Bunaltı

img_0858İnce bir buz tabakası üstünde dönen bir dünyadayız artık. Yozlaşmış kalıp ve ideolojilerin, ezber kurgulara dayanan baştan savma sanrıların yarattığı bir cehennem. Dindarların dinden çıkardığı, liberallerin bağnazlaştığı; özgürlüğün tutsaklık, esaretin korunaklığa döndüğü; demokrasi naralarıyla şehirler istila edilen, Allahuekber nidalarıyla boğazlar kesilen ve tüm kavramların içinin boşaltılarak freni boşalmış bir kamyon gibi yokuş aşağı sürüklenen bir dünya.
Birbiriyle çarpışan bunca kavramın ardında dönen çirkin çıkar ve rantların sebep olduğu binlerce insan, binlerce hayat ve toz toprağa gömülüp parçalanan bedenler, çığlıklar, haykırışlar. İster Suriye deyin, ister Irak; ister Halep deyin ister Cizre. İster İstanbul ister Sincan. Veya bombaların patladığı, silahların susmadığı, sudan ucuz hayatların yaşanıp minnacık çocukların sırtından siyaset güdülen ve ölüm yağan herhangi bir ülke, başka bir şehir…

Bunca kötülüğün ve pisliğin ortasında en kötüsü ise yüzsüzce üretilen bahanelerle, klişeleşmiş kavram ve terimlerle kabalığın, aymazlığın, baştan savmalığın, liyakatsizlik ve sorumsuzluğun kutsanıp ince ruhla-nezaketle yaşamanın imkansızlaştırılması.

Böyle bir dünyanın ortasında boğulmadan yaşamayı becerebilmek ve utanmadan nefes alabilmek gittikçe zorlaşıyor sanırım. Zira her geçen gün bir başka ölüm, bir başka zulümle zehirleniyoruz.

Ya yağan bombalar altında toza toprağa bulanıp beton yığınlarının altında kalmak küçük bedenlerin kaderi; ya birbirine sarılıp kül olmayı beklemek… Ya er kişilerin iki dudağının arasına gömmek hayallerini, ya bir bohça gibi ellerinde gurbete sürüklemek.

Ya sessizce sindirmek bütün şiddetini dünyanın… bombaları, silahları, tecavüzleri, ölmeleri, sövmeleri….
Ya da bir çığlık basıp bu hoyrat düzene son kez , haykırarak çekip gitmek…

“Doğduğun coğrafya kaderindir, değiştiremezsin ” derken haklıymış demek ki şair…Değiştiremedik…Değiştiremiyoruz..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.