Türkçede Süzülmek

Orhun Abideleri Kül Tigin kuzey yüzünde (3-4) Türk tarihi açısından dikkatli gözlerden kaçmayacak, ibret verici ibarelerle karşılaşmaktayız.

 

Eçim kağan ili kamşağ boltukında budun ilig ikegü boltukında İzgil budun birle sürigüşdümüz. Kül Tigin Alp Şalçı akın binip] binip oplayu tegdi. Ol at anda tüş[di]. İzgil [budun] ölti.

Amcam kağanın ili sarsıldığında: millet, hükümdar ikiye ayrıldığında, İzgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı atına binip atılarak hücum etti. O at orda. İzgil milleti öldü.

 

Tokuz Oğuz budun kentü budunum erti. Tengri yir bulğakın üçün yağı boldı. Bir yılka biş yoh sürigüşdümüz.

Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş defa savaştık.

 

Yukarda geçen “Tengri yir bulğakın üçün yağı boldı” ibaresi, Türkçe düşünme ve anlama gayretimiz için özellikle üzerinde durulması gereken önemli kavramlar içermektedir.

 

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri aktarımında cümleyi “Gök, yer bulandığı için düşman oldu.” şeklinde aktarır. Talat Tekin aktarımı ise “Gök (ile) yer (arasındaki) karışıklık nedeniyle (bize) düşman oldular.” şeklindedir.

 

Bilindiği gibi yazıtlardaki “Tengri” bugün kullandığımız Tanrı sözcüğüdür. Her iki eserde de “Tengri” ifadesinin “gök” olarak “çevrilmesi”  metnin akışıyla uyumsuzluk izlenimi uyandırmaktadır. Bir önceki paragrafta “millet, hükümdar ikiye ayrıldığında”n ve birliğin bozulmasıyla “bir yılda beş defa savaşmak”tan söz etmesiyle aşağıda ayrıntılı olarak ele alacağımız “bulğakı sözcüğünün kullanılması, sıradan bir karışıklığın ötesinde hayati bir duruma işaret etmektedir. Metnin öncesi ve sonrasıyla değerlendirmeye tabi tutulduğunda “bulğakı” sözcüğünün bugün kullandığımız Arapça kökenli “fitne” kavramıyla örtüştüğü görülecektir.

 

Anıtlarda birçok kez geçen “Tengri” sözünün bazı yerlerde Hakk sıfatı veya hakikat kavramı mânâsında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Üzerinde durduğumuz cümlede özellikle tercih edilmiş olduğu anlaşılan buğlakıbulanıklık (fitne) kavramı “Tengri yir” ibaresinin “hakikât ile batıl” “doğru ile eğri” veya “gerçek ile yalan” şeklinde de anlaşılabileceğini göstermektedir.

 

Yazıtlarda Tonyukuk birinci taş doğu yüzü(5)nde “[Türk bodunı yeme] bulğanç [ol] temiş” Oğuzı yeme tarkınç ol temiş” ibaresinde geçen bulğanç sözcüğü, bir diğer kargaşa-fitne durumundan bahsetmektedir. Metinlerde geçen Bulğakı ve bulğanç ifadeleri bir kavram olup karışıklıktan öte çok daha kargaşa-fitne durumunu ifade etmektedir.

 

Divan-ı Lûgât’i-t Türk’te bulğanç sözcüğü ile özdeş olduğu anlaşılan bulgaş maddesine “yaklaşmakta olan düşmanın etkisiyle halkı saran itaatsizlik hali” açıklaması getirilir.

 

Tarihi metinler kronolojik, coğrafi, askeri ve siyasi bilgiler içermekle kalmaz;  yazıya dökülmesi sebebiyle kaçınılmaz olarak dönemin sosyokültürel yapısını ve ontolojisini de aktaran edebi eserler olarak da değerlendirilir.

 

Bu denememizde Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig’de sıkça kulllanılan bul– kökenli bir sözcük olarak “bulğak” kavramı üzerinde duracağız. Bul- kökünden türeyen bulğak sözcüğünü bugün bulanık-bulanıklık şekliyle net olmayan ve açık görüşü engelleyen, kendi içinde belirsizlikler barındıran menfi bir kesafet durumu ve olgusu için kullanmaktayız.

 

Türkçede bul- kökünden türeyen birçok kelime var; bulmak, bulanık, bulaşık, bulantı, bulaşmak, bulunmak, buluş ve buluşmak bunlardan bazıları.

 

Bulanık-bulğak-ı sözcüğünün, sıkça kullandığımız Arapça “fitne” kelimesinin tam olarak Türkçe karşılığı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Bulanık sf  1.B Bulanmış olan, duru olmayan. 2. Bulutlu, kapalı (hava). 3. Açık seçik görünmeyen, net olmayan. 4. Donuk anlamsız fersiz. 5. mec. Niteliği tam anlaşılamayan.

 

Kutadu Bilig’de iki tür insandan uzak durulması öğütlenir:

iki törlüg erke katılma yıra katıldıñmu bulğak kopurğay kör e (4271) 

birisi ozunçı yoñağ kılğuçı biri iki yüzlüg kişi umduçı (4272)

 

İki türlü kimse ile münâsebette bulunma, onlardan uzak dur;Eğer onlara katılırsan, bakarsın, karışıklık çıkarırlar.

Biri müfteridir, gammazlık eden adamdır;biri iki yüzlü, menfaatperest kimsedir.

 

Yusuf Has Hacib’in eserinde bul- kökünden türeyen 480 sözcüğü kullandığı görülüyor. Birçok yerde; sıradan zihin karışıklığı, kararsızlık,  -mek istersen, bu- işaret zamiri (bular-bunlar) olarak, dileğine kavuşmak, rütbe almak (at bulup), tutkularının esiri olan, düşkün, -na erişmek, aradığını bulmak, elde etmek, dokunmak ve benzeri anlamlarda geçmektedir. Eserde anlatım gücünü derinleştirmek ve pekiştirmek için çok ayrıntılı şekilde kullanıldığı anlaşılan bul- kökenli sözcüklerin farklı biçimlerde ve zengin bir içerikle işlendiğini görüyoruz. Günümüzde bu sözcükleri çok az değişikliklerle kullanmaya devam ediyoruz.

 

Türkçenin bütün lehçelerinde bul– ve ol– kökenli sözcükler birbirine yakın anlamlarda kullanılırken birçok metinde ise bulmak, olmak; olmak da bulmak anlamında işlenir. Fakat Türkçe için temel kaynakların başında gelen Orhun Yazıtları’nda bugün ol– şeklinde kullandığımız sözcük bol– olarak geçmekte ve bul kelimesinin türevleri ise ayrıca yedi defa geçmektedir. Birbirine yakın anlamlar içermekle birlikte aynı köke bağlı olduklarına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır.

 

Bul– ile bol– kökleri arasında her ne kadar anlam örtüşmesi olsa da bu kök sözcüklerin her biri başlı başına hacimli bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle bu denememizi sınırlayarak bul– üzerinden yürüyüp Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig’de bir kavram olarak işlendiğini gördüğümüz fitne, karışıklık, bulanıklık anlamında kullanılan bulğak, bulğanç sözcüklerinin kavramsal yapısı üzerinden düşünmeyi deniyoruz. Böylelikle zamanla anlam daralmasına uğrayan bulanık sözcüğünün zihinlerdeki çağrışımını biraz olsun genişletmeye çalışıyoruz. Çünkü ilgili metinlerde bulğakı-bulanık sözcüğü hem siyasi hem de sosyal psikolojik çağrışımlarla kullanılırken diğer yandan kişinin ruhsal durumunun olumsuzluğuna işaret eden çok geniş bir anlatım yelpazesinde işlenmiştir.

 

Divan-ü Lûgât’i-t Türk’te bulgandı maddesinde verilen kullanım örneğine dikkat çekerek devam edelim:

êl bulgandı; ülkede keşmekeş hakim oldu.

Hemen altındaki bulgâq maddesi ise ‘yaklaşmakta olan bir düşmanın etkisiyle halkı saran korku endişe’ şeklinde bir açıklamaya tabi tutulur. Yine yaklaşan düşman etkisiyle halkın itaatsizleşme hali bulgaş sözcüğüyle açıklandığını söylemiştik. Anlaşılıyor ki Türkçe “bulanık-lık” sözcüğünü en azından bu deneme için bir kavram olarak ele almak haksız sayılmayız.

 

Orhun Abideleri’nde dokuz Oğuz’un birliğinin dağılmasını, havanın bulanıklığına yani fitneye bağlandığını görüyoruz. (Aynı köke bağlı olduğu bilinen bulıtbulut kelimesinin de zaten gün ışığını örten sisli tabaka anlamına geldiğine dikkat çekmek isterim.) Tengri yir bulğakın üçün yağı boldı ibaresine anlam tutarlılığını göz önüne alarak baktığımızda hakikat (olan bitenin gerçek yüzü) ile halk arasında bir fitneden bahsedilmekte olduğu görülecektir. Dirlik ve düzenin bozulması da sözü edilen bulanık havaya bağlanmaktadır.

 

Yukarda Kutadgu Bilig’den verdiğimiz örnekte bulanıklığın (fitne) iki temel sebebine vurgu yapıldığını görüyoruz. Birincisi iftira ve gammazlık, diğeri ise ikiyüzlü çıkarcılık.

 

Bulanık sözcüğünün bul– anlam köküne dayanması, fitne ateşinin durduk yere harlanmadığını; müfteri ve menfaatperestlerin suyu bulandırmak, kargaşa çıkarmak için türlü bahaneler arayıp bul-abileceklerine işaret eder. Olumsuz bir bulma gayretinden söz edilmesi, bulğak-bulanık sözcüğünde bul- köküyle kodlanmış olarak karşımıza çıkıyor. Yani kargaşaya sebep olanlar, amaçları doğrultusunda arama ve bulma çabası göstermektedirler. Metindeki bulğak kavramının bir yüzünün de bugünkü anlatımla düşmanca bir istihbarat faaliyetini işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bulanıklık (fitne) çıkarmakta bir tasarı, bir menfi akıl yürütme bulunduğuna işaret edildiği kelimenin kökünden anlaşılmaktadır. A. Tietze, Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lûgâti’nde bul- kök anlamı için Clauson’u kaynak gösterdiği maddeye “bul– b.m. (aranan şey ile karşılaşmak)” şeklinde çok sarih bir açıklama getirir Nitekim bugün bulmak, bulgu, buluş sözcüklerini bilgi edinme, araştırma, inceleme ve keşif gibi faaliyetler içinde kullanmaktayız.

 

Görüldüğü gibi günlük hayatta hiç farkında olmadan kullandığımız “sıradan” sözcükler bile dil aracılığıyla binlerce yıllık deneyim ve bilgi ile bize ulaşmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında Türkçenin bize ulaşan emsalsiz bir hazine olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılıyor.

 

Kutadgu Bilig’de Odgurmuş’un (irfan) hükümdara verdiği öğüt, bulanık havadan korunma ve arınma konusunda çok önemli ipuçları vermekte ve fitneden arındıran başka bir kavrama dikkat çekmektedir.

 

kamuğ bulğanuknı süzeyin tése; özüñ süzgü bodnuñ süzülgey basa (5201)

Bu begler baş ol kança barsa başı, udula barır barça udmış kişi (5202)

Bütün bulanıklıkları durultmak istersen, kendi ruhunu tasfiye et; halk, ister-istemez, durulur.

Bu beyler baştır; baş nereye giderse, onu takip eden bütün insanlar da ona uyarlar.

 

Günümüz Türkçesinde halâ aynı anlamla kullandığımız “süzmek” kelimesi; arıtmak, arındırmak, inceden inceye seçmek, ayıklamak, durulamak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Yukardaki beyitlerde geçen ‘süzeyin’, ‘süzgü’, ve ‘süzülgey’ sözcükleri aktarıma gerek kalmayacak kadar güncelliğini korumaktadır.

Kutadgu Bilig’de bir başka beyitte; Ukuş birle eslür kişi artakı, bilig birle süzlür bodun bulğakı (221) İnsanların kötüsü anlayış yolu ile asılır; halk arasında çıkan fitne bilgi ile bastırılır.

 

Bu beyitlerden anlaşılacağı üzere bulut, ışığa mani olmakla yani hakikatin apaçık görülebilmesini engellemekle beraber onun bir üfürüklük saltanatı vardır. Bulutlu havayı silip süpürecek olan yel ise akılla anlayıp bilgiyle değerlendiren irfan süzgecidir. Fitne ile baş etmek için anlayış (akıl) ve bilgi gerekmektedir. Fakat akla ulaşan bilginin daha saf ve berrak bir bakış açısıyla yorumlanmasına ihtiyaç duyulduğunda Türkçe, kadim Türk ontolojisinin engin tecrübesiyle bilgelik kavramını devreye sokar.

 

Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre’de Bilgelik Üzerine başlığı altında; “Bilge; akıllı, durmuş-oturmuş ve gönlü süzülmüş bir insandır.” tarifi yapılır. Dr. Sait Başer bu tarifini, Kutadgu Bilig’in 3752. beyitine dayandırmaktadır:

idi yakşı aymış süzülmiş köñül; eşitgil ay bilge ukuşluğ amul

Bilge, akıllı, durmuş-oturmuş ve gönlü süzülmüş insan çok güzel söylemiş, dinle.

 

Bilgenin, gönlü süzülmüş kişi olarak tanımlanması,  katıksız ve duru bir bakış açısına sahip olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla bilgeden, olan bitenin ötesiyle ilgili yakîn bir görüş ve değerlendirme beklenir. Bilge rafine olmuş kişiliği ile karşılaştığı olayları uzak-yakın muhtemel yan unsurlarıyla değerlendirebilecek, odaklandığı konuyu kristalize edip “yakut” gibi berrak bir bakış açısı yakalayabilecektir. Divan-ü Lûgât’i-t Türk’te Süzük suw maddesine “Temiz berrak su. Temiz ve berrak olan herhangi bir şeye, örneğin bir yakuta da süzük denir.” şeklinde getirilen açıklama ışığında bilgeye; “gönlü yakut gibi kristalleşmiş kişi” diyebiliriz

 

Süzük; temiz, berrak, arındırılmış anlamıyla suyun akışı için kullandığımız gibi bugün ayrıca kuşların havada kanat çırpmadan en az enerjiyle yüksekten uçmalarını süzülmek olarak tarif ediyoruz. Dolayısıyla süzülen kuş; çok geniş, kuşatıcı ve net bir bakışa sahip olacaktır. Çok uzaklardan gelen tehlike veya nimetleri görebilme ayrıcalığına kavuşurken tecrübesiyle bulutların içindeki afetleri önceden görecek, yeri geldiğinde bulutların üstündeki güneş ışıklarından istifade ederek olan biten hakkında en sağlıklı görüş imkânını elde edecektir. Türkçe bütün bunları ayrıca gönül enginliği tabiriyle özlü bir şekilde izah edebilmektedir. “Aymış süzülmüş gönül” ibaresi, bulanıklık ve bunalıma yer olmayan bilgeliği açıkça tanımlamaktadır.

 

Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig metinlerine gerek köken gerek anlam bütünlüğü çerçevesinde baktığımızda konumuz bağlamındaki Türkçe bulanık (fitne-kargaşa-karışıklık) ifadesinin panzehiri olarak süzülmüş “kavramını” açıkça görebilmekteyiz.

 

Bütün bu değerlendirmeler ışığında Kutadgu Bilig’de seksen ayrı yerde üst düzey bir kavram olarak ele alınan bilgeliğin, günümüz şartlarında kadim ontolojiye bağlı kurumsal bir yapı olarak güncellenebilir olduğunu düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Özellikle millilik ve yerlilik vurgusunun sıkça yapıldığı günümüzde en hayati meselemiz olduğu bilinen eğitim-öğretim sisteminin, yerli ve milli bir kavram olan bilgelik odaklı kurumsal bir güncellemeye tabi tutabiliriz.

 

Yazımız Kutadgu Bilig’den bir beyitle bitirelim:

 

negü tér eşitgil ay bilge bügü

biliglig sözi bolsa aş teg yégü

Bilge hakîm insan ne der, dinle;

bilgili insanın sözü yemek gibi yenilmelidir.

 

 

 

Talat Tekin – Orhun Yazıtları – Simurg Dil ve Edebiyat Dizisi 1 (1998)

Muharrem Ergin – Orhun Abideleri – Hisar (003)

Yusuf Has Hacib – Kutadgu Bilig – Kültür Bakanlığı Yayınları

Dr. Sait Başer – Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre – Trabzon Valiliği Kültür Yayınları (2007)

Andrea Tietze – Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lûgâti – Simurg İstanbul-Wien (2002)

Şükrü Halûk Akalın (haz.) – Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu Yayınları

Kaşgarlı Mahmud – Divan-ı Lügati Türk – (2005) Kabalcı Yayınevi

Prof. Dr. Tuncer Gülensoy – Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü – Türk Dil Kurumu Yayınları

İsmet Zeki Eyuboğlu – Türk Dilinin Etimolojisi Sözlüğü – (2017) Say Yayınları

Habibe YAZICI ERSOY–  Başkurt Türkçesinde Kalıp Sözler – TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ • 1

Nehe-ül Ferâdis’ten  derlenen  Türkçe  sözler – Kıvâmettin – Türkiyat Enstitüsü Asistanı

Kıpçak Türkçesi Sözlüğü – Türk Dil Kurumu Yayınları (2007)

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.