Keskin Viraj

img_0858Olayları hepimiz oturduğumuz yerden bütün dünyayı ama özellikle belli bölgeleri kendi stüdyoları olarak gören güçlü ve büyük yönetmenlerin çektiği bir “Görevimiz Tehlike” filmi izler gibi izliyoruz.
Senaryo çok tanıdık ve bildik olmasına rağmen sonunu yine de merak ettiğimiz bir film. Ve belki de fark etmeden içinde oynadığımız, dost ve düşman karakterlerinin, iyi-kötü terimlerinin yer değiştirdiği; belki yönetmenin bile farklı olduğu bir film…
Demem o ki konuya o kadar uzaktan ve klişe bakıyoruz ki olayların ortasında olaylara yabancı, olayların dışında ve sadece figüran olarak kullanılan, olaylardan kopuk bir sürü gibi…
Ülkeyi ne idüğü belirsiz casusların, eli kanlı örgütlerin, her tür istihbaratçının elini kolunu sallayarak cirit attığı bir yol geçen hanı haline getirdiğimiz yetmezmiş gibi kendi istihbarat birimimizin de kahvede oturan Ali amcadan belki bir tık ötede bilgi sahibi olduğu bir haldeyiz.
Daha evvelden doğru ya da yanlış, uç veya abartı olsa bile Mahir Kaynak, Aytunç Altındal gibi komplo teorisyenlerinin kurguladığı senaryolarla çekilebilecek filmleri başka başka açılardan görüp sorgulama, düşünme ve analiz edebilme şansı buluyorduk.
Beynimizin lobları bir nebze olsun hareket ediyor; sadece duyduğu, gördüğü ve kendine sunulup dayatılanla yetinen insanlar olmak yerine “acaba”lar üretip düşünebiliyorduk.
Jöleli beyinlerin üretip önümüze koyduğu bildiğimiz tek teori olan “Yol ve köprü yapmamızı kıskanan Avrupa veya Amerika, bizi durdurmaya çalışıyor.”dan öte kuyrukları birbirine değmeden hareket etmeye çalışan onlarca çıkar grubunun hedefleri hakkında bir nebze fikir edinebiliyorduk.
Okların hepsi bir ülkeye yoğunlaşırken mağdur ülkenin böyle düşünmemizi isteyip bizi NATO’dan ayırarak kendi kucağına almak isteyebileceği bir teoriyi saçmalamak olarak görmüyorduk mesela.
Düşünce sistemimizi ve bize gösterilenin dışına çıkma yetimizi de bu tip insanları susturarak tükettik, geçmiş ola…
Olaylar bizim ortamızda ama bizim dışımızda bizi müdahil etmeden sadece kukla hareketlere büründürerek devam ederken ve hatta birilerinin artık son hızla düğmeye bastığı bir ortamda hızlı, akıllı, makul ve basmakalıplıktan uzak stratejiler üretilmeli.
İçi boş, altı doldurulmamış, kuru laf kalabalığından öte gerçekten birlik beraberlik zemini hazırlanıp etrafında birleşilecek değerler olduğu ve ayrılırsak dağılacağımız gerçeğinin döve döve değil, itinayla anlatılması gerekliliği en elzem konulardır.
Zira naçizane biz sosyal medyada “Türk milletine hakaret etti, küfür etti.” gibi profil paylaşımlarıyla oyalanırken ülkenin göbeğinde ve sınırlar ötesinde birbirine bağlamayı bile başaramadığımız bölük pörçük bir sürü parça ayyuka çıkıyor, tilkilerin kuyruğu hızla dönüyor ve biz her şeyi hala elimizde tuttuğumuz bir iki örgüt ismine bağlayıp işin içinden sıyrılıyoruz.
Emperyalist savaşın ve savaşçıların; sermaye ağalarının ve paranın; dini, milleti, ırkı, mezhebi, siyahı, beyazı, toprağı, bayrağı ve sınırı yoktur. Bunlar ancak onların silahı ve güçlü araçlarıdır, ellerinde kukla gibi oynayıp oynattıkları figürlerdir.
Biz basit oyunlara sarılıp oyalanırken örümcek ağı etrafımızda.
Maalesef.
Karamsar değilim, olmak istemiyorum ama binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir millet olarak çok hızlı silkelenmemiz gerektiğini görüyorum.
Yıllar önce bir hocamın söylediği sözdeki dönemeci çok düşünmüştüm: “Ülkenin önünde bir dönemeç var, eğer orayı sağ salim dönerse bu çağın galibi olur; dönemezse vay halimize…”
En yakın zamanda bu virajı hep beraber alabilmemiz dileğiyle.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.