Türkçenin Akışı

17909509_10212220205604366_224787284_nAğmak, Türkçe sözlüklerde; yükselmek, yukarı doğru tırmanmak olarak tarif edilir.

Ağaç da aynı kökten türeyip göğe doğru ağanakan bitkilerin genel adıdır.

Ağ- kökü Türk dilinin en geniş kelime öbeklerinden birini oluşturur; ağlamak, ağırlamak, ağırlık, ağıl, ağarmak, akmak, akın, akım, akışkan, aklanmak ve bir rengin adı olarak ak. Sonradan anlam kaymasına uğramış gibi görünse de aksamak, yürüyüşün kesintiye uğraması manasında köke bağlıdır.

Bu ailede köke en uzak duruyormuş hissi veren unsur olarak “ağırlık” göze çarpıyor. Ağırlık, aslı itibarıyla nitelik olarak yüksekliğin bir ifadesi iken aynı zamanda kütlenin yerçekimi karşısındaki maddi yoğunluğunu gösteren bir ölçü birimi olarak da kullanılmaktadır. Bu haliyle bile nesnedeki yoğunlaşmanın yüksekliğine dikkat çekerek aslına sadakatini sürdürür.

Teknik ayrıntılarda boğulmak yerine Türkçe anlam örgüsünün ilmeklerine mercek tuttuğumuz takdirde olağanüstü derinlikte çağrışımlarla karşılaşıyoruz. Ağacın köklerine ve gökyüzüne ağmasıyla, suyun yerçekimiyle cilveleşen akışının aynı asıla bağlanarak anlatılması hayranlık verici. Ağmanın yani madde ve manâda yükselmenin fiziki yön tayinlerinden azade olması, tefekkür hürriyetine bir çağrı gibi. Ağacın gökyüzüne, suyun denize arzusu ile gözyaşındaki samimiyetin aynı kilimin motifleri olduğunu görmemek mümkün mü?

Ağlamak, ağ kökenli mânâ ailesinde kişinin vicdanen kendisini aklama gayretinin bir göstergesiyken ağıt ile yine vicdanın vefakâr dostu ağartmak için çırpınışı ifade edilir. Aklanmak, akıştaki meşruiyetin onaylanması itibarıyla bir haysiyet meselesi olarak anlaşılır. Aklanmak, cemiyet nazarında ve Hakk huzurunda “ağarmak” anlamını yine kendiliğinden taşır. Toplumda saygınlığın aynı zamanda ağırlıkla ifade edilmesi, yapılan işin yüz ağartıcı olması; kökten göğe yükseliş manasını içerir. Yani ağmak ve ağarmakla anlamın derinlerine biraz daha inilir.

Burada her aşamada görüş açısının berraklaştığı geniş bir ufuktan söz ediyoruz.

Türkçe yoluyla kendine ifade imkânı bulan kadim dünya görüşünün, sözcükleri elle tutulur bir intizamla ilişkilendirdiği görülüyor. Esasen burada birbirini yaratan bir seyirle düşünce yeni anlamları ve sözcükleri ortaya çıkarırken her yeni kelime, başlı başına bir fikrin ateşleyicisi olarak zihin konforunu engellemektedir. Türkçemizde sözcük kökleri, dil tekniği açısından birbirine bağlı olmakla kalmayıp aynı zamanda düşünceyi açan anlam öbeklerinin oluşmasını sağlamaktadır. Türkçe sözcükler, anlam kaymasına uğradığı varsayılan birçok noktada dahi aynı bütünlükle değerlendirilebilme imkânını korumaya devam eder. Gün olur da dil bilimciler Türkçenin içinde kendine özgü bir “manga” sistemi keşfederlerse kimse şaşırmasın.

Başka dillerdeki karşılıklarının kökleri hakkında bu yazı içinde konuşabilme fırsatına sahip olamasak da ağaç kelimesi, Türkçe anlama modelini çözümleme yolunda mucizevi bir öğe olarak bizi adeta büyülüyor. Ağaç sözcüğüne daha dikkatli bir göz ile baktığımızda sözcüğün, üretildiği toplum dokusunda doğanın özüne ve bu özün insani ilişkilerdeki etkisine açılan engin bir anlam denizinin kıyısında kendimizi buluyoruz. İki hece bütünlüğünde kök ve gök arasında seyr ü seferin niteliğine yapılan bu yüksek vurgu, anlaşılıyor ki sadece tabiata değil bilhassa anlama dokunmak zarafetini yüklenmiştir.

Ağaç diyerek kendinden kendine yükselmek gibi iç içe bir çağrışımla karşı karşıya kalmaktayız. Varlık akışındaki yönelişimizin-yükselişimizin sağ-sol, yukarı-aşağı gibi izafi boyutların sınırlarında tutsak olmadığını bu muhteşem sözcük vasıtasıyla biraz daha derinden fark edebiliyoruz. Ağacın yükselmesi (ağması) gövde, dal ve yaprakları ile gökyüzüne yönelirken kökleri vasıtasıyla toprağa yükselmektedir. Ağaç dendiğinde “Yönünüzü nereye dönerseniz Tanrı oradadır.” ayetinin tefsiri, bir tek kelimeye sığdırılmış olarak düşünen kalpleri hedef alır. Anlamı zorladığımızı düşünenlere; evet, bilinçli ve açık bir zorlama ile karşı karşıya olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

Yürümek için yorulmaktan ve yorumlamaktan başka çare olmadığına inanıyorum. Farklı düşünenler için ayrıca belirtmek isterim ki deneyim, sezgi ve diğer bilim araçlarıyla yapılan keşiflerin bile insan zihninde bir yoruma tabi tutulmadan hayatta karşılık bulması nasıl mümkün olacaktır?

AĞACIN DALLARI OLARAK AĞMAK- AĞARMAK- AĞLAMAK –AĞIRLAMAK-AKLANMAK

Ağmak Türkçe düşüncenin ufkunu açan katmanlı ve birbirini tamamlayan bir anlam örgüsünün kalkış noktası olarak belirginleşir. İçinde yükselmek ve paklanmak eşzamanlı olarak bulunurken dolaylı olarak iradenin yoğunluğuna atıflar barındırmaktadır.

Yahya Kemal’in Özleyen şiirinin;

 

“Dağlar ağarırken konuşmuştuk tepelerde

Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde”

 

mısralarında da güneşin doğması ağarmak ifadesi ile anlatılır. Yani ağarmak kendisi var iken bizim için görünmez olan yüksekliğin karanlıktan temizlenerek kendini göstermesi. Ağlamakta da aynı içkin anlam kendiliğinden bulunur. Ağlamakla içerdeki karanlığın temizlenip paklanması ve kişinin kendi farkındalığı yoğunlaşır, oluşan duygu kontrastı sayesinde yükseltilerin hemen dibinde bulunan hata, kusur ve günahlarıyla yüzleşmesi gerçekleşir. Böylelikle ağlayış görünürde dışarı cereyan ediyor olsa da dikkat edildiğinde öze dönük ve müspet bir eylem çağrışımıyla daha anlamlı bir zemine oturuyor. Türkçenin duygu tanımlarındaki içtenliğin en güzel ifadelerinden biri olarak ağlamak, anlatılmak istenen duygunun kastını kâmilen bünyesinde taşır.

Ahmet Haşim’in Merdiven’ni;

 

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak”

 

dizelerinde Türkçe düşünen şairin şuuraltında sürdürdüğünü gördüğümüz anlam yüklemesi, bariz olarak göze çarpmaktadır. İlk bakışta sadece bir yavaşlık vurgusu göze çarpar. Mısraın içine gizlenmiş, belki şairin bile farkında olmadan ağır tanımının tam da köklerinden yaptığı göndermenin üzerinde ne kadar durulsa azdır. Dilin, varlık anlayışımızdaki estetiğin kusursuz bir taşıyıcısı olduğunun kanıtı olan birçok örneği sıralamak mümkün. Kökteki anlamı çözme gayretimiz, şairin sezgilerini bizim de hissedebilmemizi sağlıyor. Eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprakla ağlayarak semaya tutunma arzusunun, Türkçenin anlam ruhunda ağaçlara atfedilen göklerde ve köklerde ağarma eğilimiyle örtüşmesi, harikulâde bir anlam okyanusunda yüzdüğümüzü gösteriyor.

Türkçe anlam içeriğini bir bütün olarak ele alıp adım adım çözmeye çalışırken bir yandan insanın doğa ile ünsiyetinin göz ardı edilmiş taraflarını yeniden ve bir daha keşfediyoruz, diğer yandan da yüzyıllardır hırpalanmış hissiyatımızın bozulmuş kısımlarına dair itikadi bir peyzaj çabası kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Türkçe konuşanlar ancak Türkçeyi anlayarak düşünebileceklerdir.

YÜZ AĞARTAN AKINCILAR

Türk ordu edebiyatının kadim kavramlarından akın, akıncılık ve akıncılar da aynı anlama modelinin yarattığı devasa bir külliyatın başlıklarından biri olarak dikkatlerimizden kaçmamalı. Öyle anlaşılıyor ki ecdat; fitne fücurun kol gezdiği, zulmün ayyuka çıktığı coğrafyalara adım atmadan önce yapılması elzem olan “paklama” harekâtının adını çok güzel koymuş. Görüş ufkunun ağartılması ve asıl akış için gerekli olan nehir yatağının çer çöpten temizlenmesi eyleminin adına akın, zanaatına akıncılık, meslek erbabına da akıncı demiş. Böylesine yüksek içerikli kavramlar ancak kurucu ruhun şifrelerinin çözülüp özümsendiği hayat şartlarında vücud bulabilir. Ruhları şad olsun.

Görüldüğü gibi Türkçe, her aşamada köke yaslanan bir anlam bütünlüğüyle yürüyor. Bu yürüyüş, olağanüstü bir tutarlılık hassasiyeti göstermeyi gerekli kılıyor. Ne konuştuğunu bilmek, tabiri burada tam hedefini bulmaktadır. Sadece teknik olarak Türkçe konuşmak, Türkçe düşünmek için yetersiz kalacaktır. Dilin binlerce yıllık süzgeçlerden geçerek bize ulaşan anlamına bir bütün olarak vâkıf olmadan bilim, sanat, teknoloji ve düşünce üretmek bir hayâlden öteye geçemez. Daha da önemlisi, estetiğin künhüne varmadan inanmak bile bir ezber ve bir kuru gürültüden ibaret kalacaktır.

Türkçe gülelim ve Türkçe ağlayalım.

Tanrı’dan dileyelim akışımız yüzümüzü ağartsın.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.