Bir Yerden Başlamak

Başlamak bitirmenin yarısıdır, derler. Ne doğru bir söz! Çünkü başlamak, neye başladığına bağlı olmakla birlikte, harekete geçme eylemini barındırdığı için zordur. Evi temizlemeye başlamak, ödev yapmaya başlamak, örgü örmeye başlamak, yemek yapmaya başlamak, tarladan ekinleri toplamaya başlamak… Fark ettiniz mi; bahsettiğim tüm “başlamak”lar  emek isteyen, akıl ve bedenin beraber çalıştığı hatta ruhun da  onlara eşlik ettiği ve karşılığında bir ürün (temiz bir ev, yenmeyi bekleyen bir yemek, öğrenme, dinlenmiş bir ruh,,huzur) elde ettiğimiz eylemler?

Peki, başlamak fiilene bir de şu yönden bakalım:

Televizyon izlemeye başlamak (magazin, dizi, kadın programları, reklamlar) internetten oyun oynamaya başlamak, sigara içmeye başlamak, tartışmaya başlamak, dedikodu yapmaya başlamak… Bunlar da bir şeylerin, eylemlerin başı ancak tüketen, verimsizleştiren, insana bir şeyler katmayan bilakis ruh. beden ve akıl sağlığını öldüren “başlamak”lar.

Bahsettiğim gibi başlamalar maalesef her zaman güzel neticeler vermiyor bizlere. Her “başlama” bazen güzelliklere götürmüyor başlayanı. Tüketim çağı çılgınlığı içerisinde nereden alışverişe başlasam, neyi nereden en uyguna alsam (ihtiyacı olmadığı halde) stok yapsam… düşünceleriyle zihin dünyası mesaide. Bu mesai,  sırta taşıyamayacağından fazla yük yüklemekten başka bir şey değil. Ağlayan ruha verilen bir emzik. Yalandan avutur, uyutur  kendini insan…

Başlamalar bazen kötü olur ama kötü bir “başlamak”ın telafisi de iyi bir “başlamak”tan geçer. İnsanoğlunun tercih hakkı çoktur, iradenin varlığının delilidir bu. Eğer iradesinin farkına varıp, edilgen bir haldeyken etken /etkin olmaya başlamak isterse tabii…

Alışveriş merkezinde vaktini; ihtiyacı olmadığı şeylere bakarak, onları alarak stok yapmaya başlamak yerine bir yetimi sahiplenip onun ihtiyacını almaya çalışarak başlayabilir mesela. Onların yanına gidip başlarını okşayarak, yetimlerin dualarını, tebessümlerini stoklar ruhunda. O yetimler belki de bu ufak dokunuşla hayata yeniden başlar.

Sonra evinde anne ve babası bedenen yanında olup ruhen onlardan bihaber nice yetimler var. Evet, kendi evlatlarımızdan bahsediyorum. Televizyon ile akıllı (akıl alan) telefonlar ile saatlerce kurulan gereksiz bağ yerine evlatlarla dostane, samimi onların ruhi doyumlarına fırsat tanıyan güzelliklerle başlanabilir mesela. Evlatların maddi ihtiyaçlarını söylemiyorum bakın. Zaten anne babalar kendi deyimleri ile “Biz ne için çalışıyoruz ki yavrum?” diyerek aslında onların sanki tek ihtiyaçları olan şeyler için uğraştıklarını sürekli dile getiriyorlar ama bunların hiçbiri bir babanın/annenin evladını karşısına alıp onun dünyasına girmeye, onun yaşadığı heyecanlara ortak olup dinlemeye denk değil.

Komşunun sana hiç selam vermediğini söyleyerek komşun hakkında kötü bir insan düşüncelerini üretmeye başlamak yerine ona ilk selamı ve tebessümü sen vererek ya da bir tabaklık ikramla kapısını çalıp tanışmaya giderek komşunu güzel görmeye başlayabilirsin mesela.

Hayat sana çok monoton ve sıradan gelmeye başlamışsa yeni hayatları, kültürleri, insanları tanımak adına farklı bir dil öğrenmeye başlayabilirsin mesela.

Boş boş durup sıkıntıdan ne yapacağını bilmeden depresyona davetiye yollamaya başlamadan ellerinin maharetiyle ihtiyacı olan bir kardeşine soğuk geçen günlerde onu sıcak tutsun diye patik ya da hırka örmeye başlayabilirsin mesela. Ya da elim pek maharetli değil, diyorsan bir yardım kermesi için kek çırpıp, fırına atıp Allah rızası niyetine orada satıp gönüllü çalışabilirsin.

Saymakla bitmez bu “başlamak”lar. Kişi isterse bunalımdayım, deyip sigaraya başlar isterse bunalan ruhuna bir nefes soluk vermek için yaşadıklarım anlamsız, gereksiz ve de hikmetsiz olamaz çünkü beni yaratan ve gözeten biri var diyerek  tefekkür edip  şükretmeye başlar. Tüm “başlamak”ların ardında bir niyet gizlidir. Her niyet (düşünce, ilgi, muhabbet) yeni bir başlamaya gebedir. O halde niyetleriniz hayır, başlamalarınız hayırlar için olsun efendim.

“Bir yerden başlamak” arzusuyla…

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.