«

»

May 29

Kutsal’a Karşı Aşk

Altay ÜnaltayTerminolojiye dair bir not: Burada “Kutsal”, Türkçedeki “Kut” ya da onun bir türevi anlamında kullanılmamış; Batı dillerindeki “Sanctus” (“sancire” ya da “sanctio”dan türetme: “buyruk”, “kanun”, “buyurma”) ya da “Sacrament” (“sacrare”den türetme: ayırmak, mahkûm etmek, ya da kutsallaştırmak) karşılığı alınmıştır.

Kutsaldan bahsetmek nedense bende hep bir mayın tarlasına girmiş olmanın ürpertisini uyandırmıştır. İnsanın uzak durması gereken bir alan belki; ama ne yazık ki müspet duygulardan çok (sevgi, saygı gibi) menfi duygular (başına dert almak) nedeniyle.. Bir de Aşk var tabii ki. Sonuç itibariyle Kutsal’dan daha az tehlikeli sayılmaz. Ama neden Kutsal’la arasında gerilim olan insan Aşk’a teslim olmak için içinde tuhaf bir istek hisseder? 19. – 20. yüzyıllar (sonuçları ne kadar tartışılırsa tartışılsın) aklın ve müspet bilimin insana, topluma ve dünyaya egemen oluşu ile damgalanmıştır. Bu bağlamda dünyada birçok şey geriye dönüşsüz olarak değişmiş olup, inanç ve kanaatlerimiz de bundan etkilendi.

Geleneksel- modern öncesi toplumlarda bir şeyin kabul edilmiş otorite tarafından “haram” (tabu) ya da “kutsal” ilan edilmesi ona dokunmamak ve saygı göstermek için yeterli bir nedendi belki. Otoritenin de bizzat “kutsal” olmasını ya da en azından resmi otoritenin ahali nezdinde bir derece güvenirliği olduğunu ve henüz bunun aşınmadığını düşünebiliriz. Bunlar tüm zamanların belki en kaotik ve değişimci yüzyılları olan 19. ve 20.ler tarafından aşındırıldı ve bir kenara atıldı. Kutsal bu süreçte ağır yaralar aldı ve hala kendine gelemedi; Aşk ise yaralanmak ve berelenmekle birlikte bu altüst oluştan daha çabuk yakasını sıyırdı gibi görünüyor.

Geçmişte dahi Kutsal kendini korumak için tek başına ahali nezdinde uyandırılmış o ürpertici saygıya güvenememiş; kendini kurumlar, askeri ve fiziki güç yoluyla daha çok güvenceye almaya çalışmıştır. Modern çağlardan önceki 5000 küsur yıllık insanlık tarihi boyunca Kutsal her ülkede siyasi iktidarla kopmaz bağlar kurmaya çalışmış; kiliseler, tapınaklar, din kurumları şeklinde örgütlenmiş, toplumda hatırı sayılır yüksek mevkiler ve maddi kaynaklarla kendini donatarak varlığını güvenceye almış, bunun yetmediği yerlerde engizisyonlar, iman mahkemeleri kurarak fiziki şiddet uygulamış; insanlar ya kutsala hakaretten diri diri yakılmış ya da İmam Ebu Hanifeler, Ahmed bin Hanbel’ler, Şeyh Bedreddinler, Nesimîler, Hallac-ı Mansurlar, Sühreverdiler gibi işkencelere uğramış, idam edilmişlerdir.

Tüm bunlara rağmen Kutsal’ın kapısı defalarca cesur ve akıl sahibi insanlarca çalınmış, onlar düşünülmesi Kutsal’ca yasaklanmış olan konulara girmişler, kutsal esrarengizlik şatolarını yerle bir etmişlerdir. Kutsal çaresiz kalarak acımasız fiziki şiddeti devreye soktuğunda buna da sabır ve metanetle direnmişlerdir.

19. ve 20. yüzyıllar geleneksel Kutsal açısından (dünyevi – profan başka “Kutsal”ların yükselişi istisna!) kara bir dönem olmuştur. Kutsal, “Hakikat”in tek temsilcisi olarak konuşma tekelini yitirirken, fiziki şiddet kullanma yetisi de ciddi şekilde sınırlandırılmış ve durdurulmuştur. Kutsal’ın eski gücü kalmamakla birlikte o yine de hatırı sayılır maddi imkânları deruhte etmeye devam edebilmiş, Batı’da Katolik Kilisesi devasa bir kale olarak Kutsal adına yükselmeye devam ederken, İslam dünyasında da Kurumlaşmış Din, hemen her ülkede resmi iktidarla işbirliği-güçbirliğine giderek “Kutsal Geleneği” korumak adına yoluna devam etmiştir.

İnsanı hayvandan ayıran en büyük yeti olan Akıl, denebilir ki, bir cephede Kutsal tarafından durdurulmaya ve sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Ama Akıl, Kutsal’ın tüm entrikalarına karşı direnirken, Kutsal, müzakere meydanında yere seremediği Akl’ı güç ilişkileri, siyaset, para ve gerekirse fiziki şiddet ile alt etmeye çalışmış, bunda kısmen de başarılı olmuş; ama Akl’ın fetih ve karanlıkları aydınlatma arayışını tam engelleyememiştir. Kutsal “anti- rasyonel” (akıl karşıtı)’dir. Peki, Akıl’daki bu başeğmezlik ve kendine güven nereden gelir?

Akıl insanı gerçeklerle tanıştırandır. Dinler akıl sahiplerine hitap eder. Ve hangi dinin çağrısının doğru olduğunu seçmek iktidarı bu dünyada Akla bırakılmıştır. Akıl bu görevi yerine getirirken insanın içine yönelir ve her insanın içinde parıldayan o Hakikat Işığı’na danışır: “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışında hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30/30). Evet dimdik ayakta duran din insanın tabiatında saklı o Hakikat Işığı’dır. Kimisi bunu kullanarak daha çok parlatır ve kendi yüreği de aydınlanır; kimi ise üstünü örterek onu ışık veremez hale getirir ve yüreği kararır.

Peki, bu süre içinde Aşk’a ne oldu?

Aşk, bütün bahsettiğimiz yüzyılları korumasız ama güçlü bir dağ çiçeği gibi yaşamış; 19. ve 20. yüzyılların ruh örseleyen (kapitalist!) materyalizmi onun rengini hayli soldurduysa da hayatiyetini yok edememiş, o (şükür ki!) beklenmedik köşe- bucakta karşımıza şaşırtıcı renkleri ile hep çıkmaya devam etmiştir.

Tıpkı Kutsal gibi Aşk da Aklın sirayet etmediği bir alandır. Ancak Akıl yasaklı olduğundan Aşk’ın ülkesine giremiyor değildir. Her şey gibi Akıl da Aşk’a davet edilmiştir; ama onun ülkesine giremez; o ülkeyi fethedemez, gücü yetmez. Aklın karanlıkları aydınlatan feneri aşkın yakıcı ateşine girince kör olur. Kutsal “anti -rasyonel” ise, Aşk “meta -rasyonel” (akıl üstü)’dir.

Aşk, gerek geçmiş yüzyıllarda, gerekse modern çağlarda hiçbir kurum ya da siyasal iktidar tarafından korunmamış, bunların korumasına gerek kalmadan uçarı bir kelebek gibi varolmaya devam edebilmiştir. Zaten Aşk’ı “kurumsal koruma” altına almak onu altın kafese hapsetmektir, Aşk burada, özgür olmak için kendini kafesin duvarlarına çarpa çarpa ölür.

Kutsal’la kıran kırana çarpışan Akıl Aşk karşısında tutulur; kısa süre içinde ona teslim olur. Tabir caizse “gerçek kutsal Aşk’tır”, ya da “Kutsal, yalancı aşk”tır: Kutsal kıskançlıkla Aşk’ı taklit etmeye onda olanı elde etmeye çalışır; ama başaramaz.

Kutsal, yüce kaleler misali merkezi kurumların duvarları gerisine çekilerek varlığını sürdürürken, Aşk karşımıza beklenmedik yerlerde çıkar: Bir Sufi dergâhında okunan Kuran’da, söylenen ilahide, şairin şiirinde, çobanın türküsünde ya da dilsiz düşmüş aşığın sevgilisine bakışında… Kutsal kendini dünyevi ya da uhrevi ceza tehdidiyle korur; “bunu yaparsan seni aforoz ederler, dışlarlar ya da yakalayıp cezalandırırlar, şunu söylersen cehennemlik olursun” gibi. Aşk ise hiçbir şeye ihtiyaç göstermez, ödülü Maşuk’tur:

“Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver onları

Bana Seni gerek Seni”

der Yunus.

Kutsal adına düzenli ordular, merkezi güçler, maaşlı askerler harekete geçer; bunlar ülkeleri, halkları, iklimleri fethedebilir, ama yaptıkları iş genellikle fazla hayır getirmez; kalıcı olmaz.

Aşk adına serdengeçtiler, yoksul köylüler, kendi halinde insanlar harekete geçer; halktan birden isimsiz kahramanlar çıkar, tarihe mâlolurlar. Bunlar profesyonel orduların aksine genellikle yenilirler, ama buna rağmen yaptıkları tarihte kalıcı izler bırakır!

Neden Aşk bu derece güçlü bağlar kurar? Çünkü Varlık, metakosmik (Kosmos öncesi ve sonrası) Tarih’in başlangıcında parçalanmış ve birçok “ben”e ayrılmıştır. Ve bu “ben”ler bir araya gelmeye çalışırlar; amaç “Külli Ben”de birleşmek, Çokluk ve Kargaşa’yı yok ederek Tevhid’i ve Nur’u tamamlamaktır: “…kâfirler istemeseler de Allah Nur’unu tamamlayacaktır.” (Saff, 61:8). Nur’un tamamlanması ‘Herşey’in tamamlanmasıdır, çünkü “Allah, göklerin ve yerin Nur’udur… O Nur üstüne Nur’dur” (Nur, 24:35).

Aşk gelirse insana yön veren kelimeler “Aşk”, “İman” ve “Ahlak”tır. Aşk gittiğinde ise geriye          “Kutsal”, “Akaid” ve “Muamelat” kalır.

Aşk ehli sahabi Rebii b. Amir’in sözleriyle sözü bağlayalım isterseniz: Kendisine İran’a neden gediklerini soran Kisra ordularının komutanı Rüstem’e demişti ki: “Biz buraya insanları dinlerin zulmünden kurtarmaya geldik…”

Kutsal yenilecek, Aşk kazanacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>