Türkçenin Yürüyüşü

Dil; yaşayan, kültürel bir varlıktır ve her varlık gibi değişmekte ve gelişmektedir.

Türkiye Türkçesinde şimdiki zaman eki olarak kullanılan -yor eki, güncel Türk kültürünün zaman kavramına bakışının merkezinde bulunuyor. -yor ekinin kökeni ve kullanılmaya başlandığı zaman dilimi hakkında Türkçe etimolojisi çalışmalarında değişik bilimsel görüşlerle karşılaşmak mümkün. En kuvvetli görüş, eldeki metinlere dayanarak -yor ekinin daha çok Osmanlı Türkçesinde geliştiğini gösteriyor.

 

-yor ekine Orhun Abideleri’nde de rastlanmaktadır. Doç. Dr. Kerim Demirci’nin ilgili makalesinden bir bölüme dikkat çekmek istiyorum:

Bu örnekte yürü- fiili bir süreç olan dilbilgiselleşmeyi farklı evrelerde yaşayıp yansıtmaktadır. Orhun Abideleri’nde de ekleşmenin olduğu göze çarpar. Dolayısıyla yürü- fiilindeki dilbilgiselleşmenin Türk dillerindeki yazıya geçme sürecinden çok önce başladığı söylenebilir.”

 

“Anta qalmişī yir sayu qop torı ölü yoriyur ärtig”

 

Orda, geri kalanlarla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. (Kül Tigin Güney 9)

 

“Taşra yorıyur tiyin kü äşidip balıqdaqı tağıqmış, tağdaqı inmiş, tirilip yetmiş är bolmiş”

 

Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdekiler dağa çıkmış, dağdakiler inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. (Kül Tigin Doğu 12)

 

Kuznetsov, Türkiye Türkçesinin Morfoetimolojisine Dair adlı çalışmasında Türkçe sözcüklere getirilen eklerin fonetik mantığını çözmeye çalışmasının yanı sıra Bazı Metodik Mülâhazalar bölümünde; “…Türk lehçelerinde kullanılan eklerin kökenleri de tek tük lehçede yer alan, hiç işlekliği olmayan kelimeler olamaz; böyle ekler herkesçe bilinen, çok kullanışlı sözcüklerden oluşur.” diyor.

 

Bizim -yor ekinin kökeni olarak yürümek fiilini görüyor olmamızın temelinde Türk İnanma ve Anlama Modelinin ufku yatmakla beraber Petro İ. Kuznetsov’un Türkçe eklerin nasıl ortaya çıktığı hakkındaki değerlendirmesi, dilimiz konusundaki denemelerimizin tavrını destekler nitelikte görünüyor.

 

Etimoloji çalışmalarını dikkate almakla birlikte “bir irfan kültürünün dili olarak Türkçe”yi, denemelerimizin takati yettiği kadar hikmetinden sual ederek değerlendirme gayretinden geri durmayacağız.

 

Zamanda Yürümek

 

Türk dilinde zaman anlayışı iki temel kavramla değerlendirilir: Birincisi, başta insanlar olmak üzere bütün canlıların hayatta ve üretken olduklarının kanıtı olarak yürüme eylemi; diğeri ise doğanın dinamik yapısından kaynaklanan esmek.

 

Türkçe, insanın halen yaşadığını ve hareket halinde olduğunu yürüyüşe yüklediği anlamla derinleştirir. Öyle anlaşılıyor ki Türkçe; yaşanan anın farkındalığını güçlendirmek amacıyla “yürümek” fiilinin kök anlamını, her türden hayati eylem sözcüğünde ayrıca ek olarak da kullanır. “Yürümek”teki yür-, yör-, yor özdeş kökünün şimdiki zaman eki olarak kullanılması, Türk anlamasını çözmemize yardımcı olacak olağanüstü bir anahtar işlevi üstlenmişe benziyor.

 

Yürümek, yürütmek, yürek, yörük, yormak, yorulmak, yorum, yordam, yorgun ve diğerleri; fiillerimizi zaman içinde anlamlandırma çabamızın her aşamasında karşımıza çıkar. Ayrıca hayatımızın soyut ve somut üretim alanlarında yürümek fiilinin türevlerini kullanmadan eylemi düşünce derinliğinde tahlil etmemiz, neredeyse imkânsız gibi görünmektedir.

 

Kutadgu Bilig’de Yürümek

 

Kutadgu Bilig’de yor- kökünden türeyen sözcükler; yorımış, yorımaz, yorığlı, yorır, yorıttı, yorı, yorık, yorıp, yorır, yorıdı, yorıkı, yorıtğu, yorısa, yorıyu, yorıdım, yorırda, yorırlar, yorığıl, yorıkın, yorumasu, yorıttım, yorıtur, yoruğa, yorırka ve daha birçok şekilde 374 ayrı yerde kullanılırken “yürek” 42, “yörüg” 26 kez kullanılmıştır.

 

Kutadgu Bilig, ana metinde bizim bugün –yor olarak kullandığımız eki -yür şekliyle “teyür” “yeyür” “menzeyür” “sözleyür” olarak kullanmıştır.

eşit emdi bilge sözi ne téyür / sözin yañzatur sözke yinçge ayur (613)

kara baş yağısı kızıl til-turur  / neçe baş yédi bu takı ma yéyür (966)

muñar meñzeyür körse öglüg sözi / bu öglüg sözi ol kör ögsüz közi (1246)

kişi ildin ilke söz ıdğu bolur / bitig bolmasa söz neçe sözleyür (2701)

 

-yor ve -yür eki, özellikle Kıpçak Türkçesinde ve bazı lehçelerde ilk harfin düşmesiyle -or ve -ür olarak varlığını sürdürür. En azından bu deneme için yaptığımız etimoloji okumaları, bizde bu yönde güçlü bir kanaât oluşturdu. Buna rağmen değerlendirmeye bilhassa Türkiye Türkçesi bağlamında devam edeceğimizi belirtmeliyiz.

 

Ahmet Demirtaş Kutadgu Bilig’de “yorı-” Fiili Üzerine adlı makalesinde; “Kutadgu Bilig İndeksi’nde bulunan ‘yorı-‘ fiili, ‘yürümek, varmak’ karşılığı ile gösterilmiştir. Ancak “yorı-” fiili metinde sadece ‘yürümek, varmak’ anlamında kullanılmamıştır. Metinde ‘yorı-‘ fiilinin; ‘yürümek’ anlamı yanında ‘yaşamak’ ‘hareket etmek’ ‘gezip dolaşmak’ ‘gitmek’ ‘uğraşmak’ ‘devam etmek’ ‘vakit geçirmek’ ‘anılmak’ ‘düşünmek’ ‘geçinmek’ ‘değer verilmek’ ‘yazmak’ gibi anlamlarda kullanıldığı da görülmüştür. Ayrıca Türkiye Türkçesinde de örnekleri görülen, emir kipinin 2. teklik şahsıyla çekimlenmiş biçimde, bir isteklendirme ve çabukluk belirtme amacıyla ‘haydi’ kelimesinin kullanımına benzer şekilde bir edat gibi kullanımı da söz konusudur.” şeklinde yaptığı değerlendirme, denememizin yürüyüşü ile paralellik arz etmektedir.

 

“Negü tir eşitgil kişi edgüsi / yorıp tın tokıglı âhır ölgüsi (233)

İnsanların iyisi ne der, dinle; yaşayıp nefes alan, sonunda ölecektir.

 

Yorımaz ne yatmaz udımaz odug / ne mengzeg ne yangzag kötürmez bodug (17)

Yürümez ve yatmaz, uyumaz, uyanık; ne benzeri ne örneği var, tasavvur edilemez.

 

Usal bolsa er kör yorırda ölür / usal bolmasa er tilekin bulur (2393)

İnsan gafil olursa yürürken ölür; gafil olmasa insan, dileğini bulur.

 

Kelir men barır men yorır men burun / ajunug kezer men manga yok orun (747)

Gelirim, giderim, ileriye doğru hareket ederim; dünyayı gezerim, bana mekân yoktur.”

 

 

Dr. Sait Başer Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre adlı eserinde yor- kökenli kelimelerdeki zengin çağrışımları görerek günümüz Türkçesiyle yorumlamıştır:

 

“Köngül birdi köz hem ukuş ög bilig / Aça birdi sözüm yorıttı bilig 169

Gönül, göz, anlayış, akıl ve bilgi verdi; dilimi açtı ve bana ifade kudreti ihsan etti.

 

Kutıldı bodun kitti emgekleri / Kuzı birle katlıp yorıdı böri

Kavmin sıkıntıları bitti, halk kurtuldu; kuzu ile kurt bir arada yaşamaya başladı.

 

Bularda eng altın bu yalçık yorır /Yaşık birle utru bakışsa tolır 415

Bunlardan en altta bu ay dolaşır; güneş ile, karşı karşıya gelirse dolunay haline girer.

 

Kamug nengke öngdi törü bar sözi / Törü tüz yorıtsa yarur er yüzi

Her işin, her şeyin kanun ve Töre’de bir açıklaması vardır; kişi, Töre’yi eşit yürütürse kendisi de mes’ud olur, yüzü güler.

 

Uzun il yiyeyin tise ay bögü / Törü tüz yorutgu bodunung kügü

Ey âlim, devletin başında uzun müddet hüküm sürmek istersen Töre’yi doğru (tüz=eşit) yürütmeli ve kavmi (bodunu) korumalısın.

 

Köngül tüzse begler yorıtsa törü / Bu beglik buzulmaz turur kiç örü 616

Beyler gönüllerini temiz tutar ve Töre’yi tatbik ederlerse beylik bozulmaz ve uzun zaman pâyidâr kalır

 

Dr. Sait Başer yürümeyi (yorı’mayı) Kutadgu Bilig yorumlarında zamanda bırakılan derin izlerin tanımı olarak değerlendirmiştir

 

Kutadgu Bilig’den verilen örnekler yor- kökünün anlamına olan yaklaşımımızı daha çok güçlendirmektedir. Yusuf Has Hacib’in “yorı”mayı eserinin anlatımını güçlenedirecek bir öğe olarak değerlendiridiğini ve yazma, düşünme, anma gibi birçok kavramı yürümenin varyasyonları olarak anlamlandırdığını görüyoruz.

 

Yürümek kökünden mülhem –yor ekini kullanmadan yaşadığımız anın canlılığını Türkçe olarak anlatabilmek oldukça zordur. Koşuyor, yürüyor, ağlıyor, gülüyor, bekliyor olduğumuzu söylemekle kendi çağımızın farkında olduğumuzu işaret etmiş oluyoruz.

 

Düşünceyi yürütmeye devam edersek Türkçenin yürümeyi zamanın eylemi olarak değerlendirdiğini görürüz. Son aşamada yürümek, zaman kavramını da içine alan bir üst anlatım biçimine kavuşur. Öyle ki zaman ve tarih kavramları yerine yürümek sözcüğünü kullandığımızda kastedilen manâ belki de daha güçlenmiş ve derinleşmiş olacaktır.

 

(Başta Karahanlı Türkçesi olmak üzere Türkçenin diğer lehçelerinde yürümek, yürütmek, yormak gibi yor- kökenli sözcüklerin içerdiği anlamlara yakın manada kullanılan Türkçe kelimelerden bir diğer de ar- kökenli sözcük öbeğidir. Armak, arukmak, arkurmak ve bugün Türkiye Türkçesinde farklı biçimlerle kullanılan bu kelimeler, daha çok akış-yürüyüş ilişkisi üzerinden anlam bulmaktadır. Türkçede arınmak da bir eylem biçimi olarak görülmektedir.)

 

Yunus’un Zamanı

 

“Yavı kılındum ne çâre yürürem dün gün âvâre

Soranlara cevâb budur isteyüben soru-gelem”

 

Yunus’un, hayatı bir sevda yürüyüşü olarak görmesi Türk inanma ve anlama modelinin birinci dereceden denklemi olarak karşımıza çıkar. Diğer taraftan Yunus, bu hayranlık verici yürüyüşündeki duygu durumunu, esriklik olarak ifade eder. Böylelikle zaman içinde yüzmeyi aşkla yürümek olarak anlamlandırır.

 

Bu dizelerde zaman iki temel kavramla kuşatılır. Aşk sarhoşluğunu zaman yolcuğu gibi düşünen Yunus, ancak yürüyerek menzile yönelebileceğimizi anlatmaya çalışır. Böylelikle yürüyüş, zamanın farkındalığını ifade eden kavramsal bir üst şuurun eylemi olur.

 

Yunus Emre için yürürken esen, zamandır. Burada esrikliği sıradan bir sermestlik olmanın ötesinde yaşadığı anın niteliğini özümsemenin ve bütün benliğiyle farkında olmanın sırlı bir hali olarak anlıyoruz.

 

Yunus’un esrikliği, yürüyüşündeki ritimle eşgüdümlü olarak göze çarpıyor. Avareliğini ise esasen bulduğu cevabın sarhoşluğuna bağlamaktadır. Yunus, kendi özgün itikadını her adımda yeniden estetize eder. Bu, nihayetsiz bir itikadi peyzaj sürecidir. Yunus Emre, seyrini bir yandan Türkçe ile anlatırken diğer yandan dili halis bir ontolojiyle rafine etmektedir.

 

Türk dilini geliştiren dünya görüşü; zamana bakışını es- kökünden ayrıntılandıran esmek, eski, esenlik, esin, eser, esnek, esrik gibi sözcükler türetmiştir. Yürüyüş anın değerlendirilmesi iken “es”mekten yaratılan manâ ailesi geniş zamanı anlamlandırmaktadır. İç içe geçen anlatım örgüsü, eser bırakmak deyimiyle gelecek zamana yürürken esinlenerek zamandaki algı boyutlarının genişliğine işaret eder.

 

Türkçe Duruyor mu?

 

Türkçe sihirli bir dil, yürümek eyleminin kökünü şimdiki zamanı tanımlamak için kullanmak, hikemi bir anlayışın eseridir.  Diğer diller için bu konuda bir yorum yapma ehliyetimiz olmamakla beraber Türkçede sözünü ettiğimiz bakış açısı üzerinde düşündükçe hayranlık veren bir yürüyüşle karşılaşıyoruz. Durmak fiilini şimdiki zaman ekiyle kullandığımızda yani duruyor ya da duruyorum dediğimizde sabiteyi kabullenmeyen bir anlam kökünü görmemek mümkün değil.  Burada göreceli bir zaman algısıyla karşı karşıya kalırız.

 

Üzerine basarak söylemek gerekiyor ki “duruyor” olmak Türkçenin zaman algısının izafiliğine yaptığı olağanüstü bir atıf ve tespittir. Zaman karşısındaki acziyetimizi ifade edebilmek için, duruyorum, demek ne kadar hikmetli bir dünya görüşünün eseridir! Öyle ya, hiçbir şey sabit değildir. Ne zaman sabittir ne mekân ne de anlam. Her biri sonsuz bir devinimle akmakta ve sevgiliye doğru yürümektedir.

 

Durma eylemimizi, yaşadığımız anı ifade etmek amacıyla kullanabilmek için yürüme fiilinin kökünü hem de bütün anlamıyla ekliyoruz. Hayatın akışı içinde “durma”nın sanal bir duygu olduğunu, aslında her şeyin hareket halinde olduğunu ve bizim de bu diriliğin bir parçası olarak canlılığımızın devam ettiğini duruyor olmakla ifade edebiliyoruz. Sözünü ettiğimiz anlayış, dil vasıtasıyla bilinçaltında taşınan ontolojiyi dünya görüşümüzün her alanına sırlı bir şekilde nakşetmektedir.

 

Türk dili, bütün eylemleri yürümek kökünden aldığı dinamik etkiyle bulunduğumuz anın farkındalığına taşımaktadır. Bekliyorum, susuyorum, konuşuyorum, anlıyorum ve diğer soyut-somut anlatımlarımız, bizi hayatımızın akışına en canlı haliyle itiverir.

 

Türkçe, esmek sözcüğüne yüklenen anlam ise zamanın içimizden bir yel gibi estiğini ve es vermenin de durmak gibi aldatıcı bir duygu olduğunu söyler.

 

Düşünce Türkçede yürüyen bir edim olarak değerlendirilir ve fikir, yürütülerek gelişir. Her anlayan, kendi yorumu ile fikrin diri tutulmasını sağlar.

 

Hareket, en çok düşünce içindir. Güncelleme zorunluluğunu, düşüncenin yürütülmesini ifade etmek amacıyla kullanıyoruz. Yeni yorumlarla-yürüyüşlerle ilerletilemeyen her fikir, esen zamanın oluşturduğu karadeliğin içinde yok olmaya yüz tutacaktır.

 

Türkçemiz, yürümeyi anlama sathımızın her noktasına bir astar gibi sıvar. Kadim ontoloji, böylesi diri bir sathın üzerinde parlayarak şuur üstüne çıkabilme imkânı bulabilecektir.

 

Bugün el yordamıyla özümsemeye çalıştığımız itikadi hakikatimiz; Türkçe anlamamızın her geçen gün gelişmesi ile sadece kültürel varlığımızı değil, bu kültüre bağlı olan fiziki mevcudiyetimizi de daha sağlam bir düzleme oturtacaktır.

 

Âşık Veysel’in dizeleri, Türkçe düşünüp Türkçe söylemenin hikmet kapısını nasıl açtığının en güzel örneklerindendir:

 

“Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece”

 

 

Dilimizde “zaman” yürümektir.

Türkçe “anlama”nın, bir kutlu yürüyüşün yolu olduğu anlaşılıyor.

 

 

Kaynaklar

  • Sait Başer – Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre –İrfan Yayınevi 2011
  • Sait Başer – Türk İnanma ve Anlama Modeline Dair – İrfan Yayınevi 2011
  • Şahap Bulak – Tarihî Türk Yazı Dillerinde Şimdiki Zaman – Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2017 Say 9
  • Mehmet Uzun – Ç.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı – Tahsin Yücel’in Kumru ile Kumru ve Dönüşüm Eserlerinde YOR Eki –Yüksek Lisans Tezi
  • Türk Dil Kurumu – Büyük Türkçe Sözlük
  • İsmet Zeki Eyüboğlu – Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü
  • Sait Başer – Geleneksel Değerlerimiz ve Modern Farkındalıklar – Balaban Tekkesi Söyleşileri 2017-2018 Ses Kayıtları
  • Sait Başer – Toplumsal Aklı Anlamak – Ataç Yayınları 2006 –
  • Ahmet DemirtaşKutadgu Bilig’de “yorı-” Fiili Üzerine – Uluslararası Türkçe Çalışmaları Türk Dilleri, Edebiyatı ve Tarihi Cilt 7/4, Güz 2012, s. 1477-1501, Ankara-Türkiye
  • Mustafa Tatcı – Yunus Emre Divanı –T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü
  • Doç. Dr. Kerim Demirci – Dilbilgiselleşme Üzerine Bir İnceleme – Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi bilig Bahar / 2008 sayı 45: 131-146
  • http://www.tdk.gov.tr/images/css/TDA/1995/1995_8_Kuznetsov.pdf

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.