rondal, ve Boys-son-Bardies gibi araştırmacılar; bebeklerin; sözlerin özelliklerini, ritmini, tonunu ve dil yapısını anne karnında öğrendiklerini açıklamaktadır. Kısaca bebekler sesleri, bazı kelimeleri ve dille ilgili çeşitli bilgileri öğrenerek doğmaktadır.” (10)

“karında törümiş kılınç ögretig, yağız yér katında kiter ay tetig”
Ana karnında şekillenen doğa ve ahlak öğretisi, ancak kara toprak altında insanı terk edip gider; ey zeki insan!

Hem yukarıdaki beyit hem de ögretig sözünün anlam kökünü dikkate aldığımızda insani temel değerleri öğrenme sürecinin ana karnında başladığı öngörüsüyle karşılaşırız. Esasen ög (anne) ve öğrenme kelimelerinin aynı anlam kaynağından ortaya çıkmış olmaları, bir öngörüden çok engin deneyimlerin sonucu olsa gerektir. Türkçenin içinde akan düşünce bağlamında söyleyebiliriz ki doğan her çocuk; bir annenin anlayışı, kavrayışı ve hayata bakışı anlamına gelirken diğer taraftan insanın sadece fiziki değil, temel öğrenmeye bağlı anlayışı ve kavrayışı açısından da anneyle göbek bağı olduğu varsayılır. Anne ve nehir anlamlarının aynı sesle ifade edilmesinin ilhamıyla “Su akar, yatağını bulur.” atasözünün hangi tecrübe üzerinden söylendiğine ışık tutar niteliktedir.

Bu aşamada Türk dil hazinesinin günümüz için kaybolan en değerli mücevherlerinden ukuş kavramı ve türevlerini hatırlamamızda fayda var. Kutadgu Bilig’de sıkça kullanılan ukuş ve türevi sözcükler, aklın anlayış ve kavrayış durumlarını ayrıntılarıyla dile getirir. Ukuş; akıl, anlayış, aklın somut bilgiye dayalı anlayış durumu.(11)  ukuşluğ; akıllı, anlayışlı, yüksek bilgi sahibi. Ukğay; bilgili, akıllı, anlayışlı, erdemli özellikleriyle tanınan kişi.(12) ukturur; bilgiyi aklın anlayışı ile bildirir. Ukturu; Habere dayalı bilginin özel bir anlayışla ilgililere sunumu.(13) Ukğıl; Yüksek bir bilgiyle idrak etme, anlama. (14) daha onlarca örnek verilebilir. Ayrıca bilgisiz, anlayışsız ve gereksiz konuşma için kullanılan üküş sözcüğü dikkat çekicidir.

Bugün Türkçede kullanılmayan bu kavramlar, düşünce için birer kayıp olarak göze çarpmaktadır. Uk- kökenli sözcüklerin Türkçe metinlerde kullanımdan kalkmasıyla oluşan ayrıntı kaybının bir benzeri, okumak ve türevi sözcüklerde de görülmektedir. İlk anlamıyla okumak eylemi, bir metnin seslendirilmesi veya ezberlenmesi anlamına gelirken asıl yönelişi okunan metindeki anlamın çağırılmasıdır. Okumaktan asıl kastın doğru mânâya davetiye çıkarmak olduğu ok- kök anlamında kendiliğinden vardır. Aşağıda vereceğimiz örneklerde ok- ve uk- kök sözcüklerinde anlam geçişkenliği ve örtüşmesi görülmektedir. Ayrıca Kutadgu Bilig’de uk- anlam köküne bağlı sözcükler 347 yerde, ok- ile başlayan kelimeler ise 179 defa geçmektedir ki bu da okuma ve anlamaya ne kadar önem verildiğini gösterir.

“kitâb atı urdum Kutadgu Bilig kutadsu okığlıka tutsu elig”(8)
Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum, okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin.

Yukardaki beyitte de görüldüğü gibi Yusuf Has Hacib “Okuyana kutlu olsun.” derken kuru bir seslendirmeden değil, bir anlayış ve kavrayış dileğinden söz etmektedir. Ayrıca ok- anlam kökünü kendi kültür çevresinde düşündüğümüzde doğruluktan kastın, kut içeriğinde saklı olduğu apaçık ortadadır.

Kutadgu Bilig’de okkökünden türeyen sözcükler, yerine göre birbirini tamamlayan zengin bir içeriğe sahiptir. Ok; ok, asıl kasıt, daima, hep aynı şekilde, dosdoğru, okşağı; benzeri, okıçı; davetçi, okır; çağrı, çağrıcı, okı; anma, zikir, okığlıka; okuyan, okıtğu; çağırtmak, okşar; benzer, okısun; okusun, okçı; okçu, okşağ; benzetme, okığay; çağrıcı, okımak; davet, oka; davete icabet ve benzer anlamlarda geçer.

Anlaşılıyor ki Türkçe okuma sözcüğü ve yakınları, çok zengin çağrışımlara sahipken bugün dil hazinesinin bir kısmı kayıp gözükmektedir. Günümüzde okuma sözü; eğitim ve öğretime katılma, okul kelimesi, eğitim verilen mekânının adı olarak kullanılıyor. Okuntu ise çağrı ve davetiye için Anadolu’da hala kullanılmaktadır. Bugün okşar sözünü, benzer kelimesiyle eşanlamlı kullanmaya devam ediyoruz. Sözcüğün kökünü dikkate alırsak okul denildiğinde “anlamanın öğretildiği ve anlayışa çağıran yer” diye düşünülmesi daha doğru olacaktır. Bu bakış açısı ise eğitim anlayışımızda köklü bir değişikliğin yolunu açabilir.

Konuyu toparlamak açısından uk- kökenli kelimelerin başta akıl olmak üzere anlayış, düşünme, incelikli kavrayış ve benzeri anlamlara geldiğini biliyoruz. Bizim bugün akıl, anlayış ve okumak olarak daralmış bir ifade ve içerikle kullandığımız anlam örgüsü, Kutadgu Bilig’de onlarca farklı kalıp ve muhteva zenginliğiyle kaleme alınmış ve yeni buluşlar için hazır beklemektedirler.

Kutadgu Bilig’de Hakan (Töre) Ögdülmüş’e “Sen benim parlak güneşimsin, ben şimdi kusurlarımı senin sayende görüyorum.”(6) diye seslenir. Töre’nin Türk medeniyet tasarımının üst başlığı olduğunu göz önüne alacak olursak aklın kutlandığı görülecektir. Böylelikle başta siyaset, sosyal yaşam ve ekonomi olmak üzere medeniyetin bütün unsurları, aklın yol göstericiliğine güvenir. Diğer taraftan “kusurların akıl sayesinde görülmesi” ibaresinin alt metninde her türden muhalefetin “akılcı” sınırlarda ve Töre’ ye bağlılık koşuluyla meşruiyet kazanabileceğine işaret eder.

TDK Türkçe Sözlüğü’nde Aydın sözcüğünün ikinci anlamı “sf. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel” şeklinde açıklanır.

Etimolojik kökenlerde görüldüğü gibi ög-, ök-, ük-, uk– ve ok- kök sözcükleri arasında yer yer birbirini açan anlam geçişkenliği ve örtüşmesi vardır. Bugün entelektüel ve münevver kelimesinin karşılığı olarak “uydurulan” aydın sözcüğünden önce Türkçede esasen özgün ve daha derin bir içerikle ögdülmüşakıbetini ve aslını arayan akıl(9) ve ukğaybilgili, akıllı, anlayışlı, erdemli özellikleriyle tanınan kişi” kavramları Yusuf Has Hacib tarafından kullanılır.

Edebiyatımızda Divan-ı Lûgâti’t-Türk’te aydıng sözcüğü için ay aşığı anlamı dışında köklü bir kullanımla karşılaşmıyoruz. Dolayısıylaaydınlanmışkişinin kavramsal düzeyde hangi kültürel kodlarla “aydın” kabul edileceği belirsizdir. Kısaca“Türk aydını” tanımlaması ögdülmüş ve odgurmışın yüklendiği toplumsal, siyasi ve her türden kültürel “etiğin” sorumluluklarından “bağımsızdır.” Burada “bağımsızlık” ontolojik köksüzlük olarak kendini ele verir.

Hiç şüphesiz dil, yaşayan kültürel bir varlık olduğundan gelişerek değişmeye açıktır. Ama bu değişimin kültürel şifrelerden habersiz ve bağımsız gerçekleşmesi halinde yeni önerilen kavramlar yetersiz içerikleriyle düşüncenin üretildiği anlam dünyasının kısırlaşması sonucunu doğurur. Nitekim aydın sözcüğü daha önce kullanılan münevver kelimesinin içeriğindeki nurlu, ışıklı anlamlarından yola çıkarak üretilmiş olsa da bu sadece değişimin metodunu izah eder. Temel saik, münevver kavramının terki üzerinden bir dönemin kültürel kodlarının inkârıdır. Hâlbuki bize göre münevver kelimesini entelektüel kavramının karşılığı olarak öneren akıl ile aydın sözcüğünü üreten akıl arasında köklü bir fark yoktur. Asıl sorun Türkçe kullanım için sonradan üretilen her iki sözcüğün de entelektülin karşılığı olmadığı ve böyle bir zorlamanın da gereksizliğidir. Her kültür, karşılaştığı sorunlara özgün “sabiteler” ve değişkenlerle çözüm üretebilecektir. Tepkisel ve köksüz akıl yürütmeler, anlamsız bir öykünme ile literatürü içinden çıkılmaz bir labirente dönüştürür. “Bir dille konuşup yazmak o dili bilmek değildir. Önemli olan o dilde düşünmek, üretmek, düşünsel bir alan yaratabilmektir.”27

Her şeye rağmen geldiğimiz bu aşamada aydın sözcüğünün bir kavram olarak Türk diline bağlı düşünce dünyasında tarihsel ve düşünsel bir karşılığı olmasa da kavram, işlenmeye devam etmekte ve içi farklı kültürel kodlarla doldurulmaktadır. Bu ve benzeri konularda eleştiri hakkımız saklı olmak kaydıyla nasıl bir tutum sergilenmesi gerektiği üzerinde akılcı ve gerçekçi bir tavır geliştirilmelidir.

Her ne kadar entelektüel kelimesiyle ilişkisi dolaylı olsa da karşılaştırmalı bir örnek olarak vereceğimiz Aristotales’in entelekya kavramının oturduğu semantik düzlem konumuz açısından dikkat çekicidir. “entelekheia; tamamlanma ve mükemmelik durumu, edimsellik, fiiliyat, gerçeklik, enteles; tam, bütün, eksiksiz, mükemmel, kamil ve enthousiasmos; içi tanrılarla ve tanrısal esintilerle dolma” kavramlarıyla ses kökü, anlam bilgisi ve ontolojik bağını görebiliriz. En çarpıcı olan ise energeia kavramının entelekya ile özdeş kök bağlantısıdır. “Aristoteles, olasılıkla kendisinin icad ettiği bir sözcük olan entelekheia’yı normalde energeia’nın (t.b.) bir eşanlamlısı olarak kullansa da en azından bu iki terimin birbirlerine sımsıkı bağlı olmalarına rağmen tamamen özdeş olmadıklarını telkin eden bir pasaj vardır (Prôte phil. 1050a). Bu iki terim, ergon (t.b.) nosyonu aracılığıyla bağıntılanırlar; ergon, bir kuvvenin (dûnamis) işlevidir ve bu yüzden de o kuvvenin tamamlanması ve gerçekleşmesidir (te/os, t.b.). Bu itibarla, işlemekte olma durumu (energeia) tamamlanma durumuna (en-telekheia) doğru yönelir.” 14 Bu açıklamaların konumuzu ilgilendiren yönü ise entelekheia ve energeia anlam köklerini ergon kavramıyla sağlamlaştıran aklın kendi iç tutarlılığıdır.

Türkçeden vereceğimiz örnekte ise od (ateş, aydınlık) ve odgurmış(irfan, bilge) ses ve anlam kökleriyle birbirlerine sıkıca bağlanırken entelekyayı ayakları üzerine oturtan ergon kavramında olduğu gibi odgurmuş (irfan) da gönül kavramı odaklanmasıyla sağlam bir yapıya kavuşur. Nitekim Kutadgu Bilig’de Ögdülmiş Odgurmış’a “Benim için de Tanrı’ya duâ et, Tanrı beni uyandırsın ve gönül gözümü açsın!”21 dileğinde bulunurken onun uyandıran niteliğini gönül gözünün açıklığına bağlar.

Başlı başına bir konu olmakla beraber özellikle belirtmeliyiz ki gönül 22 kavramını dolaylı ya da doğrudan odağına koymayan her söz ve yazı, Türk düşüncesi açısından eksik bir çalışma olacaktır. Kültürümüzün tartışmasız iki temel kavramı adalet ve aşk dahi gönül olmaksızın açıklanamazlar. Hak, adalet, aşk, vicdan, akıl, bilgi ve benzerleri, engin gönüllerin yurdunda iskân edilirler. Türk muhayyilesinin yarattığı bu muhteşem kavram, bu yazıların sınırlarına sığmasa da Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre’de geçen “Gönül Anlayışına Dair” başlığındaki bir paragraf dikkat çekicidir: “Nitekim gönül kavramı, eski Türklerde insan varlığının merkezi yerine bilinmiş ve kullanılmıştır. Orhun Kitabeleri dâhil kaynaklarda bu hâl kolayca görülebiliyor. Kutadgu Bilig yazarının o anlayış dışında olması düşünülemezdi. Nitekim daha eserine girişte:”(Tanrı)seçti, yarattı ve gönülü aydınlattı; gönlümü iman içinde doğru yol üzerinde tuttu” deyip insana verilen nimetleri sayarken en başta gönlü zikretmiştir:

Köngül birdi köz hem ukuş ög bilig
Aça birdi sözüm yoruttu bilig

“Gönül, göz, anlayış, akıl, ve bilgi verdi; dilimi açtı ve bana ifade kudreti ihsan etti”. Cümlesinde insana verilen ilk değer gönüldür. Gönül, gözle temsil edilen duyular, anlayış yeteneğiyle anlam kurma, akıl ile hüküm oluşturma ve bütün bu sürecin sonunda bilgiye ulaşmanın bütün aşamalarında asıl özne olarak görülmektedir. Bu yaklaşım Kutadgu Bilig penceresinden insan ve bilgi problemine nasıl bakılmakta olduğunu dile getirmektedir.”  denilerek gönül kavramının Kadim Türk düşüncesindeki önemli yeri izah edilir.

Aydın eleştirimizi aklın sak-lama (hafıza) özelliğini vurgulayarak sonlandıracağız. Yunus Emre’nin “Düşdükçe öge Hubbü’l-Vatan zerrece kalmaz me’men20 mısraında öge kelimesi hatırlamak, aklına gelmek anlamında kullanılır. Beyit, aklın temel özelliklerinden hafızayı vurgular. Akıl bu merhalede kendi düşünce tarihinin özel arşivine sahiptir. Toplumsal akıl da özgün düşünce kodlarını kendi belgeliğinde saklar. Dil, bir bakıma sözünü ettiğimiz düşünce belleğinin adıdır. Yani kültürün bütün ögeleri, dil kültürü tarihinde şifrelenmiş olarak muhafaza edilir. Özgün akıl, yeni düşüncelerin üretimi aşamasında kadim belleğin kanıtlarına başvuracaktır. Dilin temel şifreleri de harflere yüklenen anlamlarda gizlidir. Bellek yitimi olmadığı sürece akıl, düşünce tutarlılığını dilin imkânlarını kullanarak sürdürebilir. Böylelikle kendine has kavramlar yaratarak edebiyatını (literatür) ilerletir ve geliştirir. Ögdülmiş (yüksek akıl) üzerinden yaptığımız Türkçe aydın eleştirisi bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Son tahlilde Aydın sözcüğünün münevver kavramını yadsıyarak kullanıma sokulduğunu söylemiştik. Ayrıca TDK’nin sözcük üretimi aşamasında Türk dilinin temel anlam dinamiklerini göz ardı ettiği, aydın sözcüğünün köksüzlüğünden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Türkçe düşünme ve anlama ile olan irtibat kopukluğu aydın kavramını entelektül’i yaratan kültürün çağrışımlarına mahkûm eder. Bu sebeple Türkçe düşünen aklın “türedi” kavramlara mesafeli yaklaşması beklenir.

Uyanmak Üzerine

Kutadgu Bilig’de od– kökenli sözcükler tekrarlarla beraber 191 ayrı yerde geçer. En çok kullanılanı ise bir ad ve kavram olarak odgırmış sözcüğüdür. Diğer sözcükler ise oduğ-luk; uyanık ol, uyanıklık, uyanık olduğu halde…,  odungıl; uyan, odlu; uyanırlar, odulmış; (gaflet uykusundan) uyanmış, odul; …ve uyan-ık bulun, odun; …dan uyan, odunmış; uyanmış, uyanmış kişi, odundı; uyandı, odulgay; gaflete düşmeyen, odguru; …ile uyandırdı, odnumaz; uyanmaz ve yakın anlamlarda kullanılır.

Kutadgu Bilig’de kavramsal çerçevede ele alınan dört kahramandan dördüncüsü Odgurmış’ tır. “Kelime, ateş anlamına gelen od- köküne bağlıdır. Yanmak ve uyanmak kelimeleri de bu kökten yapılmaktadır. Kelime biçimlendirilişi bakımından “odgurmış” “odgur-“(=uyandır-) fiil gövdesinden “-mış”(fiilden isim yapma eki) ile yapılmış bir isimdir. Bu kelime ‘uyarıcı, gerçekleri gösterip gaflet uykusundan uyandıran, irşâd eden’ gibi anlamlar taşımaktadır.”(2)

Uyanmak sözcüğünün türevleri ilk anlam katmanında gaflet ve ihmalkârlığın karşıtıdır. Gaflet bir aymazlık, uyuşukluk; gaflet uykusu ise bilgisizlik ve anlayışsızlık durumudur. Buradaki bilgisizlik ve anlayışsızlıktan kasıt, alelâde bir müktesebat yetersizliği değil; aksine eldeki bilgi ve bulguları lâyıkıyla değerlendirecek bilgelik ufkundan yoksun olma halidir. Bilgelik ise “Töre hükümlerine uyularak kazanılır.”(3) Ulaştığı bilginin sonsuz niceliğine rağmen “Akıl, irfanın rehberliğine muhtaçtır.”(4)

İstisnasız bütün Türkçe kökenbilim sözlüklerinin uyanma sözcüğünün ot-od- (ateş, aydınlık, ışık) anlam kökünden geldiği konusunda mutabık olduklarını belirtelim.

TDK Büyük Türkçe Sözlükte Uyanmak (nsz) 1. Uyku durumundan çıkmak.  2. Bitkiler canlanıp yeşermeye başlamak. 3. Belirmek, ortaya çıkmak, depreşmek. 4. mec. Gerçekleri anlar, kavrar duruma gelmek. 5. mec. Bilgisizlikten kurtulmak. 6. argo Cinsel yönden hazır duruma gelmek.

Divan-ı Lûgâti’t-Türk’te ot maddesine beş farklı başlıkla altında açıklama getirilir ‘ateş, bitki, ilaç, zehir, kaba hayvan yemi ’.  Kaşgarlı Mahmud’a göre odgardı; düşündükten sonra tanıdı, odguç; yanan odun parçası, odgurdu; uyandırdı, oduğ; uyanık adam, odugluq; uyanıklık, bilinçlilik anlamına gelir.

Clauson sözlüğünde 1 o:t (o:d) ‘fire’ normally lit., accosionally metaph.  for ‘anger’ . … İlk kullanımda ‘ateş, aydınlatılmış. Bazen kızgınlık ve öfke bildiren metafor’ temel açıklaması getirilir. Aynı sözlükte odun-(odon) Refl. f. of. *od-; ‘to wake up’ uyanmakOdun-In the medieval period displaced by. Which first apperead in…(ortaçağ Türkçesinden sonra  kaldırılmış. Hangisi önce çıktı ?) odğan (oduğ) olarak geçer (s.62)’ … açıklaması ile uyanma fiili od- köküne bağlanır.

Bugün kullandığımız odak ve odaklanmak sözleri de aynı kökten türetilmiştir. Odak kelimesinin otağ ile yakınlığı hemen göze çarpar ki ocak tüten oda anlamına gelir. Otağdan evrilen odak sözünü merceğin ateş yaktığı nokta anlamında mihrak karşılığı kullanıyoruz. Otağ Türk yerleşkelerinin odak noktası olup konumuna göre hakan ya da bey, düzenin odağında bulunur. Çok partili parlamenter sistemin Türkiye’de bir türlü oturmamasının nedenleri, dile saklanmış kültürel kodlarla kendini ele veriyor. Ayrıca ocak, odacı, odabaşı vb. kelimeler hep od- köküne bağlıdır.

Tekrar hatırlatarak devam edelim. Yunan felsefesinde Aristotales’in entelekya’sı nasıl enerjiye (kuvve) yaslanıyorsa Türk düşüncesinde de Balasagunlu Yusuf’un Odgurmış’ı da od’a (ateş) dayanmaktadır. Aristotales’in kozmosuyla Y. Has Hacib’ in birlik ve bütünlüğe dayalı ontolojisinde şüphesiz örtüşen ve örtüşmeyen yanlar var. Burada dilin kendi dinamiklerinden hareket ettiği takdirde tutarlı olabileceğine bir örnek vermek amacıyla *entelekyaodgurmış karşılaştırmasına başvurduk.

Uyanma ve uyandırma kelimelerinin od- kökeni, fiilin iki temel anlamla oluşabileceğine işarettir. Birincisi kavramın kendiliğinde bulunan od, uyku durumunda bile asgari düzeyde bir ateşleme düzeneğinin hazır durumda olduğuna işaret eder. Uyanmak bu mekanizmanın çalıştığının kanıtıdır. Bu nedenle gaflet uykusundan uyanmakuyandırmak son derece önemli bir vurgudur.

Arapçada akl-ı maaş diye tabir edilen akıl derecesi, Türkçede us olarak bilinir. Aklın ilk aşamasını değerlendiren us- kök anlamından türeyen birçok kelime var. Gaflet, ihmâl, aymazlık, uyuşukluk ve benzeri olumsuz durumlar için us ses ve anlamından yola çıkılır. Uslu ve uslanmaz sözlerini özellikle çocuklar, gafiller ve ihmalkârlara karşı kullanan “halk irfanının” şuuraltında Türkçenin derin izlerini açıkça gözlemleyebiliyoruz.

Kutadgu Bilig’de us- kökünden türeyen usal gaflet ve ihmâl, usanma gafil davranmak anlamına gelir. Ondan daha öncesinde Orhun Abideleri’nde us23 kelimesi uyku anlamında geçer.  Aynı metinde akıl için ög kelimesinin kullanıldığı malum. Öyle görünüyor ki aradan geçen süre zarfında düşünce; aklı, iki farklı aşamada ele alma gereği duymuştur.  Aklın birinci halini uyku durumundaki düşünce faaliyetinin zafiyetiyle örtüştürerek bilgi ve hikmeti incelikli bir ayrıma tabi tutmuştur. Dildeki bu gelişmenin yönelişi, kendine has bir analitik düşüncenin varlığına ayrıca işaret eder niteliktedir. Nitekim aşağıdaki değerlendirme, sözünü ettiğimiz çözümleyici tefekkürün özgün karakterini açıklığa kavuşmaktadır.

Gaflet ve ihmal halini anlatan usal, usayık ve  benzeri sözcüklerin us (akıl) kökünden türetilmesi “Eski Türklerde aklın iki çeşidine dikkat çekmektedir. Divan-ı Lûgâti’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmud’un ‘hayrı şerden ayırt ediş’ diye tarif ettiği us ve ‘yaşlı-tecrübeli kimselerde bulunan akıl ve anlayış’ kaydettiği ök… Ök kelimesinden ‘çok akıllı, tecrübeli, yaşlı ve işin sonunu düşünen kimse, milletin büyüğü, müşavir’ anlamında ‘öke=öge’ diye bir kelime daha türetilmiştir. Görüldüğü gibi burada ‘us’ ‘hayrı şerden ayırt etme seviyesini’ ‘ök’ ise ‘işin sonunu da araştırması’ sebebiyle ‘us’tan daha üstün bir akıl derecesini anlatmaktadır.”24

Us ve ök sözcüklerinin anlam köklerini açan yukardaki açıklama, Türkçe düşünenler için çok değerlidir. Gerek felsefe metinlerinin çevirilerinde gerekse “çağdaş” felsefe yapan Türk “aydın”larının eserlerinde aklın her tür ve durumu için sadece us kavramını kullanmaları dikkat çekicidir. Bu durum, anadili Türkçe olan düşünürler için kaygı verici olmalıdır.

Öke düzeyindeki akıl bağlamında uyanık olmak söz konusudur. Uyandırma işi ise us ve ökeyi de kuşatan bir mesuliyet sahasıdır. Odgurmış (irfan sahibi bilge kişi) kavramı tam da burada devreye girer. Bilge, somut verilerle ulaşılan bilginin hikmetlerini açabilendir. Arifin kalbindeki gönül ateşi, muhataplarını da uyandırma istidadındadır. Bu yüksek özellik, aynı zamanda bilgeliğin gereğidir.

Bu denememiz bağlamında Yusuf Has Hacib’in yarattığı Odgurmış kavramının aynı zamanda bilge, arif, hakîm tanımlarını da kuşattığını söyleyebiliriz. Bunun için bazı yerlerde bu kelimeleri birbiri yerine kullandık. Anlayan anlatandan arif gerek, sözüne sığınıyoruz.

“Her yerde fakat arifin kalbindedir Allah,
Yoksa sen onu arz u semâvâtta mı sandın”25

Gönül ateşinin kaynağı, bu dizelerde süzülmüş bir anlatımla karşımıza çıkar. Böylelikle Türkçe od- kök anlamı, en derin çağrışımına kavuşur.

Od sözcüğünün içe dönük anlamı ateş iken dışarıya tezahürü olan ikincil manası ışıktır. Odgurmış’tan mülhem; ehl-i irfanın temel özelliklerinden biri, gönül ateşinin ışığı ile aydınlatmaktır. Aydın sözünün içeriğini de od kavramında yüklü bilgi ve anlamın ışığıyla aydınlatabilir miyiz, bilemiyorum. Ama şurası bir gerçek ki anadil odaklı tefekkürden uzak bir düşünce adamından yeni ufuklar açmasını beklemek haksızlık olur.

Yazımızı Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre kitabının yazarı, değerli mütefekkir Dr. Sait Başer’e Türk dili ve kültürüne yaptığı hizmetler için teşekkür ederek noktalıyoruz.

“Acaba hariçten gelen ışığa muhtaç olmadan görmek imkansız mı?
Geceleyin farlarının aydınlığına doğru ilerleyen vasıtalar gibi meselâ.
Nereye dönse kendi ışığına doğru bakmak!
Işığını kendinde üretmek!” 26

 

 

 

 

 

 

*Entelekya antik Yunancaya ait bir kavram olup Aristotales’e göre her varlığın erişmeye yöneldiği olgunluk durumuna verilen addır. Yusuf Has Hacib’in Ogdurmış kavramıyla örtüşen yanlarına istinaden, entelektüel kelimesinden bağımsız olarak karşılaştırmalı örnek amacıyla yazıya konu olmuştur. Entelektüel ise Latince kökenli Fransızca intellectuel sözcüğünün Türkçedeki kullanım şeklidir. Fransızcada kısaca ‘anlayışlı, idrak sahibi’ anlamına gelen intellectuel Latince intelectus ‘anlayış’ kelimesinden türetildiği anlaşılıyor. Latincede ise muhtemeldir ki Yunanca ‘entelekya’dan mülhemdir.

 

1 Kutadgu Bilig Söz Varlığı. s. 3
2 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre. s.62
3 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre. s.68
4 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre. s.68
5 Divan-ü Lûgâti-t Türk. s. 369
6 Kutadgu Bilig. b. 5616
7 T.T. Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü
8 Kutadgu Bilig. b. 350
9 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre. s. 46
10 Türkçenin Öğretim Üstünlükleri ve Zenginlikleri
11 Kutadgu Bilig b. 151, 152, 154, 155 …
12 Kutadgu Bilig b.282
13 Kutadgu Bilig b. 398, 796, 5033
14 Kutadgu Bilig. b. 796, 916, 938, 1812, 3645, 5092
15 Antik Yunan Felsefi Terimleri Sözlüğü s. 104, 105
16 Kutadgu Bilig b. 1487
17 Divan-ü Lûgâti-t Türk
18 Yunus Emre Divanı
19 Yunus Emre Divanı s. 54
20 Yunus Emre Divanı s. 297
21 Kutadgu Bilig b. 4880
22 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre
23 Tonyukuk birinci taş doğu yüzü [2]
Şantung balıkka taluy ögüzke tegürtim. Üç otuz balık sıdı. Usın bunda ıtu yurtda yatu kalur erti. Tabğaç    kağan yağımız erti. On Ok kağanı yağımız erti.
Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptetti. Uykusunu burda terk edip, yurtta yatıp kalırdı. Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi.
24 Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre s. 45
25 Nutk-u Şerif
26 https://www.facebook.com/vrmsbaser/posts/1168055856543069
27 Türk Tıp Dizini – Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık 2004 s. 180

Kaynaklar

  • Sait Başer – Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre – Trabzon Valiliği Kültür Yayınları (2007)
  • Nurcemal Mehmetali – Kutadgu Bilig’in Sözvarlığı Açısından Açıklamalı Sözlüğü (YTÜ SBE Türk Dili ve Ede. Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi)
  • Prof Dr. Firdevs Güneş – Türkçenin Öğretim Üstünlükleri ve Zenginlikleri – Milli Eğitim Dergisi, Sayı 210, Bahar 2016
  • Francis E. Peters – Antik Yunan Felsefi Terimleri Sözlüğü, Çeviren Hakkı Hünler, Paradigma Yayıncılık 2004
  • Gerard Clauson – Etimology Dictionary Pre-thirteenth Century Turkısh – Oxford At the Clarendon Press (1972)
  • Muharrem Ergin – Türkçe Dil Bilgisi – Bayrak Basın-Yayın-Tanıtım (2009)
  • Talat Tekin – Orhun Yazıtları – Simurg Dil ve Edebiyat Dizisi 1 (1998)
  • Muharrem Ergin – Orhun Abideleri – Hisar (003)
  • Yusuf Has Hacib – Kutadgu Bilig – Kültür Bakanlığı Yayınları
  • Şükrü Halûk Akalın (haz.) – Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu Yayınları
  • Kaşgarlı Mahmud – Divan-ı Lügati Türk – (2005) Kabalcı Yayınevi
  • Dr. Tuncer Gülensoy – Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü – Türk Dil Kurumu Yayınları
  • İsmet Zeki Eyuboğlu – Türk Dilinin Etimolojisi Sözlüğü –Say Yayınları (2017)
  • Doç. Dr. Mustafa Tatcı – Yunus Emre Divanı, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü,
  • Nidai Sulhi Atmaca – Türk Tıp Dizini – Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık 2004

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.