Sözüm Ona

M.PalaSöz, dediğimiz şey tam olarak nedir? Dereceleri var mıdır, varsa biz hangi derecedeyiz?

Şöyle bir günlük hayatta konuştuğumuz şeyleri göz önüne aldığımız vakit maalesef birçoğumuz sınıfta kalıyoruz. Söylediğimiz şeylerin çoğunun bir hükmü yok aslında. Kendi adıma, bugüne kadar konuştuğum sözleri bir kenara bırakıp bundan sonra nasıl konuşabilirim, düşüncesine sahip oldum.

“İncil’in ikinci bölümü ‘Önce söz vardı.’ cümlesi ile başlar. Aslında bu ‘Önce kelam vardı.’ olarak çevrilmelidir, doğrusu da budur.” der bir yazar. Bu, beni çok etkilemişti o günlerde. Sonra sonra kafamda bu konuda olan ne varsa toparlayıp ona göre yol almam gerektiği kanaatine vardım. Sözü ele aldığımız vakit, bir anlamda sözün alt ve üst katmanları olduğunu görürüz.

Sözün bir üst katmanı ”atasözleri”dir. Malum bizi medeniyet haline getiren, toplum hayatını düzenleyen sözlerdir atasözleri. Atasözlerinden bir üst katmana daha çıktığımız vakit ”şiir” gelir karşımıza. Bu da malumunuz üzere içinde kafiye olan, sanat olan söz biçimidir. Atalarımız şiir ile konuşur, şiir ile yazar, tarihi şiir ile anlatırlardı. Şiirin akılda kalıcılığını da vurgulamak gereklidir. Bir üst katmana çıktığımız vakit sıra ”hadis”e gelir. Peygamberimizin sözleri olduğu için şiirden daha üstte söz biçimidir. İnsanlığa yön veren sözlerdir. Bir üstü ve son olarak karşımıza ”kelam”gelir. Kelam ruh demektir, kitap demektir. Kelam Allah katındaki söz demektir.

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.

Sözün alt katmanlarına baktığımızda bir alt katman olarak ”laf” gelir. Laf, yani çerçöp… Faydası yoktur, zararı çoktur. Laftan sonraki alt katman ise ”küfür”dür. Bu da malumunuz günümüz insanlarının büyük bir kısmının ağzından hiç düşmeden çıkan, toplum olarak durumumuzu vasatın altına çeken söz biçimidir.

Söz var, dağa çıkarır; söz var, dağdan indirir.

Savaşlar sadece kılıç ile beden gücü ile yapılmazdı. Atalarımız savaştan önce düşman ile mektuplaşırdı. Bu mektuplar muhatabı için “Ben senden bilgelik yönünden de üstünüm.” anlamı taşırdı. Muhatabına onun dilinde mektup yazar, onu savaştan önce ilmen yenerdi. Bu mektuplar da genel olarak şiir biçiminde yazılırdı.

Bizimle saltanat lafın edermiş ol Karamânî

Hüdâ fırsat verir ise kara yere karam ânı.

Biraz daha yakın tarihe gelirsek… Malumunuz Aşık Veysel ama idi. Karısı bir gece onu terk edip başka birisi ile kaçmış. Aşık Veysel anlamış durumu, ona hak vermiş; bunca zaman yemeğimi yaptı, elbisemi yıkadı, çocuklarımıza analık etti… diye hoş görmüş. İçi içini yakarken kaçıp gitmesine mani olmamış. Karısı gece geç saatlerde bohçasını alıp koşar adım evden çıkıp giderken ayakkabısının içinde onu rahatsız eden bir şeylerin olduğunu fark etmiş, durup ayakkabısını çıkardığında bir miktar para ve bir not görmüş: ”Bütün param bu kadardır. Hakkım varsa sana helaldir. Gittiğin yerde kendini ezdirme. Bir de güzelliğin on para etmez, bu bendeki bu aşk olmasa!’ ‘yazıyormuş.

Bazı sözler insanlara ağır gelir. Yüzlerce kılıç darbesinden daha acı veren sözler vardır ya da milyonlarca lirayla alınamayacak mutluluklar. Onun için ne söylediğimize dikkat etmemiz gerekmektedir. Bol keseden atmayan, söylediğimiz sözün arkasında durabilen, 300 kelimeyle sınırlı kalmayan, yerinde saymayan, laf ve küfür katmanına düşmeyen insanlardan olmak ümidiyle…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.