«

»

Şub 29

Mehdi Umudumuz ve Güvencemizdir

Altay ÜnaltaySorun, bir Mesih ya da Mehdi’ye inanmaktan çok, onunla birlikte kabul edilen tarih görüşüdür.

Bir “felsefî” Mehdici olarak şunu söylemem gerek: Sorun, bir Mesih ya da Mehdi’ye inanmaktan çok, onunla birlikte kabul edilen tarih görüşüdür. Bu sorun,1979 İran Devrimi’nde de ortaya çıkmıştır.Bugün bazı Müslümanların eleştirdikleri türden Mehdicilere göre, tarih sürekli geriye gitmektedir. En hayırlı dönem; Asr-ı Saadet’tir. Ondan sonra nesil nesil sürekli geriye gidilmiş, neticede bugünün modern karanlığına düşülmüştür. Bu ilahî bir kaderdir ve yapacak bir şey yoktur. Bunu değiştirme yetkisi de tek bir kişiye (Mehdi), o da muvakkat bir süre verilmiştir. Zaten ondan sonra da kıyamet kopacaktır. Yani inanana, onu beklemekten ve kendisini ve ailesini haramdan korumaktan başka bir şey düşmez.

Tersine, ileri giden bir tarihte mustaz’afların çağlar boyu mücadelesiyle hak cephesini milim milim ilerletip sonunda Mehdi’nin gelişiyle adaletin zirveye ulaşacağına, zulmün son ve kesin yenilgiye uğrayacağına inanılan bir tarih yorumunda “Mehdi” umuttur, mücadelenin boşa olmadığının teminatıdır, Hakk için mücadeleye azmetmenin ahir zamanda Allah’tan gelen karşılığı ve insana hediyesidir.

Biraz da bu tarih yorumlarının İran Devrimi’nde birbiriyle nasıl çatıştığından bahsetmek gerekir: Humeyni’nin Mehdi bekleyen, gerileyen bir tarih görüşüne saplanmış, pasif bir Şiîliği, Mehdi’nin gelişine hazırlanmaya ve onun taçlandıracağı zafer için bugünden mücadele başlatmaya yönelik aktif bir Şiîliğe ya da pasif intizardan aktif intizara ikna etmesi ile İran Devrimi mümkün oldu. Ondan önce de yıllarca Ali Şeriati aydın ve öğrenciler arasında “intizar”ın pasif ve kıyameti beklemekle eş anlamlı bir hal olmadığını, bilakis aktif, mücadeleci ve “tarihi yapıcı” bir eylem olduğunu anlatmış durmuştu.

İran Devrimi’nde iki anlayış arasındaki çatışma hayli alevlendi. Şiî örgütü Furkan, Humeyni’nin en iyi öğrencisi ve manevî evladı Mutahhari’yi öldürdü. Katiller mahkemede verdikleri ifadede “Siz dünyaya adalet getiriyor, böylece Mehdi’nin gelişini geciktiriyorsunuz. Oysa Mehdi, zulümlerin zirveye çıktığı zamanda gelecektir; bu yaptığınız ihanettir, onun için Mutahhari’yi öldürdük” dediler. İsterseniz siz bunu “Siz tarihi ileriye, hayra götürüyorsunuz, oysa tarih geriye, şerre gitmeli” şeklinde anlayın. Davaya bakan hâkimler, bu sanıkların basit devrim düşmanları olmadıklarına, samimi Müslümanlar olmakla beraber Mehdilik, intizar ve tarih konusunda “hatalı içtihadın” kurbanı olduklarına hükmettiler. Katiller, devrimin ilk günlerinin o kargaşası ve tutunma gayretlerinin getirdiği sertliğe rağmen idama çarptırılmadı, affedildiler; yalnız konuyu doğru anlamak için “zorunlu eğitime tabi tutulmalarına” hükmedildi.

Şimdi, ister Mehdi(ler)e inanın  ister on(lar)a inanmayın bu konunun kıyamet hakkındaki inanışları da ilgilendirdiğini fark etmişsinizdir. Geleneksel kıyamet algısı (Sünnîlik ve Şiîlikte) aynıdır. Aydınlık günler geride kalmıştır, “bina ve zina artacak”tır. Felaketler arta arta tam bir karanlık dünyanın üzerine çökecek (Mehdi gelsin ya da gelmesin), hatta kıyamet sadece kâfirlerin üstüne kopacak, yeryüzünde Müslüman bile kalmayacaktır.

Tersine, aydınlık bir devrin önümüzde bizi beklediği “tarihte ilerleme” anlayışına dönersek, zulüm adım adım bu dünyadan temizlenecek ve en sonunda Mehdi gelerek tam ve kâmil adaleti getirecektir. Müslüman “tarihin motoru” ya da “kıyametin motoru”dur (bu aşağı yukarı Şeriati’nin “şehid tarihin motorudur” sözüyle aynı şeydir). Yani Müslüman hayır işler, hayır söyler, bu “külli hayr”ı artırarak tarihi ilerletir, kıyamet (ya da inanırsanız Mehdi) bir adım daha yaklaşır. Tersine zalimler şerr işler, şerr söyler, tarih geriler, kıyamet (ve Mehdi) uzaklaşır. Müslüman’ın işi, yaptıkları ve söyledikleriyle (Mehdi ve) kıyametin gelişini çabuklaştırmak, karşısındakilerin yaptığı ise onu uzaklaştırmak, gelişini geciktirmektir.

Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaştırsın), umudumuz ve güvencemizdir. Her mücadeleden sonra liderler, önderler, reisler hakkı bırakıp davanın kazanımlarını mal, makam, şöhrete te’vil ettiklerinde “Yahu bu hep böyle mi olacak, hiç o güzel günler gelmeyecek mi ?” umutsuzluğunun önündeki engeldir. Çünkü biliriz ki o Hakk’a, hakikate ihanet etmeyecektir.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>