«

»

Eyl 18

“Büyük Birader”i Gördüm

17909509_10212220205604366_224787284_nAlışveriş yapmayı oldum olası sevmem. Daha doğrusu bu tür işler için zaman harcamak çok sıkıcı gelmiştir, boğulurum sanki. Zaten bir şeyler almaya çalışırkenki kararsızlığım, hem beni hem de satıcıyı çileden çıkarır. En çok da bu sebepten kendime ve başkalarına eziyet etmemek için mümkün olduğunca alışverişten kaçınırım.
Hiç dikkat etmeden, gerekli özeni göstermeden yaptığım nadir alışverişlerden biriydi. Aradan zaman geçti, aynanın karşısında beğenerek aldığımı zannettiğim kıyafet, birdenbire gözüme o kadar sevimsiz göründü ki şaşırdım kaldım. Bunu ben mi beğenmiştim! Böyle bir tercihi hangi düşünceyle yapmıştım? Sonra evdeki eşyalar gözüme takılmaya başladı, onlar da gözüme bir başka sevimsizlikle ilişiyordu. Bu düşünce zamanla beni o kadar rahatsız etmeye başladı ki artık daha derin bir muhasebeye başlamaktan kendimi alamadım.
Evlerimize aldığımız eşyalardan tutun da giymek için tercih ettiğimiz kıyafetlerden duvarlara astığımız resim, hat ve benzeri objeler… Çocuklarımız için seçtiğimiz kitaplar… Dinlediğimiz müzik, yıllık izinlerde dinlenmek için tercih ettiğimiz zaman ve mekanlar… Arkadaş, eş ve dostlarımızla yaptığımız sohbetlerin usul ve içeriği… hakkında hiç düşünmediğimizi, bu ilişkilerde zaman zaman nükseden kabalığımızı üzülerek tesbit ettim. Örnekler çoğaltılabilir. Günlük yaşamımızdaki tercihlerimizin ne kadar özensiz olduğunu fark etmeye başlamak, hoş bir duygu değil doğrusu.

Bu özensizliğin bir sebebi olmalı, değil miydi? Sanki görünmez bir düşünce diktası; bize ne yiyeceğimizi, ne içeceğimizi, ne konuşacağımızı, nelerden hoşlanacağımızı, neleri sevmediğimizi… bizim dahi farkına varmadığımız bir yöntemle bize enjekte ediyor olabilir miydi? İşin en tuhafı, bu ruh hali bizi artık hiç rahatsız etmediği gibi bu halimizle mutlu bile olabiliyorduk. “Ben bu’yum, kendimle barışığım!” gibi sahteliği bile bizi nasıl yutturduklarını anlayabilecek bir farkındalıktan kaç ışık yılı uzakta olduğumuzu düşünebiliyor musunuz? Sanki A.Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yaşıyoruz da kimse gerçeği söylemeye cesaret edemiyor.

Yakın zamanda internette sosyal sitelerden birinde maalesef özensizce paylaştığımı sonradan fark ettiğim bir müzik videosunun görüntüleri için samimiyetinden kuşku duymadığım haklı bir eleştiri alınca içimdeki yara yine depreşti. Artık bu düşünce eskisinden daha da rahatsız edici bir yoğunlukla bir ur gibi içimi kemirmeye başlamıştı ki aynı duygular içindeyken izlediğim bir filmin final sahnesinde tabiri caizse hastalığın teşhisini apaçık gördüm.
İnsanın kendi gerçekliğinin bir bölümüyle de olsa aniden yüzyüze gelmesi; gördüğü manzaranın bulanıklığına, devasız tutarsızlığına dahası acımasızlığına rıza göstermesi o kadarda kolay değil sevgili dostum. Bizi bu hale nasıl getirmişlerdi, bu kadar savunmasız kalmaya nasıl alıştırılmıştık? Hangi yoldan bu menzile gelmiştik ?

Teşhis anı-sı-na dönecek olursak G. Orwell’in 1984 distopyasını birçoğumuz bilir. Romanda “düşünce polisi”nin bile olduğu karanlık bir gelecek anlatımı söz konusudur. İşte izlediğim film, daha önce okuduğum bu distopyanın pek başarılı sayılamacak bir uyarlamasıydı fakat final sahnesi, kitaptaki anlatımla neredeyse aynı derece etkiliydi. Kitabı okumamış olanlar için en azından sahneyi kısaca anlatmam gerekiyor. Sahne, kahramanın yaşadığı korkunç iğdiş edilme sürecinin sonunda nasıl değiştiğini dramatize ederek sürerken kafede oturan kahramanımız, televizyonda kendisinden nefret ettiğini zannettiği “büyük biraderi” görür ve gayrıihtiyarı dudaklarından “Seni seviyorum.” sözleri dökülür. Bunu söylediğine kendisi bile o kadar şaşırmıştır ki ağlamaya başlar ve film bu sahneyle biter.

Şimdi korkuyorum, acaba böyle bir süreç mi yaşadık ya da yaşıyoruz? Korkuyorum; aynada gördüğüm kıyafetimin modelinden, dinlediğim bir müzikli videonun içinden, çay koyduğum sehpanın üzerinden, okuduğum bir kitabın meramını anlamaya çalışırken… “Büyük Birader”i görüp de dudaklarımdan “seni seviyorum”un dökülmesinden, en çokta sevdiklerimin bana bakarken “Big Brother”i görmesinden…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>