«

»

Nis 12

Sevgi ve Şükretme Üzerine

Esin Esra AltıntaşZamanın yüzyıllardır aynı akmasına rağmen günümüzde insanların yaşamlarını hızlandıran şey ne? Dakikalar daha mı hızlı ilerliyor? Günler, aylar daha mı çabuk geçiyor? Toplum olarak tahammülsüzleşme sebebimiz bu mu?

İnsanların bir yere yetişmek için, işlerinin hallolması için etrafındakilere yapmayacağı şey kalmadı. Hızlı akan zaman insanlığımızı, sabrımızı, saygımızı, sevgimizi ve en önemlisi de şükran duygumuzu peşinden götürdü. İnsanlara teşekkürü çok görür olduk. Peki ya Tanrı’ya şükretmeyi biliyor muyuz?  Bu da tartışılır. Sadece zor zamanlardan ferahlığa çıkınca aklımıza gelen şey oldu Allah’a şükretmek. Tabii bu da yine çağımızın getirdiği zorda kalma durumunun bir sonucu.

İşe, para kazanmaya, hayatta kalma mücadelesine dalışımız sadece bedenimizi doyurmaya yarıyor;  ya ruhumuz? İnsanlarla iletişim kurduğumuzda ruhumuzun açlığı ortaya çıkıveriyor. Düşününce zamanın hızlı aktığı, günlerin ayları her zamankinden daha hızlı kovaladığı yok aslında. Bu yaşananların basit bir açıklaması var: İnsanlığın var olma, yaşayabilme çabası. Bu basitlik korkunç bir gerçekliği de taşır ardında… Mekanik, şükrü bilmeyen, sevgisiz bir dünya…

Sevgisiz dünya demişken Can Yücel’in bir mısraı düştü aklıma: “Ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün.” Dünyada her güzel şeyin başlangıcı sevgidir. Bazen bir çocuk gibi olabilmeli insan. Gazete aldığı ihtiyara teşekkür edip ekmek aldığı fırıncıya gülümseyebilmeli. En önemlisi, sevdiklerinin değerini yaşarken bilmeli. Her an bir daha göremeyecek gibi hassas ve sevgi ile yaklaşmalı, onları sabırla dinlemeli.

Dünyayı değiştirmek için küçük adımlar atmalı. Yarın sebepsizce birine gülümse, bir günaydın de ve karşılık beklemeden iletişime geçtiğin herkese teşekkür et! Haydi, geç olmadan harekete geçmeli!